Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
Orada kimse var mı?

Bir tuhaf aymazlık mı? Bir tuhaf "bana olmaz" hissi mi? Bir tuhaflık var bizim felaketlere bakışımızda ama nedir çözemedim. Bizim için bu da milad olmazsa ne olacak? Var mı bir olay ülkem insanını hakikaten "sarsacak"

21 Ağustos 2007 00:48
Bir gün yolunuzu kaybederseniz...?

Çocukların gözlerine bakma fikri ne güzel. En doğru yol gösterici olduğuna da katılıyorum. O gözlerde imkansız, olanaksız diye birşey yok çünkü. Sadece umutlar var. Sevgiler.

20 Ağustos 2007 23:22
Evliliğin anlamı

Bence bir ilişkiyi mümkün mertebe evlenmeden yürütmeye çalışmak gerek. Ama olmadı diyelim o zaman da eşimize söyleyebileceğimiz en anlamlı cümle sanırım şu olur. " Yeter ki beni değiştirmeye çalışma, senden başka hiç bir şey istemiyorum"

17 Ağustos 2007 11:37
Hayatla röportaj!!!!

Olaya vakıf olmuşsun bence. ''Kendini affetmeyi'' tek geçerim gerisini boşver... Kendini affetmek mühim, başkalarıyla başından geçenler sadece arkaplan başrol hep senin, bi de ah bi de o ebeveynler yok mu o ebeveynler...

17 Ağustos 2007 01:27
Yaka köyü yanıyor

Senin kiraz ağacını anlatışını okuyunca yandım. Çocuğunu koruyamamış bir anne gibi hissettim. Korumak zorundayız yaa ! ama nasıl yapmak lazım bilmiyorum. Semra'ya ve sana çok geçmiş olsun. Çok öptüm yanaklarınızdan. Zavallı kirazcık...

17 Ağustos 2007 01:15
Görebildiğiniz yere kadar gidebilirsiniz?

Hangisi doğru acaba ? Bence birinci mümessil insanlara o güne kadar ihtiyacını duymadıkları bir şeyi ''dayatma'' yerine yaşam tarzlarına saygı duymayı tercih etmiş. Bize dayatılan abuk sabuk TV programlarından ne farkı var buradaki ayakkabının, üstelik zaman sonra sanki biz talep ediyormuşuz gibi de bir hava yaratılıyor. İkinci mümessile sinir oldum tüketimin piyonu tavrı hiç hoş değil. Ayrıca insanların ihtiyaçlarımı belirleyebilme cüretinin fabrika üretimi dışında ne açıdan yeni bir başlangıç gibi algılandığı da tartışılır. PS:Okuduğum tüm yazılarınız hem akıcı ve sade hem de demek istediğini diyebilen hoş bir dile ve ''ben de hemen konuya müdahil olmalıyım'' hissine yol açıyor. Elinize sağlık.

15 Ağustos 2007 03:17
İnsan doğası çokeşli mi?

İfade tarzınız bilgi verir gibi olmuş ama bana kalırsa tüm yazı olduğu gibi bir '' bence'' parantezini hak ediyor. Kişisel tespitleriniz ya da düşüncelerinizden öte özellikle kadınların tek eşliliğe hormonal ve ruhsal yatkınlıkları konusunda daha ayrıntılı bilginiz varsa paylaşmanızı dilerim. Toplumsal dayatmanın bir örneği de kime neyi uygun gördüğümüzün dayanaksız diktesi sanırım. Son paragrafa ise katılmamak elde değil Hoşçakalın !

15 Ağustos 2007 03:01
Güven yok

İnsanı en hareketsiz bırakan durum bu işte. Elini, ayağını,yaşama gücünü, üstünde salındığını sandığı denizin dibine çivileyen şey bu, ''garanti düşkünlüğü'' Şimdi sen kıyısında dolaşıyorsun hayatın, ne güven ne sevgi ne de sadakatin varlığına bağımlı olmadığında yaşamaya başlayacaksın. Belki bu da benim mesleğimin öğretisi ne bileyim insan denen varlığın aklından geçenlerin sürekliliğine güven olmaz ama bu hiç de acı değil ki. Kedinin kaptığı tavşanından daha adil bir hayat hakkettiğini kim söyledi sana, bi yerlerinde atıp duran ayrıcalık damarın mı? Adalet ve güvenden sana ne düşeceğine tabiat karar verir, tavşanın da kedinin de anası olan tabiat, kayırmayan ana. Yegane görevin habire ince sesiyle ''hepsi bu mu'' diye söylenip duran ayrıcalık yanılgına kanmamak aslında. Bir böceğin sonundan daha onurlusunu ummadan da hayattan dibine kadar keyif alınabileceğini bunun da değer verdiğin hiçbir kavramın anlamını boşaltmadığını müjdelerim. Seni seviyorum canım dayım, benim dayım.

15 Ağustos 2007 02:45
Yorumlara cevap vermemek olur mu?

Merhaba ! Seçil hanım vesile oldu diye yazıyorum ama şahsi bir durum olmamakla beraber bir tespitim var. Bir insan medyatik olmayı başarmışsa (çoğu insan ister ama...) o insanın "kenidisini izlettirme", yeteneklerini ya da ne bileyim sunmak istediği her neyse onu "teşhir" arzusu bir çoğumuzunkinden daha büyük bir "itki" yapmış demektir. Demem o ki bu tür insanlar izlenmeyi sever, izlemeyi değil. Sanırım zaman zaman bizim "burnu havada olmak" zannettiğimiz şey bu durumun yansımaları. Bizden ona bir "akış-bakış" yeterli oluyorsa gerisine gereksinim hissetmeyen biri bunun için suçlanmamalı bence.

14 Ağustos 2007 11:52
Bugünün eğitimi, yarının bizi

Bizim, blogda akıl küpü yazılarını izlediğimiz prenses, çok güzel bir genç hanımmış aynı zamanda... Yazdıklarının içeriği çok güzel ve zamanla ne kadar önemli şeyleri ne kadar erken farkettiğini de daha iyi anlayacaksın. Senin gibi öğrenmeye meraklı ve yetenekli bir öğrenciye yetebilen öğretmenlerini de kutluyorum. Sevgiler !

14 Ağustos 2007 11:38
Toplam blog
: 39
Toplam yorum
: 81
Toplam mesaj
: 32
Ort. okunma sayısı
: 606
Kayıt tarihi
: 31.07.07
 
 

34 yaşına girdim profilde hala 30 yazıyor bir türlü değiştirmeyi beceremedim, dur bakalım bu sefe..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster