Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

04 Mayıs '14

 
Kategori
Blog yazarları tartışıyor!
Okunma Sayısı
2892
 

Ahlak zafiyeti

Ahlak zafiyeti
 

Kiz cocuklarimizi koruyamiyoruz!


Osmaniye'nin Kadirli ilçesinde imam hatip lisesi öğrencisi olan Z.T., aynı köyde oturan amcasının oğlu 18 yaşındaki Ali T.'nin zorla kendisiyle birlikte olduğunu, hamileliğini bol kıyafet giyerek gizlediğini, doğurduktan sonra bebeği market poşetine koyup diri diri toprağa gömdüğünü söyledi. Bebeğin cesedini ise köpekler buldu.

Türkiye ciddi anlamda bir ahlak zafiyeti geçiriyor. Özellikle son 12 yıl yönetimde olan ve yasa yapan siyasilere bakıp bu zafiyetin dinle değil, vatandaşlarımızın bizzat kendi vicdanları ile alakalı olduğunu görüyoruz. Tecavüze uğrayan ama susan bir genc kız, üstelik din ve ahlak eğitimi almış bir genç kızın, durum ne olursa olsun yeni doğmus bebegini canlı canlı toprağa gömmesi son derece düşündürücü. En büyük felaket ise ona tecavüz eden kişinin, hayatta en güvenmesi gereken insanlardan biri olması, yani akrabası!

Ne oldu bizim dilimizden hiç eksik olmayan, her daim yabancı kültürlere karşı göğsümüzü kabarta kabarta övünerek göklere çıkarttığımız o Türk aile yapımıza?

Aynı çatı altında yaşayan, aynı kanı taşıyan, aynı aile geleneğine sahip insanlar nasıl birbirlerine karşı bu kadar acımasızlaşır ve vahşileşirler? Kan bağı olan, sık sık görüşen, birbirini koruyup-kollaması gereken insanlar nasıl olur da bu kadar gaddarlaşabilirler? Hele ki bir genç kız tecavüze uğradığı halde neden bunu ailesinden saklar hiç düşündünüz mü?

Şu tavsiyeleri pek çok genç kız annesinden duymuştur:

"Biri peşinden gelirse, seninle konuşmaya çalışırsa sakın cevap verme. Otobüste biri sana ellerse, uzaklaşmaya çalış, ama sakın sesini çıkartma!"

Eğer bir genç kız sistematik olarak bir akrabasının ya da bir aile dostunun tacizine uğradığını annesine anlatmaya çalışırsa, anne hemen '"bunu babana anlat da katil olsun! Sen adam gibi namuslu davransan, bunlar başına gelmezdi" diyerek kızını suçlamaya başlar, hem de gözünü kırpmadan, söyledigi sözlerin her bir kelimesine inanarak yapar bunu. Çünkü o da bu mantıkla yetiştirilmiştir!

İşte bütün kilit noktası burası! Kız çocukları yetiştirilirken sessiz olmaları gerektiği yolunda ailelerinden çok ciddi anlamda baskı görüyor. Çünkü anne de haklı, sinirlerine hakim olamayan, öldürme içgüdüsü mantığının önüne geçmiş bir adamla evli! Bu durumda bütün yük kızın omuzlarında birikiyor. Sessiz kal, herkes mutlu olsun; belki bu olay seni doğurduğun bir bebeği çığlık çığlığa ağlarken poşete koyup, gömecek kadar soğuk kanlı bir cani haline getirecek. Ama bu durum babanın ya da abinin hapse girmesinden, ailemizin adının kirlenmesinden iyidir! Sen kendini ateşe at, ama onlara birşey olmasın. Hatta sana tecavüz eden akrabana dahi birşey olmasın! Çünkü en çok sen suçlusun, muhtemelen onu baştan çıkartacak birşeyler yaptın!

Söz konusu aile olunca, bizim halkımız der ki "kol kırılır, yen içinde kalır", bu ne pahasina olursa olsun! Yeter ki aile birliği bozulmasın.

Şimdi gelelim bir tecavüzcünün psikolojik yapısına.

Bu haberde, tacavüzü gerçekleştiren bir kuzen. Ama biz yıl içinde öz amcasının, öz dayısının, öz abisinin, hatta babasının tecavüzüne uğramış, bu yolla hamile kalmış genç kızlarımızla ilgili birbirinden felaket haberler okuduk. Bu erkeklerde nasıl bir ahlak zafiyeti vardır diye hiç düşündünüz mü?

Bakın, Turkiye'de erkek çocuklar nasıl yetiştiriliyor bunu bir inceleyelim. Her erkek çocuğunun bir isim hikayesi vardır. Genellikle ailenin en sevilen, en yüksek kademedeki kişisi onun ismini vermekle onurlandırılır. Bu gelenek Türk aile birliğinin en bilindik davranış şeklidir. Kız çocuklarının böyle bir isim anısı yoktur. Kiz çocuklarının genellikle son dakikada konmuş bir ismi vardır. Nüfus cüzdanı çıkartılana kadar da kimsenin aklına kız çocuguna ne isim vereceği gelmez.

Şimdi dünyaya "merhaba" demesiyle, narsizme adım adım ilerleyen Türk erkek çocuklarının yaşam şekline bir bakalım. Özetle, Turkiye'de erkek evlatlara "yağdırılır!" Onlar babadan sonra aileden sorumludur. Kardeşinin namusu, hatta ailedeki bütün kızların namusu erkek çocuklarından sorulur. Erkek çocuğu doğal olarak bir de hastalıklı bir psikolojiye sahipse tamam işte orda bittiniz! Kız kardeşini, kuzenini, ileride yeğenlerini kendi malı gibi görmeye başlar!

En başa dönecek olursak, annesi tarafından sessiz olması, başına ne gelirse gelsin anlatmaması öğütlenmiş genç kızın psikolojisini bu sapıklar gayet iyi bilir. Bu ahlak yoksunu manyak, genç kızın bütün zayıf noktalarını genç kıza karşı bir silah olarak kullanır. Kendi yaptığı pisliği bile genç kızın ailesine anlatmakla tehdit eder. Yeri gelir "herkese sen de istedin diye anlatırım" der, yeri gelir öldüresiye dayakla tehdit eder. Ailesinin dağılacağından, babasının cinayet işleyeceğinden korkan genç kız ise bütün olanlara katlanır!

Bilirsiniz genellikle cinayeti işleyen ya da tecavüz eden daima tanıdık biridir. Çünkü onlar güvenilmesi gereken kişilerdir! Kız cocukları kendilerine yapılan davranışı anlatamaz! Anlatırsa da ailesi tarafından suçlanır, hatta dışlanır. Olaya sebep olduğu öne sürülür. Nitekim Türk kültüründe "dişi köpek kuyruk sallamazsa erkek bir şey yapmaz" mantığı hakimdir. Bütün suç kızlarındır! Erkek hiçbir şey yapmaz, onlar kanatsız melektirler(!)

Peki ne yapmamız gerek :

Erkek çocukları ADAM gibi yetiştirmemiz, kız çocuklarımızı ise ailelerine her konuda güvenecekleri şekilde büyütmemiz lazım. Kızınız size birşey anlattığında, bu anlattığı konu her ne kadar ağır olursa olsun, karşısında kendine ve adalete güvenen birilerini gördüğü vakit asla başına gelenleri saklamayacaktır! Erkek çocuklarını kız çocuklarından üstün değil aynı seviyede olduğu öğretilerek yetiştirilmesi ise büyük bir elzemdir! Nitekim, erkek çocuğunun ilerideki davranışları tamamı ile ailelerinden aldıkları ve gördükleri eğitim ile doğru orantılıdır!

Aynı zamanda, babanın anneye yaklaşım şekli ve ahlaki duruşu da erkek çocuğun kız kardeşine, kuzenlerine, çevresindeki diğer kız çocuklarına, akabinde kız arkadaşına, elbette son olarak da eşine ve kendi kızına olan davranışını belirleyecektir.

Ve ben şahsi olarak, her çocuğun büyürken bir evcil hayvanın ve aynı zamanda yeni dikilmiş bir fidanın sorumluluğunu üstlenmesinin, onlara varlık sevgisi aşılayacağına canı yürekten inanmaktayım.

Ama bakınız aynı zamanda toplumun da üzerine düşen çok önemli bir görev var! Sorun sadece tecavüz de değil! Aramızda, kadınlarımızın, kızlarımızın namusunu kimi zaman evlenme vaadiyle, kimi zaman binbir yalanla, kimi zaman ağzından ballar akan cümlelerle elinden almış erkekler yaşamakta. Bu erkekler için "elinin kiri" diye bakan bu toplum, bir kızın namusunu hiçbir sabunla yıkayamıyor! İşte biz toplum olarak bu kadınları, bu kızları koruyup kollamalı, bu canileri, bu sapıklari, bu yalancıları, bu ayrık otlarını, bu ailelerin yüz karalarını aramızdan ayıklamalıyız!

Siyasiler aileleri 3 veya 4 cocuk yapmaları için teşvik edeceklerine, 1 veya 2 cocuğu adam gibi yetiştirmeleri için yasalar hazırlamaları, kızlarımızı aynı zamanda devletin korumasına güvenmeye teşvik etmeleri sanırım çok daha doğru bir yaklaşım olurdu.

Son olarak, umarım bu genç kızın davası görülürken, onun içinde bulunduğu psikolojiyi göz önüne alırlar. Ben hiçbir genç kadının kendi isteği ile, sırf eğlence olsun diye bu kadar büyük bir vahşete imza atacağına inanmıyorum. Bunu yapmaya onu teşvik eden, onu bu pikolojiye sürükleyen insanlar en ağır şekilde cezalandırılırken, bu genç kızın acilen devlet korumasına alınıp, psikolojik tedavisine bir an önce başlanmasını umut ediyorum!

Victoria Toumit

gülsen tunçkal bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Çok kısa bir zamanda ortadan kaldırılması MÜMKÜN olan bu durumdan faydalananların, istismarına açık konu her nedense İHMALE uğrayarak KESİN TEDBİRDEN uzak kalınıyor. Her kim olursa olsun, ister oğlum, ister kızım. İstismar eden ve buna göz yuman, yataklık ve yardım eden herkes şiddetle cezalandırılmalı... Bunları eğiten, evinde barındıran, kollayıp istismara fırsat verenler de DURUMUNA göre şiddet ile cezalandırılmalıdır. İDAM CEZASI bu şahıslar için yeniden işler hale getirilmelidir. Bugün ve daha sonraki yıllarda çözüme varılmak isteniyor ise KESİN karar verilerek "dişe diş, göze göz" olmazsa da CEZALARIN UYGULANABİLİR olması bu sorunu ortadan kaldırırır. Saygılarımla... Abdullah Çağrı ELGÜN

Abdullah Çağrı ELGÜN 
 07.06.2014 12:53
Cevap :
Dusuncelerinize katiliyorum. Vakit ayirip, degerli fikirlerinizi benimle paylastiginiz icin, ayrica cok tesekkur ederim.  08.06.2014 3:07
 

Merhaba, yazınızı dikkatle okudum.Hiç sıkmadan,konuyu çok güzel özetlemişsiniz. Bir eğitimci olarak; yıllar boyunca tanıdığım, ülkenin önemli isimlerine sayısız mektuplar yazdım.19 yaşında öğretmen oldum, hiç bilmediğim bir Dünyaya,KÖY öğretmenliğine başladım.Gördüğüm,işittiğim cehalete inanamadım. Kırsal kesimdeki rezaleti, cehaletin boyutlarını tahmin edemezsiniz.Ancak içlerinde yaşayanlar bilirler. Bu nedenle mektuplar yazdım; sıcacık salonlarda grand tuvalet birbirinize verdiğiniz konferanslarla bu ülke bir adım ileri gitmez.Lutfen köylere gidin, oralarda toplantılar yapın, etkinlikler düzenleyin.O insanlardan birinin sözlerini asla unutmuyorum: Hocam,biz hayatımızda Öğretmenden başka Devlet bilmeyiz,tanımayız.Devlet ile tüm ilişkimiz çocuk doğduğunda Nüfus memuru, kavga çıktığında Jandarma, evlenirken nikah memuru,çiftçilik için İlçe Tarım müdürlüğü.Buyrun, hiç bir şey veremediğimiz insanlardan çağdaşlık, insanlık,mantık ve bilinçli vatandaşlık istiyoruz.Selamlar

Gülpembe 
 09.05.2014 0:36
Cevap :
Yorumunuza hayran kaldim. Vakit ayirip, tecrubelerinizi benimle paylastiginiz icin cok tesekkur ederim. Sizin de belirttiginiz gibi ozellikle de maalesef kirsal kesimde bu tur aile ici siddet cok aci bir sekilde yasaniyor ve kimse duymadan ustu kapaniyor. Devletimiz son on yilda cok buyuk ve onemli adimlar atti. Ama ne yazik ki halen kadinlarimizi ve kizlarimizi cinayetten, tecavuz ve dayaktan koruyamiyorlar. Ben sizin on gordugunuz gibi, kirsal kesimlere gidip, bu tur bilinclendirme sohbetlerine katilmayi cok arzu ederim. Ama bunun oncesinde eski bir basin mensubu ve yazar olarak bu konu uzerinde calistigim kitabimin oncelikle yayinlanmasini beklemek istiyorum. En azinda bu vesile ile, insanlar beni ve neyle mucadele ettigimi daha iyi anlayacak ve kavrayacaktir. Cok tesekkur ediyor, aydinlik gunler diliyorum.  09.05.2014 15:23
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 49
Toplam yorum
: 155
Toplam mesaj
: 8
Ort. okunma sayısı
: 7539
Kayıt tarihi
: 13.09.11
 
 

Gazetecilik mesleğine ilk olarak Hürriyet Haber Ajansı'nda muhabir olarak başladım. Daha sonra Üm..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster