Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Nisan '13

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
472
 

Akil insanlar heyetinin misyonu

Akil insanlar heyetinin misyonu
 

AKİL İNSANLAR HALKA AKIL MI VERECEK ?


Başbakan tarafından sıkça dillendirildiği gibi, hükümet “kefenini giymiş”, “baldıran zehrini” içmiş, “helalleşmiş” ve “Büyük Ortadoğu Projesi” kapsamında “çözüm sürecini”, ya da, “sosyal restorasyon  devrini” başlatmak üzere yola koyulmuştur.

Ancak, sırtta kefen, elde zehir, helalleşerek, öfke ve hakaret soluyarak, medya, basın, dernek, sendika ve kurumları  yasa dışı yöntem ve düzeneklerle baskı altına alarak, aydınları ve askerleri toplama kamplarına tıkarak, CHP ve MHP’yi tasfiye etmenin yollarını arayarak toplumsal barışın sağlandığı, sosyal restorasyona gidildiği nerede görülmüştür? Bu kesinlikle hayırlı bir gidişat değildir. Bu  kelle koltukta yolculuk, dönüşü olmayan ölümcül bir serüveni andırıyor.

Zira, AKP hükümeti özgürlük derken gericiliğin önünü açmış, ileri demokrasi derken demokratik hakları kısıtlamış, kardeşlik derken etnik ayrışmayı kışkırtmış, komşularla sıfır sorun derken dış politikayı ABD çıkarlarına endeksleyerek  Irak, İran ve Suriye ile aramızın bozulmasına yol açmış, barış derken ülkeyi  savaşın eşiğine getirmiştir. Türk halkının kafası, izlenmekte olan dengesiz, hastalıklı ve ayrışmayı özendiren politikalar yüzünden karmakarışık olmuş, neyin eğri, neyin doğru olduğuna karar vermekte insanlar zorlanır hale gelmiştir.

Ancak, halkın tüm olan bitenlere kuşkuyla baktığını gören hükümet, eyalet düzeni ile federatif başkanlık sistemi ve sözde barış sürecini halka pazarlamak,  dolayısıyla,  ulusal tepkileri kırmak amacıyla bu “Akil İnsanlar  Heyetini” oluşturmuştur.

OSMANLI'NIN AKİLLERİ: HEYETİ NASİHA

Bu yapılırken Türkiye sanal olarak yedi bölgeye ayrıldı ve her bölgeden hükümete yakın duruş sergileyen  akademisyen, iş adamı, köşe yazarı, artist, şarkıcı ve türkücülerden seçilen dokuzar kişilik gruplarla  toplam 63 kişilik “Akil İnsanlar Heyeti” oluşturuldu. Akiller ilk toplantılarını  4 Nisan 2013 de Başbakan gözetiminde İstanbul Dolmabahçe Sarayında yaptılar. Akilleri böyle bir görev aldıkları için kesinlikle kınamıyorum, ancak, bu kişiler kuşkusuz “76 milyonun özeti” olamayacağı gibi temsilcisi de olamazlar.  Bu heyet Nazilerin propaganda birliklerini anımsatıyor da demiyorum, ama, olsa olsa, bunlar, ancak  işgal güçlerine boyun eğmiş, ordusu darmadağın olmuş Osmanlı Devletinin “Heyeti Nasiha”sının bir benzeri olabilir .  

Osmanlı bürokratları, paşalar, devlet memurlarından derlenen ve Vahdetin’in oğulları Şehzade Abdülhalim ile Şehzade Abdürrahim’in başkanlık ettiği Heyeti Nasiha’nın (Nasihatçılar Heyeti)  oluşturulması Sadrazam Damat Ferit Paşa’nın önerisi  ve padişahın oluru ile 31 Mart 1919 da kararlaştırılmıştır. 5 Nisan 1919’da İstanbul'daki İngiliz ve müttefik işgal güçlerinin de onayı alınarak heyet üyeleri belirlenmiştir. Nasihatçılar Heyetinin misyonu 30 Ekim 1918de imzalanan Mondros Ateşkesi doğrultusunda Osmanlı’ya dayatılan barış sürecinin sekteye uğratılmadan sürdürülmesi, Anadolu’daki direniş, çalkantı ve tepkilere son verilmesini sağlamak üzere halkı işgal güçlerine boyun eğmeye ikna etmekti. Çünkü arkadan Sèvres Barış (!) Antlaşmasının imzalanması geliyordu.

Bu bağlamda, Akiller ile Nasihatçılar’ın misyon ve işlevi birbiriyle örtüşmektedir. Her ikisinin misyonunu  Türkiye Cumhuriyeti'nin mihenk taşına vurup çözümlediğimizde aralarında pek bir fark olmadığını, geçmişte oynanan oyunların aynen sürdürüldüğünü net bir şekilde görebiliriz.

Türkiye Cumhuriyetinin mihenk taşı nedir? Türkiye’nin mihenk taşı işgal güçlerine karşı Bağımsızlık Savaşı vererek kurulmuş bu ülkenin temellerini oluşturan ilkelerdir. Bunlar ülkenin birlik ve bütünlüğü, ulusal bağımsızlık, özgürlük, ulusçuluk, halkçılık, devrimci ruh ve çağdaşlık gibi yüksek erdemlerden oluşan ilkelerdir.

Dolayısıyla, Obama'nın beyzbol sopasını tercih ederek etnik ayrışmayı kışkırtan, Türk adını ve Atatürk’ün sözlerini silen,  federasyon, eyalet, başkanlık hezeyanlarıyla Türk bayrağını bez parçasıyla değiştirmeye kalkışan her türlü misyon ve siyasal görüşün ülkemizin mihenk taşına vurulduğunda ne kadar değersiz, yanlış ve yapay oldukları ortaya çıkmaktadır. Bugün hükümetin göz yummasıyla bunları yapanların, yarın Atatürk’ün büst ve heykellerini ortadan kaldırmaya ve Anıtkabir’i yıkmaya teşebbüs edeceklerine kesin gözüyle bakabiliriz.

Doğru ve geçerli olan söylem ve eylem ülkeyi Amerikan özentisi eyaletler veya başkanlık sistemi ile bölmek değil, birleştirmek; laik düzeni ve Atatürk devrimlerini baltalamak değil, pekiştirmektir. Bunun tersini  yapan siyasal aktörler ve bu karanlık misyonu halka pazarlamayı üstlenmiş olan   kişi ve  kurumların, ister istemez, Türkiye Cumhuriyeti’nin, dolayısıyla halkımızın açık düşmanları olduğu ortadadır.  

Eğri ile doğrunun, kötülük ile iyiliğin, karanlık ile  aydınlığın, düşman  ile yurtseverin savaşıdır bu. Denklem bu kadar basit ve yalındır. Nasıl ki doğru ile eğrinin uzlaşması olanaksız ise halk ile halk düşmanlarının da uzlaşması olanaksızdır. Halkımızın bu postmodern Akiller Heyetine prim vermeyeceğine, tam tersi, onların gerçekleri görmesi için gereken katkıda bulunacağına inanıyoruz.

hssensoz bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Teşekkürler Selçuk bey. 82 Anayasasına eşimle birlikte hayır oyu kullandık. Zarflar çok inceydi ve kullanılan oyun rengi belli oluyordu. Akılları sıra uyanıklık yapıyor ve milleti “ahmak” yerine koyuyorlardı. Halbuki asıl ahmak kendileriydi. Bu beni daha çok öfkelendirdi. Ne baskı, ne de korku duydum. Ancak, oradaki herkes bizim “hayır” oyu kullandığımızı anladı ve çok acıklı bir ifadeyle yüzümüze baktılar. Sanki “ne yaptınız ey zavallılar?” der gibiydiler. Nedense kendimi suçlu gibi hissetim ve biraz da utandım. Sonra "iyi ki hayır oyu verdim" diye Tanrıya şükrettim. Osmanlı hanedanı bir İngiliz savaş gemisiyle bu toprakları terk etmişti. Bakalım bunları almaya kaç gemi gelecek ? Esenlik

Erol İrdelmen 
 10.04.2013 9:15
 

Mustafa Bey, her şeyden önce Milliyet Blog’taki tartışma ortamını sen-ben düzlemine indirgemeyelim. Sormuş olduğunuz soruların yanıtları yazımda zaten açıkça ifade edilmiştir. Gizli pazarlıklarla terörle uzlaşanların, kamuflajlı politikalar oluşturanların, işgal güçlerine teslim olan, Şehzadelerin başkanlık ettiği Heyeti Nasiha'yı kullanarak işgalin meşru olduğuna halkı ikna etmeye çalışan, Osmanlı padişahı ve halifesinden bir farkı yoktur. Bugün dayatılan politikalar Sèvres’in devamı, ABD ve İsrail’in Büyük Ortadoğu Projesi’dir. Kimse savaşmak istemez. Kimse kan dökülsün istemez. Herkes barış ister. Ancak, Sèvres Barış Antlaşmasını sineye çekip İstiklal Savaşını yapmasaydık, o zaman Çanakkale’de şehit olanlar boşuna ölmüş olacak, Türkiye diye de bir devlet olmayacaktı. Mihenk taşı gerçek altınla yapay altını ayırt eder. Yapay altının yanlışı o şekilde imal edilmiş olmasıdır. Ama en büyük yanlışı yapan o çakma altını, gerçek altın gibi sunanlardır. Esenlik.

Erol İrdelmen 
 10.04.2013 9:14
 

Devam Her zaman belirttiğim gibi çok değerli, doğru içeriklerle dolu,kişilere bilgi verici, düşündürücü, günümüzde olan gerçekleri yorumlayan yazılar maalesef yeterli okunmuyor. Yazdığınız yazı porno içerikli olsa idi şu an inanın yüzbinlerce tıklamayı bulurdu. İşte içimi acıtan bu. Yazınız bilmediklerimi de bana gösteren nitelikteydi. Teşekkürler ve saygılar...

hssensoz 
 08.04.2013 8:24
Cevap :
Yazdıklarımın az okunmasının hiçbir önemi yok. Benim amacım çok okunmak değil. Doğruları ve gerçekleri dile getirmek. Bilimsel eleştirinin gelişimine katkıda bulunmak. Batı düşüncesi "eleştiri" ve "öz eleştiri" ile gelişmiştir.Eleştiriden korkmayalım. Esenlik  09.04.2013 10:42
 

Akil insanlar kavramı Allah'ın ben kuluna verdiği en değerli nimeti olan aklımı yitirmeme neden olacak. Bir anayasa ve başkanlık safsatası sürüp gidiyor. 82 anayasası beni şekilde temsil etsede vicdanımda beni temsil etmiyor çünkü bu anayasayı Allah'ın ilk emri "İkra" ya uyarak okumuş ve şükürler olsun ki "Hayır" oyu vermiştim. Ama sözüm ona en büyük müslümanlar İslamiyeti sadece "Türban"a endeksleyenlerin çoğu okuma gereksinimi bulmamış ve bana zul edecek şekilde "Evet" oyu vermişlerdi. Önce bunun hesabını versinler. Baskı vardı safsatasını yapmasınlar 82 de oy verme günü korku vardı fakat baskı yoktu. Korkaklar ve okuma özürlüler "Evet" oyu vermişlerdi. Bugün mü; onlar cezaevinde olmasa idi biz olacaktık diyen, adam öldürmemiş insanlar cezaevinde iken Uludere'de 34 kulun öldürüldüğü fakat bir tane suçlu bulmayan zihniyet asla doğruyu göremez. Çünkü bu zihniyet onların anlayacağı şekilde sadece ve sadece "Nefs"i dir. Çok güzel ve doyurucu bir yazı. Gerçeklerle dolu. Devam

hssensoz 
 08.04.2013 8:17
Cevap :
Teşekkürler Selçuk bey. 82 Anayasasına eşimle birlikte hayır oyu kullandık. Zarflar çok inceydi ve kullanılan oyun rengi belli oluyordu. Akılları sıra uyanıklık yapıyor ve milleti “ahmak” yerine koyuyorlardı. Halbuki asıl ahmak kendileriydi. Bu beni daha çok öfkelendirdi. Ne baskı, ne de korku duydum. Ancak, oradaki herkes bizim “hayır” oyu kullandığımızı anladı ve çok acıklı bir ifadeyle yüzümüze baktılar. Sanki “ne yaptınız ey zavallılar?” der gibiydiler. Nedense kendimi suçlu gibi hissetim ve biraz da utandım. Sonra "iyi ki hayır oyu verdim" diye Tanrıya şükrettim. Osmanlı hanedanı bir İngiliz savaş gemisiyle bu toprakları terk etmişti. Bakalım bunları almaya kaç gemi gelecek ? Esenlik  09.04.2013 10:31
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 129
Toplam yorum
: 179
Toplam mesaj
: 8
Ort. okunma sayısı
: 1662
Kayıt tarihi
: 27.07.06
 
 

1968 yılından bu yana dinler tarihi, mitoloji, sosyoloji, antropoloji, dinbilim, teozofi, metafiz..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster