Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
Bir kapıdan son kez çıkıyorsanız...

Bu yazı beni aldı götürdü başka diyarlara derler ya öyle oldu bana da. Ben her zaman kader / kısmet üzerinde haddinden fazla düşünmüşümdür. Aslında yazının direkt olarak bununla alakası yok ama yine de ucundan kıyısından ek olarak birşeyler yazmak istedim. Kader ve kısmet arasında ne fark var sorusuna kendimce bulduğum cevabı paylaşmak istiyorum...Birşeyler yapanların başına gelenler kısmet, hiçbirşey yapmayanların başına gelenler ise kaderdir...Bebeğiniz veya çocuğunuzla evde güzel vakit geçirmek istiyor ama hala mesaiye kalmayı tercih ediyorsanız, kaderinize razı oldunuz demektir. Bir daha asla geri gelmeyecek o anlar için birşeyler yapmaya başladığınızda kısmetiniz devreye girer. Bence kısmetli insan, Tamer Bey'in kırılma noktası dediği anları önceden veya o anda idrak ederek, "farkında" yaşayan insandır. Bir de bu işin fırsat boyutu var. Kırılma noktalarının tümü aslında birer fırsattır. Şans ise fırsatlarla hazırlıklı olarak karşılaşmaktır...

05 Eylül 2007 12:12
Küçük kararlar alabilmek

Çok haklısınız ! Ani olarak büyük kararlar alıp uygulamaya koymak yerine, büyük resmi görüp, kendimize hedefler belirleyip, bu hedeflere ulaşmanın üzerinde çalışılması gereken ciddi bir süreç olduğunu unutmamak ve başarının aslında sadece ulaşılmak istenen hedefe varılan noktaya değil bu yolculuğun tümüne dendiğini, hergün hayatımızda yapacağımız küçücük değişikliklerin uzun vadedeki inanılmaz sonuçlarını anlamak (örneğin yarım saat az uyuyup bu sürede kitap okumak) En değerli şey, başarıyı ne olarak gördüğümüzü net bir şekilde kendimize has olarak tanımlamaktır. Başkalarına göre değil ! Burası çok önemli çünkü bir çoğumuz başarıyı başkalarının sahip oladuklarına sahip olmak olarak tanımlıyoruz. Halbuki başarı bana göre şudur; bir kişi bile olsa benim varlığımdan dolayı bu dünyada daha rahat nefes alabiliyorsa ben kendimi başarılı sayarım. Başarı ve hedefler üzerine kafa yoran arkadaşlar "çekim yasası" ile ilgili "The Secret" kitabını okuyabilir veya videosu da var seyredebilirler...

26 Nisan 2007 11:17
Hayatınızı basitleştirin

İlk bakışta aynı görünse de aslında öyle değil, bence hiçbirşeye hayır demeyenler, kendi hayatlarının iplerini elinde tutmayan, rüzgarlarla oradan oraya savrulanlar, herşey'e evet diyenler ise, kendi hayatlarının sorumluluğunu almış, seçimlerini bilinçli olarak yapan, "sürekli farkındalık" düzeyinde yaşayan insanlardır. Onlardan şunu duymanız olasıdır, "Evet" bu mümkün, "Evet" ben bunu yapabilirim...

07 Nisan 2007 08:58
Zaman yönetimine zaman yok!

Bizim gibi İstanbul'da yaşayanlara aslında "Kriz Yönetimi" lazım. Hergün irili ufaklı birkaç krizle karşılaşmayan biri pek yoktur sanırım. Ben "Kriz Yönetimi" 'nin en iyi şekilde empati yolu ile yapılacağına inanıyorum. Öte yandan çoğu "Zaman Yönetimi" kitabı ve yöntemi anlamlı gelmiyor bana. Çünkü klasik "Zaman Yönetimi" yöntemleri günlük koşuşturmaca içerisinde stres yaratabilen bir unsur. Bence herkes sonuç odaklı olup yapması gereken işleri anında aciliyet ve önem düzeyine göre ayırma becerisi edinmeli ve "Acil ama Önemsiz" tuzağına düşmemeye çabalamalıdır...

23 Şubat 2007 15:56
Sürekli şikayet edenlerle baş etmek!

Bakın başlıktan da belli olduğu üzere ben de bu şikayeti kronikleştirmişlerden şikayetçiyim :) Bu tip insanlar, diğer insanların enerjilerini, heveslerini ve genellikle vakitlerini çalarlar. Savaş Bey konuyu gayet güzel özetlemiş. Çok yakınım olmadıkça bu tiplerden uzak durmaya çalışırım. Çünkü öyle çoklar ki :) Bardağın boş tarafını görmek değil gerçek dertleri, kendi gibi birilerini bulup rahatlamak aslında. Piyasa çok kötü abi, evet ya bizim işler de ondan kötü zaten, hiç iş yok, millette para yok ya da millet parayı saklıyor abi tarzında boş muhabbetlerle kendine yandaş arayan tiplerdir bunlar. Daha da kötüsü, bu davranış tarzı bir virüs gibi bulaşıcıdır. Bir yerde okumuştum, bir yazar bu vakaya "Kurban Virüsü" diyordu. Çok doğru, insanlar için en kolayı kendini kurban gibi görmektir. Çünkü o zaman hiçbir şey yapmasına gerek kalmaz, sorun kendisinde değildir çünkü...

23 Şubat 2007 13:47
Nurtopu gibi bir Ağca’ mız daha oldu

Çok güzel bir yorum. Sonuna kadar katılıyorum. Uğur Mumcu'nun hala akıllardan çıkmamış olması ve kendinden önce bir çok gazeteci sukasti olmasına rağmen onun bir sembol haline gelmesi yine kendine ait olan şu sözlere uygun yaşadığını gösteriyor; "Korkaklar her gün ölür, cesurlar ise 1 defa"

22 Ocak 2007 23:38
Ah Emre!

Emre'yi korumaya çalışan zihniyeti ben de desteklemiyorum. Çünkü koruma amacı doğru değil. Fakat bireysel olarak çok üstüne gitmeye gerek yok diyorum çünkü Emre'ler kolay yetişmiyor. Yoksa bu konu önemli elbette tartışılmalı, hatta çözüm bulunmalı. Örneğin Almanya'daki yasa hiç de gülünç değil bence, madem bu bir hassas değer, koyarsınız yasayı anlayan anlamayan, eğitimli eğitimsiz herkes uymak zorunda kalır. Futbol yasası çıksın bizde de. Yurtdışına giden futbolcular ülkemizi temsil ediyorsa, yaptıkları bireysel hatalardan dolayı Türkiye'den ceza alsınlar. Avrupa'daki imajımızı ancak böyle bir hareket ile düzeltebiliriz. Yoksa testiyi kırdıktan sonra tokadı atmak o değeri kaybetmekten başka bir işe yaramaz kanaatindeyim. Hmm belki bundan sonrakilere ders olur, ama o zaman da her ders için bir kurban vermeniz gerekir.

22 Ocak 2007 13:14
Ah Emre!

Emre'nin düşüncesizce hareket ettiği kesin, sadece iyi futbol ile bir ülkenin iyi bir şekilde temsil edilemeyeceği de kesin. Fakat bu olay topyekün Türk milletine mal ediliyorsa, bu mal eden kimselerin ayıbıdır. Bu tip hataları her milletten her birey yapabilir ve yapmıştır da. Emre'nin ırkçı falan olduğunu zannetmiyorum, bence sadece şımarıklığından ve agresifliğinden geldi bunlar başına. Sonuç olarak böyle bir olay neticesinde bence Emre'yi şiddetle korumak da yanlış, çok üzerine gitmek de. Gerçekten ırkçı olsaydı elbette fikrim değişirdi. Böyle şeyleri memleket meselesi yapmamak lazım, hepimiz insanız ve zaman zaman çok büyük hatalar yapabiliyoruz. Bu arada Tugay gerçekten hem efendiliği hem de futboluyla bir adım önde, ne mutlu hepsini birden başarabilene...

22 Ocak 2007 00:57
Ah Emre!

Emre Hagi'nin öğrencisi sayılır, bence de söylemiş olma ihtimali yüksek. Yazık ama profesyonel olmayı illa başımıza böyle bir olay gelince öğreniyoruz. Bence Emre bin pişman ama iş işten geçti artık, ben ceza alacağını tahmin ediyorum...

21 Ocak 2007 00:34
Toplam blog
: 14
Toplam yorum
: 12
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 27398
Kayıt tarihi
: 19.07.06
 
 

Okulda pek popüler bir öğrenci değildim. Buna karşın 1 dönem aldığım teşekkürü saymazsak elle tutulu..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster