Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
Gül Yaprağı Arkadaşım

Hepinize tek tek teşekkür ederim duyarlılığınız için. Hâlâ inanamıyorum Şerife'nin bir daha sesini duyamayacağıma, yüzünü göremeyeceğime :-( Hayat ne kadar da kısa, ne kadar da acımasız. Bu yüzden kimseye kırılmaya değmez diyor gönlümün bir yanı. Diğer yanı da kırılan yanlarımı onarmaya devam ediyor. Bir daha da MB'de yazacağımı sanmıyorum. Sevgiyle kalın...

13 Temmuz 2013 23:10
Nuh Tufanı. Gerçek mi, efsane mi?

Bütün içtenliğimle kutluyorum seni bu eşsiz -belgesel tadındaki- yazın için. Arkeoloji, mitoloji ne kadar derin, derya gibi, değil mi? Sen yazdıkça kendimden utandım, bilmediğim ne kadar çok şey var diye. Ama sayende Gılgamış destanını yeniden okudum. Bence sen hep yaz Taner. Bir tane bile rastgele yazılmış yazın yok senin, hepsi uzun araştırmalar, emekler sonucu yazılmış, bilgiye susamış insanlar için birer hazine değerinde. Teşekkür ediyorum sana tekrar. Sevgi, saygı ve dostlukla...

15 Mart 2012 15:03
Nuh Tufanı. Gerçek mi, efsane mi?

Değerli arkadaşım, Müthiş bir belgeseli seyrederken aldığım hazla okudum yazını. Aslında bu ikinci okuyuşum. Yayına çıktığı anda okumuş, içeriğinde pek çok özel isim olduğu için, daha geniş zaman ayırarak bir kez daha okumam gerektiğine karar vermiştim. Bir zamanlar Ağrı Dağı'nda Nuh'un gemisini aramayan yabancı kalmamıştı, hatırlarsın. O yıllarda bir Türk jeolog Ağrı Dağı'nda değil de Cudi Dağı'nda aramanın daha doğru olacağını, Cudi'nin jeolojik yapısının da bu efsaneye ve Kur'an'daki işaretlenen adrese uygun olduğunu falan açıklamıştı. Şimdi senin yazını okuyunca gözümün önünde öyle farklı şeyler canlandı ki. Gerçekten binlerce yıl önce neler oldu, hiç bilmiyoruz. Yazı insanlık tarihindeki yerini aldığı zaman pek çok gerçeği de yarınlara aktarmaya başlamış. O tabletler olmasaydı, içerikleri çözülmeseydi, diğer buluntularla eşleştirilmeseydi vs vs diye sürüp giderdi gerçek / efsane söylemleri. Senin yazının ardından Gılgamış destanının da özetini okudum internetten:)

15 Mart 2012 14:57
Anadolu'dan Seçme Öyküler isimli kitabımız

Kıssadan hisseli meseller anlatırdı biz çocukken babam. Bunlardan birini yazmak istiyorum sana. Kurtla kuzu sıcaktan bunalmış, dere kenarına inmişler, raslantı bu ya, aynı anda. Dere yüksekten akıp iniyormuş düzlüğe. Kurt, suyun yüksek yanından içmeye başlamış sudan. Kuzu ise düzlüğün olduğu yerden. Kurt kuzuyu görünce hemen ulumuş ' Suyumu bulandırıyorsun! ' demiş. Kuzu da cevaplamış ' Hiç olur mu, sen yukardasın ' demiş. Kurt gene ulumuş ' Sen geçen yıl da suyumu bulandırmıştın ' demiş bu kez. Kuzu gülerek cevaplamış ' Geçen yıl ben doğmamıştım ki, daha 6 aylığım ben ' demiş. Kurt daha beter ulumuş ' Benim derdim seni yemek, anlamadın mı? ' demiş...Sen beni anladın değil mi değerli arkadaşım? Ağzınla kuş tutsan, bütün belgeleri ortaya döksen, bu konuyu bitirip başka bir konu bulur seni yemek isteyen. Pişkinliğin okulu var mı acaba? Ben ömrüm boyunca böyle pişkinlik görmedim! Sıkma canını, bu da geçer be arkadaşım! Gönüller bir olsun yeter ki. Herkes kuzuyu da tanıyor artık, kurdu da.

21 Şubat 2012 15:22
Anadolu'dan Seçme Öyküler isimli kitabımız

Sevgili arkadaşım; farkındasındır artık ne blog, ne de yorum yazıyorum MB'de. Ama son günlerde sana yönelik yazılan blogları okudukça sinir katsayım yükselmeye başladı. Biliyorum ki iyi niyetini ve edebini bozmamak için sabrediyorsun. Bu sabır da senin asaletinden geliyor bence. Bizlerin öykülerini kutsal bir yardımlaşma amacıyla kitaplaştırdın. Umduğun sonucu alamamış olabilirsin ama, şunu bil ki; hepimizin adını, öyküsünü çok güzel yerlere taşıdın. Hatırlar mısın bilmem - belki de sana yorum olarak yazmışımdır - eğer bu kitabın satışından bizlere pay düşerse asla almak istemediğimi, benim adıma istediğin bir kuruma bağış yapabileceğini belirtmiştim sana. Düşüncem bugün de aynıdır! MB'de yazan insanların - hele ki sana öykülerini seve seve veren insanların - kitap satışından para gelsin diye ellerini ovuşturarak beklediklerini düşünemiyorum bile. Hem sen zorla almadın ki öykülerimizi? Seve seve kendimiz yolladık hepsini de. Ben hakkımı sonuna kadar helâl ediyorum, bilesin...

21 Şubat 2012 15:09
Doğdum, uyumuşum. Uyandığımda büyümüştüm !

Okudum:-) Başlığa da, içeriğe de bayıldım:-) Yorumumu sonra yazacağım her zamanki gibi:-)

04 Ekim 2011 08:46
Paradoks

Sevgili Sibel, sevgili Rânâ hanım, yorumlarınızı yayına aldım ama bir türlü cevap yazamıyorum. Bilgisayar eğitimi verebileceğime dair MEB sertikasına sahip olduğum halde yorumlarınızı cevaplayamıyorum. Kendimi aptal gibi hissetmeme neden olan bu yeni sistemi protesto ediyorum. Yorumlarınızın yayına alınıp alınmadığına bakmak için kendi adımı arama penceresine yazıyorum, runtime error uyarısı karşılıyor beni. Yazımın başlığını yazarak yorumlarınızın yayında olduğunu görebiliyorum ancak. Benim kolay bir yaşamım ve bol zamanım yok ne yazık ki. Sizin gibi güzel dostlarıma cevap yazmanın bile işkence ve zaman israfı durumuna gelmesi tadımı kaçırıyor, yazma şevkimi kırıyor. Farkındaysanız veda yazısı yazmadım, çünkü dönülmez sözler vermekten çekinirim her zaman. Her ikinize de yakınma cümleleri yazdığım için bağışlayın. Belki günün birinde eskisinden çok daha kullanışlı duruma gelirse burası, tekrar yazmaya başlayabilirim. Bu şartlarda...beni bağışlayın ne olur. Sevgilerimle...

01 Ekim 2011 15:10
Aynı pilava kaşık sallamak

Değerli arkadaşım, yorum yazmama kararımı askıya alarak dostlarımın yazılarına yorum yazıyorum bugün. Çünkü okuduğum bir yazıya yorum yazmayınca dostlarımın okuyup okumadığımı nasıl bilebilecekleri düşüncesi rahatsız etti beni. Antalya'nın köylerinde de aynen yazdığınız tablo vardır. Yemekler de neredeyse aynıdır. Ve hep derim, o aynı tabaktan yenen yemekte bir başkalık vardır nedense. Hele ki söz konusu keşkekse, kimse dokunmasın bana, yerken de kimse konuşmasın ki tadına varayım:-) Yanınızdaymışım gibi tadına vardım zaten okurken:-) Sevgilerimle...

30 Eylül 2011 09:13
Geri dönüşümlü ruhlar sahnesi !

Bu yazın hakkında yorum yazmış ve silmiştim:-) Bana çok tanıdık gelen bölümler var bu yazıda. Günlük hayattan çok şey eklemiş gibisin. Yoksa yanılıyor muyum?:-)

30 Eylül 2011 08:50
Alaca karanlık Kuşağı Fotoğrafçısı !

Asıl fotoğrafçılık alacakaranlıkta çekebilmektir zaten:-) Tabii şehrimizde o saatte sadece karanlığı çekme şansın olabilir, o ayrı:-) İstanbul gece çekimleri için eşsiz bir mekan. İzmir de öyledir aslında. Bir de tekniği öğrenmeden en kral makineye de sahip olsa insan, iyi fotoğraf beklemesi komik olur:-) Sen tekniği de biliyorsun, teknik ekipmanın da kusursuz. Tabii bir de görmesini bilen gözlere sahipsin, ki en önemlisi budur bir anlamda. Fotoğrafların harika:-) Bir de not; aslında yorum yazmama kararı da almıştım ama, sanki dostlarımı terketmişim gibi hissettim nedense.

30 Eylül 2011 08:47
Toplam blog
: 261
Toplam yorum
: 2348
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 2075
Kayıt tarihi
: 23.07.07
 
 

1954 Antalya doğumlu ve Antalyalı'yım. Ülkemin ve özellikle bu şehrin sevdalısıyım. Sanatın pek çok ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster