Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

31 Ekim '07

 
Kategori
İstanbul
Okunma Sayısı
765
 

Açık hava müzesinin ta kendisi

Açık hava müzesinin ta kendisi
 

En sevdiğim şeylerden birisiydi İstanbul’da yaşadığım dönemlerde vapura binipde karşıdan karşıya geçmek.

Onca insan karabalığının içerisiden, can hıraş, bir mücadele ile çıkıp Eminönü’ndeki Üsküdar iskelesine gelip, aldığım jetonla, turnikeden geçtikten sonra, vapurun arka taraflarında bir yerlere tüneyip kalkış saatini beklerdim. Dışarıya gözüm iliştiğinde ise, o güzelim balık ızgarların kokusu ve iskeleye yan durmuş balık ekmeklerin yapıldığı sandallar ve balık ekmeklerin yapıldığı sandallardaki çığırtkan satıcıların, kimi tiz, kimi kalın seslerinin birbirine karıştığı ve çevreye yerleştirilmiş leğenlerdeki kuru soğanların kokusunun, balık ızgara kokusu ile karıştığı Eminönü iskelesi adeta bir insan pazarını andırıyordu. Ve ben vapurun kalkış saatini beklerken Galata köprüsü üzerinde, hızlı adımlarla bir yerlere yetişmeye çalışan insanların koşuşturmacalarıda gözüme takılmaktan kaçmazdı. Bir tarafta Eminönü iskelesi ve diğer tarafta Galata köprüsü ve üst katında araba ve insan trafiği, alt katında balık restoranları. Eminönü iskelesinin hemen önünde bekleyen belediye otobüsleri, İstanbul'un dört bir yanına hareket etmek için bekleyen belediye otobüsleri, İstanbul’un gündelik yaşamının olağan görüntüleri idi.

Vapurun kalkış saati gelipde, kalkış hazırlıkları yaparken çalmış olduğu siren bir an için yüreğimi hoplatır ve ağır ağır kalkıpda iskeleden uzaklaşmaya başladığında ve denizin orta yerlerine doğru adım adım ilerlediğinde, içimi derin bir heyecan ve heyecanla birlikte ince bir hüzün kaplardı.Tarifi imkansız bir duygu denizinin içinde bulurdum kendimi.

İçim erir, erir ve erirdi

Vapur, ağır aksak hızını alıpda ilerlemesini sürdürdüğünde, benim gözlerim o açık hava müzesini andıran İstanbul yarım adasının çılgın ve otantik görüntüsüne takılırdı.

Akşam hava karardığında bir kuyumcu dükkanı misali ışıl ışıl olurdu İstanbul, Veya o akşam saatlerinde taşlı avizelerin bol olduğu bir aydınlatma mağazasına, veya bir bujiterici dükkanın ışıltısı ve parlaklığına benzetirdim o güzelim İstanbul yarım adasını.

Havanın ağır olduğu ve yağmur taneciklerinin hafif hafif İstanbul’u yıkamaya başladığı zamanlarda yine vapurda o güzelim İstanbul’un, güzelim manzarası bir başka olurdu, Ve bir taraftan o geçiş esnasında, güzelim İstanbul’un o heybetli görüntüsünü izlemenin keyfini yaşarken, bir diğer taraftan vapurun etrafında uçuşan martılara simit atıp o anın tadını, bütün bir ruhumun derinliklerine işlerdim.

Bir tarafta vapur,

Bir tarafta güzelim istanbul'un tarihe tanıklık eden o muhteşem görüntüsü.

Vapurun üzerindeyken, gözümü ne tarafa çevirsem her yer tarihe damgasını vurmuş mühür gibi gelirdi bana.


Ve öyle idi.

İstanbul’un her yeri tarihe damgasını vurmuş mühürdü.

Ve her yeri tarih kokuyordu İstanbul’un.

Açık hava müzesiydi İstanbul.

Açık hava müzesinin ta kendisiydi istanbul.

Galata köprüsünün o eski püskü hali nede güzeldi ve nede güzel tarih kokuyordu Galata köprüsünün o eski püskü hali.

Ya Galata Kulesinin o muheşem ve ihtişamlı görüntüsü, Hazerfen Ahmet çelebi akıma gelirdi hep.

Evet evet ne zaman gözüm Galata Kulesine kaysa Hazerfen Ahmet Çelebi, hemen zihnimde belirirdi. Ve Hazerfen Ahmet Çelebi'nin zihnimde beliren silueti, Ege Aydan'ın o güzelim yüzünün ta kendisiydi.

Nereden çıktı der gibi olduğunuzu görür gibiyim.

Hani “İstanbul Kanatlarımın Altında” filminde Hazerfen Ahmet Çelebi’yi oyamıştı ya Ege Aydan. Ve hep benim orada gördüğüm ve zihnime nakşettiğim siluetti Ege Aydan’ın Hazerfen Ahmet Çelebi silueti idi.

Ya Beyazıt'ın görüntüsü, Süleymaniye Camisi, Kız Kulesi, Gülhane Parkı, Mısır Çarşısı, Ayasofya ve Sultanahmet, Dolmabahçe Sarayı, Çırağan Sarayı hepsi birer tarihi anıt.

Tarihin ta kendisi, açık hava müzesinin en güzel ifadesini bulduğu kent, o güzelim İstanbul.

Ve ben hep, vapurla, karşıdan karşıya geçerken, bu düşüncelerin dalgınlığı ile karşıdan karşıya geçerim. Ve o güzelim İstanbul'un heybeti ve ihtişamı karşısında, o yaşlı ve ihtiyar görüntüsü ile hep benden, derin bir saygı beklediğini hissederim.

Ve bence vapurla karşıdan karşıya geçerken, İstanbul'u izlemenin keyfi, yaşamın en güzel anlarından birisidir.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1509
Toplam yorum
: 3024
Toplam mesaj
: 195
Ort. okunma sayısı
: 1132
Kayıt tarihi
: 07.08.07
 
 

Yazarım... Okurum... Öğrencilik yıllarımda çok yazdım... Kompozisyon derslerinde yazdım... Duvar ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster