Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
Mezhebimle tanıştım; ardından çok şaşırdım.

Mezhep, sadece bir kişinin bazı dini meseleleri farklı yorumlaması olduğu için, dinle aynı kefeye konamaz. Bir mezhebe bağlanmak dinî bir gereklilik değil. Siz Hanefi mezhebini kendi mezhebiniz olarak kabul ediyorsanız, nasıl bugüne kadar tanışmadınız, kabul etmiyorsanız neden yazının başlığını "mezhebimle tanıştım" koydunuz, bunu anlayamadım. Şaşırmış olmanıza gelince, ben de şaşırmanıza şaşırdım. Hanefi Mezhebini diğerlerinden ayıran özellikler, bu arada diğer mezheplerin görüşü, hatta mezhebin ne olduğu ve nasıl doğduğu konusunu bu kutuya sığdırmak mümkün değil. Bunun için bir blog yazmam şart oldu. Çünkü bu o kadar basit ve yüzeysel bir konu değil. Sanırım internetten "mezhepler arasındaki 100 fark" gibi magazinel bir bilgiye dayalı olarak bu yazıyı yazdınız. Yorumlardan anladığıma göre, dini bilgisi zayıf olanlar, bu konuya şüpheyle bakanlar, alayvari bir tavır içine giriyorlar. Konuyu daha derli toplu ele alıp en azından meraklılarına doğru bilgi vermek istiyorum. Selam ve saygyl

01 Mart 2012 01:34
Mezhebimle tanıştım; ardından çok şaşırdım.

Alev hanım, çok netameli bir konuya el atmışsınız. Biliyorsunuz dine karşı çıkanların ileri sürdükleri en önemli argümanlardan biri, dinin insanlar arasında savaşlara sebep olması meselesidir. Evet maalesef farklı dine mensup toplumlar arasında savaşlar olmuştur ama, asıl din uğruna mezhepler arasında (özellikle hıristiyanlarda)çok kanlar dökülmüştür. İnanç konularında farklılılık arzeden mezhepler olduğu gibi, ibadetlerdeki şekil farklılıklarına dayalı amelî mezhepler de verdır. Hanefilik bunlardandır. Mezhep kısaca "gidilen yol" demektir, bir din bilgininin yorumuna dayanır. Yani bizim mezhep kurucusu veya imam diye nitelediğimiz kişiler "ben bir mezhep kuruyorum" şeklinde bir eylemde bulunmamışlardır. Onların yaptığı yorumları benimseyenler sonradan onların peşinde gitmişlerdir. Aslında maalesef din gibi, mezhep öğretisi de anadan babadan bilinçsizce bir miras olarak bize intikal etmiştir. Bu yüzden çoğumuz bırakın mezhebimizin görüşlerini, mezhebin ne olduğunu bile bilmeyiz. (dvm)

01 Mart 2012 01:16
Hocalı Katliamı Protestosu ve AKP'nin Bildik Çelişkileri

Bir yorum kutusuna bütün düşüncelerimi sığdırmam, takdir edersiniz ki imkânsız. Ayrıca yazacağım veya söyleyeceğim şeylerle sizi fikrinizden vazgeçirmem de öyle.. Tıpkı benim hemen vazgeçmediğim gibi... İnandığımız doğruları elbette sonuna kadar savunacağız, öyle hemen vazgeçmek var mı? Önemli olan bu savunma fikir bazında kalsın, şiddete ve eyleme dönüşmesin. Mesele tamamen bakış açısı meselesidir, oradan bakınca öyle, buradan bakınca böyle görünüyor. Hâla cevabınızda diyorsunuz ki Ak Parti Hırant Dink'i öldüren aktörleri ödüllendirdi. Eğer bir önceki cümlede dediğiniz gibi, Hırant cinayeti Ak Parti'yi sıkıştırmak için yapıldıysa neden Ak Parti bunları ödüllendirsin? Kurumlar içindeki mekanizma daha önce de bahsettiğim gibi yüzde yüz istenilen şekilde çalışmıyor, çalışamaz. Teorik olarak elbette iktidarda Ak Parti vardır, dolayısıyle o sorumludur. Bu açıdan Hırant Dink'i koruyamadığı için de sorumludur. Ama gerçekler göründüğü değil biliyoruz, biliyorsunuz. Selam ve saygılarımla...

29 Şubat 2012 14:13
Hocalı Katliamı Protestosu ve AKP'nin Bildik Çelişkileri

Hele Hırant'ın ölümünden Ak Parti'yi sorumlu tutmak, gerçekten akıllara ziyan... Ak Parti sürekli "dincilik"le suçlanan, bir taraftan da dinci olduğu halde din kurallarını uygulamıyor, diye eleştirilen bir parti değil mi? Ak Parti'ye nasıl "ırkçı" diyebilirsiniz? Hırant Dink'in ölümünden Ak Parti'ye bir yarar geldi mi? Gelmesi de mümkün mü? Tam tersine Hırant Dink Ak Parti iktidarını zor durumda bırakmak için öldürüldü. İktidarda olmasına rağmen Ak Parti'nin devletin bütün kurumlarına hâkim olamadığını hepimiz biliyoruz. Bu da çok normal. Bir günde her şey değişmez ki... Sonuçta bürokraside kadroların büyük bir çoğunluğu olduğu yerde duruyor. Bir yerlere kendince "güvenilir bir adam" getirmeye kalktı mı da "kadrolaşma"ya gidiyor diye demediğimizi bırakmıyoruz. Sonuç olarak Hocalı katlamı ile o pankartın, o pankartla da Ak Parti'nin hiçbir ilişkisi olamaz. "Ordu göreve" pankartıyla da o toplulukların birebir ilişkisi olmadığı gibi. Ama cımbızla çekip yazmak hoşumuza gidiyor. Slm ve sygl

29 Şubat 2012 11:50
Hocalı Katliamı Protestosu ve AKP'nin Bildik Çelişkileri

Yüzeysel olarak yazınızın kurgusu doğru gibi... Ama Türkiye'de olayların bu kadar basit gelişmediğini sizin bilmediğinizi düşünemiyorum. Hocalı katliamının -her katliam gibi- protesto edilmesinin gerektiği konusunda hemfikiriz. Şimdi samimi olarak buna inanan ve bunun için bir eylem yapmak isteyen çok sayıda insan vardır. Özellikle macera meraklısı gençler, bir yürüyüşe katılmanın heyecanını yaşamaktan zevk duyarlar. Sanırım siz de gönülden bu şekilde çok gösteriye katılmışsınızdır. -Ben de katıldım çünkü- Ama bu tür toplantılarda her zaman birileri provakatörlük yapmaktan geri durmazlar. Provaaksyon için ille olay çıkması, adam ölmesi gerekmez. İşte o bahsettiğiniz pankrat, o yürüyüşe katılanların tamamının katıldığı bir fikir olabilkir mi? Asla.. Azınlık olarak böyle düşünenler yok mudur, vardır. Her görüşün militanı, marjinali, aşırısı olur, o başka... Ama asıl yanlış olan şu ki bunu Ak Parti'nin bir görüşü olarak sunmak.. Bu ancak çok zorlama ve yapmacık bir davranış olur. (devam)

29 Şubat 2012 11:40
Masumiyet ne zaman öldü?

Çocukların masum kalması konusundaki dileğinize yerden göğe kadar katılıyorum. Elbette modernlik bu değil. Buna karşı çıkmak da geri kafalılık değil. Ancak dünyada maalesef cinselliği ön plana çıkaran ve bunu küçük yaşlara kadar indirgeyen genel bir ahlâksızlık anlayışı var. Sinemalar, diziler, filmler, çizgi romanlar, kısacası medya her koldan bunu destekleyen -bana göre- kötü niyetli insanlarla dolu, hatta tamamen onların elinde... Elbette bunu yaparken kendilerine göre bir beklentileri var. Boşu boşuna laf olsun diye yapmıyorlar. Fakat biz, "Avrupa Amerika bunu yapıyorsa bir bildiği vardır ve bu herhalde iyi bir şeydir" takıntısında olduğumuz için buna karşı çıkmıyoruz, çıkanları da geri kafalılıkla suçluyoruz. Bize geri kafalı denmesindense sessiz kalmayı da tercih ediyoruz. Anlattığınız olayları birebir biz de yaşıyoruz. Daha ana sınıfında âşık olan bir yeğenim var. Şimdi (3.sınıf) sevgilisi başka yere taşındığı için aşk acısı çekiyor. Allah sonumuzu hayır etsin. Selam ve saygılar

29 Şubat 2012 11:30
Bir gözün değeri kaç TL eder?

Yasalarda yer alan hükümler, öyle bir kişinin kararıyla oluşmuyor elbette... Bu gibi konularda bütün ulusların hukukları birbiriyle bağlantılıdır sanıyorum. Bu konuda söylenecek fazla bir şey yok. Öte yandan dediğiniz gibi, vücudumuzdaki hiçbir organı para karşılığı yok edemeyiz. Çünkü onun bedelini ödemek mümkün değildir. On bin lirayı çok bulan hakime "ben sixe 20 bin vereyim gözünüzü bana verin" desek acaba ne cevap verir? Selam ve saygıyla...

29 Şubat 2012 11:21
Siz Sayın Başbakan… Elbette seçilmişleri “KUL” etmeyin, biz de seçilmişleri seçenlere ”SULTAN” etmey

Yani sayın başbakan, çoğunluğu sağlayan ve hükümti kuran partinin genel başkanı olarak, yasama görevini yürüten mecliste de etkili olması gereken bir kişi. Siz bunu müdahale olarak mı yorumluyorsunuz? Bu sadece Erdoğan için değil, iktidarda olan her partinin genel başkanı için geçerlidir. Sizce yasaları muhalefet milletvekilleri yapmalı, iktidar bunlara hiç karışmamalı mıdır? Peki muhalefet lideri milletvekillerine etki yapmıyor mu, hatta baskı kurmuyor mu? Keşke her şey sonsuz bir özgürlük içinde gelişse, kimse kimseye karışmadan işler düzgün gitse... Ama böyle bir özleme ütopya bile denemez. Belki olmayacak duaya âmin denir. Hakan Şükür meselesine gelince, Beyefendi'nin onay vermesi, partinin milletvekili olarak Hakan Şükür'ün bu işi yapıp yapmamasıyla ilgilidir. Yoksa yasalarda bir engel var da, savcılar dava açmışlar da, beyefendi "karışmayın benim Hakanıma, ona ben onay verdim" mi diyor? Yapmayın Allah aşkına... Kısacası İbrahim bey yazınız düşünenleri etkileyemiyor. Slmlr sayglr.

29 Şubat 2012 10:26
Siz Sayın Başbakan… Elbette seçilmişleri “KUL” etmeyin, biz de seçilmişleri seçenlere ”SULTAN” etmey

İbrahim bey, döktürmüşsünüz yine... Sayın başbakanın herkesi hayran bırakan hitabet sanatı kadar, sizde de "öf, ne yazmış be!.." dedirtecek kadar güzel yazma ve yazının içeriğine baktırmadan ikna etme gücü var. Tebrik ederim. Fakat ben peşin peşin başbakanın aleyhine ne yazılırsa "ohh, helâl olsun" diyenlerden olmadığım için, yazıyı okuduktan sonra, "İbrahim bey ne yazmış, yazının içeriğinde ne var" diye bir baktım, maalesef bi şey bulamadım. Ne bekliyordun ki derseniz, başbakanın yaptığı yanlışları, sözleriyle ters düşen uygulamalarını boy boy dizeceksiniz sandım. Buradaki en önemli ithamınız, yürütmenin başı olan başbakanın yasama organı üzerinde de etkili oluşu... İbrahim bey, başbakan dışarıdan atanmış bir vekil değil ki, hükümeti kuran partinin genel başkanı. Seçimde millet ona oy verirken "sen sadece başbakanlık yapacaksın" diye oy vermiyor ki, "sana çoğunluğu sağlayacak milletvekili kazandırıyorum. Bu şekilde mecliste benim istediğim yasaları çıkaracaksın" da diyor.(devamı var)

29 Şubat 2012 10:16
Aldatılmanın dayanılmaz ağırlığı

Evliliklerin en büyük kâbusu aldatılmak, daha da beteri böyle bir şey olmasa da korkusunu yaşamaktır. Kadın erkek ayırımı yapmadan, kimsenin böyle bir durumla karşılaşmamasını diliyorum. Çok klasik bir sözdür ama, erkeklerin parayla ve kadınla imtihanın zor olduğu söylenir. Doğrudur. Kadınlar için de ilk iki sıra aynı mıdır doğrusu bilemiyorum. Bu konudaki naçiz kanaatim şudur. Sevgi, gerçekten tarifi mümkün olmayacak kadar güzel ve kutsal bir duygu. Çeşitli sebeplerle zayıflaması veya bir başka kişiye kayması da mümkün. Burada yapılması gereken dürüstçe gerçeği kabullenip "evlilik" müessesesini ateşe atmadan duruma bir çare bulmaktır. Aldatılmanın son kertesi elbette cinsel beraberliktir. Ama eşlerin birbirlerine karşı söyledikleri yalanlar da bana göre bir aldatmadır. Her şeyi paylaşamayan eşler arasında zaten bir kopukluk başlamış demektir. İnandırıcı olmak için yalana da yemine de başvurmamalıyız. O hale gelmişsek zaten geçmiş olsun... Selam ve saygılarımla..

24 Şubat 2012 11:34
Toplam blog
: 859
Toplam yorum
: 1414
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 970
Kayıt tarihi
: 21.06.06
 
 

Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu, ekonomik..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster