Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
Ruh sıçramaları...

Merhaba sevgili fulya... Her sabah evden çıktığımız da yada her akşam eve döndüğümüzde her şey aynı hep bir birinin tekrarı günler yaşıyorum diye düşünmemize rağmen günlerin değil anımızın bile bir biriyle farklı olduğunu farkındamıyız acaba... belki günlerimiz pek renkli değil ama hepsi bir öncekinden çok farklı ruhun sıçrama hali yada ruhun serbest dolaşma durumu başlı başına bir yazı konusu olduğu için ona hiç girmiyorum :) sevgi ve saygılar...

15 Aralık 2006 23:25
Beklentiler ve gerçekler...

merhaba sevgili fulya beklentilerinle gerçeklerin uyuşmadığı zaman böyle kendini didikleyip durursun hep bir öfke vardır içinde kendine yönelik insan olduğun için superman olmadığın için kızarsın herşeye ve herkese tüm sorunları çözemiyorsundur her şeye yetemiyorsundur gücün sınırlıdır oysaki görüyorsundur yaşam bi çok sorunla beraber gelmektedir ve sen hiç bir şey yapamıyorsundur caresizsindirbu seni dahada çok öfkelendiriyordur... evet haklısın insanız bizler gücümüz bi yere kadar önce gerçeklerini kabul edip iç huzurunu yakalayamazsan hiç bir soruna çözüm üretemezsin sürekli sorunlar yaşarsın ve o binbir bilgiyle dolu olan hayallerinin umutlarının olduğu beyninde öfke dolu düşünceler cirit atar hiç bir şey yeşermez olur... haklısın artık nehrin yatağında akma vaktidir olması gerekwn nehrin gerçekleriyle beraber en azgın nehirler bile yatağında ne kadar huzurla akarlar dimi... şimdi artık umudun beklentilerin ve gerçeklerin zamanı olsun sevgilerimle...

23 Kasım 2006 20:15
Kırılma noktası...

merhaba sevgili fulya... kırılma noktası üzerine çok doğru tesbitte bulunmuşsun ne kadar sıkıcı ne kadar çekilmez olsada şikayet ederek o yolda yürümeye devam ederiz çünkü böylesi daah güvenlidir sabah kalktığımızda gidecek bir işimiz var yada sokağa çıktığımızda selam verecek tanıdık yüzlerimiz var... bildiğimiz güzel mekanlar var gittiğimiz... burası bizim şehrimiz buranın yaşadığımız yerin her şeyini biliriz oda bizim her şeyimizi bilir o bağı koparıp atmak okadar kolay değildir... hepimizin içinde yaşadığımız yerden kaçmak için planları vardır hep gidilecek bir yerimiz vardır ama nedense hiç harekete geçemeyiz... bi emekli olayım gidicem burdan... çocuk üniversiteye başlasın gidicem burdan... şu dükkanı bi devredeyim gidicem buraladan gibi söylemleri çok duymuşuzdur cevremizden ama hiç bir yere gidemeyiz içimize sinmiştir bu şehir söylensekde mutsuz olsak da yaşamaya devam ederiz... ve hep şu soru aklımızda olur gitmek mi zor kalmak mı... sevgiler...

20 Kasım 2006 19:11
Ruhumuz çöl olmasın...

merhaba sevgili fulya çok güzel bir konuya değinmişsin bu yazında tebrik ediyorum öncelikle...biz insanlar gündelik yaşantılarımızda kısaca adına hayat gailesi dediğimiz uğraşlarla günümüzü geçirirken ruhumuzun hiç farkında olamıyoruz o ruh ne alemde nasıl bir yaşam istiyordu neyle karşılaştı hiç önemsemiyoruz oysaki bizler bu bedenden kurtulduktan sonra yolumuza o ruhla devam edeceğiz dolayısıyla bu dünyadaki birincil görevimizin o ruhumuzu en üst seviyeye taşımak olduğunu unutup bu dünyanın sanal yaşantısı yada nimetleri uğruna ruhumuzu feda ediyoruz... evrim deyince herkes fiziksel evrim üzerinde duruyor oysaki bana göre ruhsal evrim daha önemli ve o evrimin neresinde durduğumuz...henüz bu konuda alınacak çok yol olmasına rağmen senin gibi farkında olan insanların çoğalması bana umut veriyor ... sevgi ve saygılarımla...

17 Kasım 2006 21:19
Binlerce Yıldız...

merhaba sevgili fulya yazın bana bisikletle çıktığım ilk uzun yol macerasını hatırlattı bana ilk akşam bir tepenin üzerinde kamp ateşinin başında sırt üstü uzanıp gökyüzüne baktığımda elimi uzatsam tutacakmışım gibi yakın görünüyordu yıldızlar ozaman bende aynı şeyleri düşünmüştüm bizim yapay şehir ışıklarımız yıldızları siliyor gökyüzünden... bol yıldızlı geceler güzel günler diliyorum sevgi ve saygılar...

14 Kasım 2006 22:53
Şimdi bana neden diye sorma

merhaba sevgili fulya... böylesi haberler hepimizi etkiliyor insanız sonuçta ve yarın bir gün böyle bir habere konu olmayacağımızın garantisi yok... ancak gerçekten hayat ta böyle kendi dengelerini kuruyor ha bu dengeler adilmi diye soracaksan hayat bunla ilgilenmez... burada bize düşen bu yıkımlarla yıkılmak değil sevgili fulya bizler ayakta ve ruh sağlığı yerinde olmalıyız ki böyle durumdakilere yardım edebilelim belki bire bir o kişilere yardım edemeyiz ama yinede bir şeyler yapabiliriz... evdeki fazla ilaçlar kullanmadığımız bir battaniye ,giymediğimiz bir giysi birileri için hayati önemli metalar olabilir bu tür yardım derneklerine elimizde kullanmadığımız ne varsa vermeliyiz illaki birisinin işine yarıyordur en önemliside bizim caresiz olmadığımızı çarenin bir parçası olduğumuzu anlatıyordur bize... eğer bizde nedenler ve niçinlere takılıp olayların neden böyle olduğu ile uğraşırsak kim saracak bu yaraları... sevgi ve saygılar...

05 Kasım 2006 13:19
" Yaşadım " diyebilmek İçin...

merhaba fulya hanım... hepimizde vardır sanırım bunuda yaptım demek için bi şeyler yapma isteği ama pek çoğumuzda istek olarak kalır hep bir mazeretimiz vardır bu isteği ertelemek için ve fakat asıl erteleme nedenimiz cesaretsizliğimizdir... gıpta ile bakarız böyle isteklerinin peşinden gidenlere bi taraftanda eleştiririz sorumluluk yok tabi diye... bu arada bende bunuda yaptım diyenlerden olabilmek için gittim böylesi isteklerimin peşinden hoş bir duygu :) sevgi ve saygılarımla ...

03 Kasım 2006 23:43
Farkındayım...

merhaba sevgili fulya biz kabuğumuza çekilmiş monoton hayatımızı yaşarken etrafımızda da başka yaşamlar sürmekte sizinde yazınızda bahsettiğiniz üzere bu yaşamlarlın farkında bile olmayız çoğu zaman onları ya gazetede okuyunca ya haberlerde duyunca farkederiz aslında farkında olsak da yapacak bir şeyimiz yoktur bu hayatlar için... asıl kötüsü ne biliyormusun farkında olup da bişeyler yapamamak bu yüzden belkide farkında olmadan geçip gitmelerine izin veriyoruz bu yaşamların hayatımızın kıyısından sevgiyle ...

31 Ekim 2006 23:20
Yüksek duvarlar ardında...

merhaba sevgili fulya şunu söylememe izin ver gene çok başarılı bi yazı kaleme almışsın insanı yakalayan saran bi yazı ben kendi adıma kendimden bir şeyler buldum yazında... bazan insan hayatında kelimelere dökemediği döksede doğru karşılıkları bulamayacağı zamanlar olur böyle zamanlarda beyninden binlerce düşünceler zinciri geçerken sorulara kaçamak cevaplar verir yada sakalını çekiştirir... (bilirim bende de var sakal ) aslında duvar değildir onu kendi dünyasına hapseden bu düşünceler zinciridir ve o kapı açılmadan da kimse giremeyecektir içeri yada izin verilen dışında kimse... ve biliyormusun döndüğünde yada duvarlar kalktığında orada birinin olduğunu bilmek çok güzel umarım buna değiyordur sevgi ve saygılarımın kabulu dileğiyle 3 nokta

31 Ekim 2006 00:55
Eski ve tanıdık bir zamanda...

sevgili fulya bazan olaylar ve insanlar yada daha doğru bir deyişle yaşam üstüne üstüne gelir ve sen bir şey yapamazsın... ve hatta bunların altında ezilir boğulursun bir şeyler yapıyorsundur aslında oyalanmak için ama içinden gelmiyordur onları yapmak fırtınalar kopuyordur içinde sen sakin sakin yemek pişirmeye çalışırsın... yetmez...düşünceler zincirleme akar durur beyninde sen kitap okumaya çalışırsın... olmaz... oysaki tek ihtiyacın oaln bir sıcak merhaba bir dost sesi bir hoş sohbettir alıp seni götürecek günün ve günlerin daha dayanılır olmasını daha yaşanılır olmasını sağlayacak böylesi seslerin yaşamından fazla uzak olmaması dileğiyle sevgi ve saygıyla adet olduğu üzere 3 noktamızıda unutmuyoruz

28 Ekim 2006 01:26
Toplam blog
: 5
Toplam yorum
: 10
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 1257
Kayıt tarihi
: 03.12.06
 
 

Bir süre cafecilik deneyimim oldu... Bisikletle yurdun bir kısmını gezme fırsatı buldum, yaşamın içi..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster