Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

25 Kasım '14

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
1189
 

Akrep dövmeli kadın (Yedinci ve son bölüm)

Akrep dövmeli kadın (Yedinci ve son bölüm)
 

Birinci bölüm için tıklayınız. 

Bir önceki bölüm için tıklayınız. 

Cinsellik….İnsanların da içinde bulunduğu  bütün canlıların yaradılışından beri var olan bir şey…Tarih boyunca insanların aklından çıkmayan bir olgu. Bazı çevreler tarafından tabu olarak görülen, bazı çevrelerce de sonuna kadar haz alınarak yaşanması gereken birliktelikler….Yasal çerçeve içerisindeki cinsel birliktelikler, evlilik dışında yaşananlar, para karşılığı yaşananlar, duygusal bağlamda yaşananlar Tek tanrılı dinlerde belli kurallara bağlanarak yaşananlar...Aldatma yüzünden işlenen cinayetler…Ve cinsel hastalıklar…

Yıllar önce kızların ağzından düşmeyen bir söz vardı. “Evlenmeden olmaz” Kız arkadaşının elini tutmak, veya sinemada yanağına bir öpücük kondurmak o zamanki delikanlıların ulaştığı son noktaydı.  Eğer genç,  17-18 yaşlarında evlendirilmemişse, cinsel ihtiyaçlarını kentlerde genel evlerde, kırsal kesimde ise karakaçanlarla gideriyorlardı. Bunların hiçbirini yapamayanlar ise başvurdukları yöntem mastürbasyon yapmaktı.

O zamanlar da hastalık korkusu vardı. Her ne kadar Genel evlerde çalışan kadınlar belli zamanlarda muayene oluyorlarsa da, bu arada hastalık kapanlar da oluyordu. Bu hastalıklar içerisinde bel soğukluğu başta geliyordu. İkinci korkunç hastalık ise Frengiydi.  Ama yine de bu hastalıkların antibiyotiklerle tedavisi mümkündü.  Günümüzde asrın hastalığı olarak adlandırılan AİDS’in ise  o zamanlar adı bile yoktu.

Yıllar geçtikçe, cinsel anlamda özgürlük de başladı. Geçmişte tabu olan bekaret kavramı, hem kadınlar hem de erkekler için önemini kaybetti. Kızlar deneyim kazanmak için evli erkeklerle bile birlikte olurlarken, erkekler, yıllar önce kız arkadaşlarının ellerini bile tutamayan hemcinslerine taş çıkarırcasına, kız arkadaşlarıyla cinselliklerini yaşamaya başladılar.

Kız arkadaşları olmayanlar ise para karşılığı cinselliklerini yaşıyorlardı. Bunun için sokak sokak gezmeye de gerek yoktu. İnternette arama motorlarına “Escort kadınlar” yazdığında bu tip kadınların fotoğraflarına ve telefon numaralarına ulaşır hale geldiler. Daha değişik deneyim yaşamak isteyenler ise yine internetten “Türk travestiler” yazarak, yarısı kadın, yarısı erkek olan yaratıklarla birlikte olmaya başladılar.  TİB, (Telekomünikasyon İletişim başkanlığı)  birçok porno siteyi yasaklarken, bu internet sitelerinin serbestçe yayın yapmasına nedense ses çıkarmamaktadır. Gerçi TİB de bu kısıtlamaları mahkeme kararlarına göre yapmaktadır. Demek ki kimse bu siteleri şikayet etmemiş diye düşünülebilir.  Gerçi TİB bu siteleri kapatsa bile internet kullanıcılarını DNS adreslerini değiştirerek her türlü yasak sitelere girebilmektedirler.

Tekrar cinselliğe ve cinsel hastalıklara gelecek olursak; Ne şekilde olursa olsun, cinsel ilişki sırasında kondom kullanmayanlar ölümcül hastalık riskiyle her zaman karşı karşıya kaldılar.

&&&&&&&

Erol,  Mor Çatı kadın sığınma evinden aldığı bilgileri Ayşegül hanımla paylaştıktan sonra, Tarık’ın Anna ile birlikte geceyi geçirdiğini söylediği otele gider. Resepsiyondaki çocuk Tarık’ın cep telefonu ile Erol’ın çektiği fotoğrafa bakar ve Tarık’ı tanımadığını söyler. Erol defalarca emin olup, olmadığını sorduktan sonra, kamera görüntüleri olup  olmadığını sorar. Resepsiyondaki çocuk otele kamera sistemi henüz koymadıklarını, ama yakın zamanda koyacaklarını söyler. Erol oradan ayrılırken, resepsiyondaki çocuk Erol’un Tarık beyi soran ikinci kişi olduğunu aklından geçirir ama bunu Erol’a söylemez.  Bir de Tarık’ın Anna ile tanıştığı bara gidip, orada bir araştırma yapacaktır. O araştırmayı da yarın yaparım diye düşünür.

&&&&&&

Ayşegül hanım Erol’un verdiği üç tane şüpheli isim için ifadeye çağırma tutanağı hazırlar ve ilgili birimlere göndererek, Mor Çatı evindeki 3 kadının kocalarının ifadeye çağırılmasını ister. Zaman daralmaktadır. Bu üç kişinin ifadesinden de bir şey çıkmazsa, Tarık mahkemeye çıkarılmak zorundadır. Çünkü ertesi gün gözaltı süresi bitecektir.

&&&&&&

Ertesi sabah, Erol bir gün önceki gazeteleri okurken gözüne bir haber ilişti. İşlerinin  yoğunluğu yüzünden basını bile günü gününe takip edememiştir.  Haberde Anna isimli kadında HIV virüsü bulunduğunu okuyunca hemen Zührevi Hastalıklar hastanesinde Anna isimli kadını görmeye gider.

“Geçen akşam fuhuş operasyonunda yakalanan bir kadını arıyorum. Adı Anna imiş.”

“Sizi hemen muayeneye alalım.”

“Neden beni muayeneye alacakmışsınız?”

“Siz de o kadınla birlikte olmadınız mı?”

“Yok kardeşim, ben bir cinayet soruşturması için kendisinin bilgisine başvuracağım.”

“Kendisi şu anda müşahade altında. 25 Numaralı odada.”

&&&&&&&

“Bir dakika nereye gidiyorsunuz?”

“İçerideki kadınla görüşeceğim.”

“Onun yanına şu anda kimse giremez.”

“Sen kimsin?”

“Ben ahlak şubesinden polis Kazım”

“Benim bir cinayet soruşturması için içerideki kadınla görüşmem gerek. Eğer bana inanmıyorsanız, cinayet masası Baş komiseri Ayşegül hanımı arayın. (Bu zaman içerisinde Ayşegül hanım terfi ederek Baş komiser olmuştur.)”

“Tamam, girin ama yanına fazla yaklaşmayın.”

&&&&&&&

“Senin adın Anna mı?”

“Evet”

“Soyunur musun Anna?”

“Siz Türk erkekleri ne kadar çok sekse merakli. Ben de HIV virüsü çıktı. Sen sormadan ben söyleyeyim.”

“Sadece sırtına bakacağım.”

“Neden?”

“Sırtında bir dövme olup olmadığına bakacağım. Bir akrep dövmesi.”

“Dövme mi? Ben dövmeden nefret ederim. Üstelik benim dövme boyalarına karşı allerjim vardır.”

O arada Anna sırtını gösterir. Sırtında ve kolunda dövme ve dövmeye benzer bir işaret yoktur.

“Ben sırtında akrep dövmesi olan bir kadını arıyorum. Senin arkadaşların arasında böyle birisi var mı?”

“Çok garip?”

“Garip olan ne?”

“Sen bugün akrep dövmeli kadını soran ikinci kişisin.”

“İkinci kişi miyim?

“Evet, senden önce biri daha o kadını sordu”

“Peki senin  yanına kim diye girmiş?”

“Kapıdaki polise benim avukatım olduğunu söylemiş?”

“Senin avukatın var mı?”

“Yok nereden olacak ki? Bizi muayeneden sonra sınır dışı edecekler. Hatta arkadaşlarımı ettiler bile. Beni müşahede altına aldılar. Birlikte olduğum kişilerle yüzleştireceklermiş. Ama şimdiye kadar onlardan kimse buraya gelmedi.”

“Senin yanına gelen nasıl bir kişiydi?”

“Şöyle uzun boylu, esmer,  iyi giyimli biriydi.”

“Peki ona ne dedin?”

“Sırtında akrep dövmesi olan sadece bir kadın tanıyorum. Onun da adı İrina.”

“Peki bu İrina müşterilerle çıkarken kendi adını mı kullanıyor?”

“Yok, her seferinde başka bir isim kullanır. Nathalie, Anna, Anya, Gala…onun gibi isimler…”

“Peki ben bu İrina’yı nerede bulabilirim?”

“En son Kumkapı’daki Gül motelde kalıyordu. Orada olması gerek.”

“Peki sen bunları benden önce onu soran kişiye de söyledin mi?”

“Evet söyledim. Bunları duyduktan sonra hemen yanımdan ayrıldı.”

“Peki sen de bu İrina’nın telefonu var mı?

“Hayır yok.”

Erol’un aklından düşünceler sanki ışık hızıyla geçiyordu. KATİL DE AKREP DÖVMELİ KADININ PEŞİNDE”

&&&&&&&

Mehmet Burak bey, birkaç gün önceki serbest bıraktığı adamın yeniden çıkarılan yakalama kararına rağmen hala bulunamadığından dolayı canı sıkılmaktadır. O olayın etkisinden halen kurtulamadığı her halinden bellidir. Ama işine sadık biri olduğundan morali bozuk olmasına rağmen duruşmalara katılmaktadır.

“Adın soyadın”

“Tarık Yılmaz”

“Tarık Yılmaz, Selin Yılmaz’ı öldürmekle suçlanıyorsun. Bu konuda ne diyeceksin?”

“Eşimi ben öldürmedim hakim bey. Eşimin öldüğünü ben ertesi günü öğrendim.”

“Ölüm raporunda ölüm saati, 0.45 olarak adli tıp tarafından tespit edilmiş. Sen o saatte evde değil miydin?”

“Hayır, hakim bey. Ben o saatte başka bir yerdeydim.”

“Peki tanığın var mı?”

“Var ama, birisi tanıklık yapmıyor. Diğer tanığı da henüz bulamadık.”

“Peki fotoğraftaki kanlı gömlek sana mı ait?”

“Evet hakim bey, ama tekrar söylüyorum. Birisi  bana komplo yapmış. Karımı ben öldürmedim.”

Mehmet Burak bey kararsızlık içerisindedir. Savcı tutuklama talebiyle Tarık’ı mahkemeye sevk etmiştir. Zaten bütün cinayet davalarında şüpheliler hakkında  savcıların takipsizlik kararı verdiği çok nadirdir. Sorumluluğu her zaman hakimlerin üzerlerine atarlar.

“Yaz kızım. Cinayetle suçlanan Tarık Yılmaz hakkında diğer delillerin toplanmasına, tanıkların çağrılmasına ve şüphelinin TUTUKLU  olarak yargılanmasına karar verilmiştir.

&&&&&&&

Erol telaşla emniyete gelir ve Baş komiser Ayşegül hanımın yanına girer.

“Baş komiserim. Akrep dövmeli kızı buldum herhalde. Ama katil de onun peşinde”

“Nasıl? Nerede?”

“Asıl adı İrina’ imiş. Kumkapı Gül motelde kalıyormuş. Benden önce birisi daha onu sormuş. Hemen o otele gitmemiz gerek.”

“Tamam ben iki kişilik bir ekip hazırlıyorum. Hemen göndereyim.”

“Ben de onlarla gidebilir miyim amirim?”

“Tamam, siz de gidin. Ama dikkatli olun. Olaya siz değil, polisler müdahele etsin. “

“Ben de eski bir polisim. Biliyorsunuz.”

“Olsun yine de dikkatli olun.”

“Bu arada Tarık’la da konuşmak istiyorum. ”

“Maalesef bu sabah kendisini savcılığa sevk etmek zorunda kaldık. Savcılık tutuklama talebiyle mahkemeye gönderdi.”

“Hay aksilik, tam iz üzerindeyken….”

“Göz altı süresi dolmuştu. Başka bir şey yapamazdık.”

“Haklısınız baş komiserim.  Ama yeterli delil yoktu. Bence tutuksuz yargılanması gerekir. Neyse tutuklansa bile tutukluluğa itiraz edip, onu çıkarmaya çalışırız.”

Ayşegül hanım iki sivil polis çağırıp, Erol ile tanıştırmıştır ve ekip hemen yola çıkar.

&&&&&&&

“Ben İrina hanımla görüşmek istiyordum.”

“Kendisi gece çok geç geldi. Odasında uyuyordur.”

Kumkapı’daki Gül otel genellikle yabancıların konuk olarak kaldığı sıradan bir oteldir. Otel içinde yasa dışı bir olay olmaz. Buradaki kadınlar para karşılığı erkeklerle birlikte giderler ve onların götürdükleri yerde kalırlar. Fakat bazı oteller vardır ki, artık bu otellerin adı çıkmıştır. O otellerde fuhuş yapıldığı herkes tarafından bilinir. Bu durumu polisler de bilir, ancak yukarıdan bir ihbar geldiğinde mahalli polis değil de ahlak zabıtası buraya baskınlar düzenler.  Zührevi hastalıklar hastanesinde bulunan Anna böyle bir operasyonun kurbanı olmuştur. İrina ise barlarda veya tanıdık birileri aracılığıyla erkeklerle birlikte olmaktadır.

Uzun boylu, iyi giyimli esmer adam, resepsiyondaki adamın önüne  200 $ koyar.” Bu günü İrina ile birlikte geçirmek istiyorum”. Beni  iyi tanıdığını söylersen hem onunla iyi bir gün geçiririz. Hem de sen kazanırsın.”

Resepsiyondaki adam, bir önündeki paraya, bir de iyi giyimli adamın yüzüne bakar.  Paraya elini uzatır. Adam resepsiyon görevlisinin elinin üzerine elini koyarak “Ara İrina’yı” der.

“İrina, uyandın mı? Burada çok iyi tanıdığım biri var. Hemen giyinip, aşağıya gelir misin? “

“Tamam geliyor. “

Resepsiyon görevlisi parayı cebine koyar. Adam da boş olan lobideki en yakın koltuğa oturur.

Uzun sarı saçlı kadın resepsiyonun önüne geldiğinde, görevliyle kısa bir konuşma yapar. Sonra da koltukta oturan adamın yanına gelir.

“Bir günlük ücretim 500 $ dır. O da Oktay’ın tanıdığı olduğun için.”

Adam resepsiyondaki adamın adının Oktay olduğunu da böylece öğrenmiş olur.  Karşısındaki koltuğu işaret ederek kadının oturmasını ister. Kadın oturduktan sonra, iki koltuk arasındaki sehpanın üzerine 1000 $ koyar.

“Say”

Kadın parayı alır ve saydıkça yüzündeki ifade yumuşamaya başlar. Son 100 lüğü de saydıktan sonra yüzündeki gülümsemeyle birlikte, “Ooo, elin çok açıkmış. Tamam 24 saat seninleyim

“Kolundaki dövme  çok etkileyici. Başka yerinde de dövme var mı?”

“Sırtımda da, bir akrep dövmesi var. Soyunduğumda görürsün.”

Saat 14.00 civarında cömert adamın kullandığı Range Rover marka bir jip,  İrina ile birlikte otelden ayrılır.

&&&&&&&

Yaklaşık 15-20 dakika sonra bir ekip otosu Kumkapı’daki Gül motelin önünde durur. İçinden üç kişi iner, resepsiyon görevlisine İrina’yı sorarlar.

“İrina biraz önce çıktı.”

“Nereye gitti? Biliyor musun?”

“İyi  giyimli bir beyefendiyle çıktılar.”

“Adam, esmer, uzun boylu muydu?”

“Evet, aynen dediğiniz gibi”

“Peki nasıl bir araçla gittiler?”

“Siyah bir jiple gittiler. Markası da şu meşhur bir marka…Neydi? Neydi? Hah Range Rover.”

“İrina’nın telefonu var mı? Onu acilen aramamız gerek. Kendisi tehlikede”

“Var, durun ben arayıp, size vereyim.”

Telefon çalmakta ama cevap vermemektedir. Telefonun zil sesi İrina’nın kaldığı otel odasında çalmaktadır. Kendisine cömert davranan adamla dışarı çıkarken, telefonunu şarjda unutmuştur.

“Aralarındaki konuşmadan nereye gittiğini biliyor musun?”

“Yok, hayır benden uzakta konuştular. Ne konuştuklarını duymadım.”

“Peki aracın plakasını aldın mı?”

“Nereden alacağım efendim? Aklıma bile gelmedi.”

“Peki araçta dikkatini çeken bir işaret, var mıydı?”

“Bir dakika…Aracın arka camında “Avis”çıkartması vardı.”

Erol hemen polislere hitaben…

“Avis..o zaman bu bir kiralık araç olabilir.”

Polislerden iri yarı olanı, “Hemen Avis’i arıyorum. Onların araç takip sistemi vardır. Eğer sistem açıksa aracın nerede olduğunu bulabiliriz.”

Telefonda şirketin 6 tane Range Rover kiralık jipi olduğunu, şu anda bunlardan 3 tanesinin kiralandığını bilgisini alırlar. Araçların hepsinde GPS araç takip sistemi olduğunu öğrenirler.  Şirketin takip sistemine bağlanırlar. Aralarında şu konuşmalar geçer.

“Bu üç araçtan şu anda hareket halinde olan kaç araç var?”

“Şu anda hareket halinde olan bir araç var.”

“Aracın plakasını söyler misiniz?”

“34 AVZ 9100”

O arada telefonu Erol alır. İri yarı polis de telsizden plakayı anons etmeye başlamıştır.

“Bizimle bağlantıda kalın. Aracın şu anda nerede olduğunu söyleyin.”

“Araç şu anda Aksaray yönünden Vatan caddesine girdi.”

Kumkapı Aksaray arasında trafik yoğundur. Ara sokaklardan aracı takibe başlarlar.

&&&&&&&

Jip, vatan caddesini geçer, ve çevre yoluna girerken, İrina konuşmaya başlar.

“Benim adımı biliyorsun. Senin adın ne?”

Adam bir an “Gerçek adımı mı yoksa başka bir isim mi söylesem?” diye düşünür.  Sonunda adının Ümit olduğunu söyler.

“Nereye gidiyoruz?”

“Önce biraz gezelim. Sonra bir yerde yemek yeriz. Daha sonra yer ayırttığım otele gideriz. Merak etme oldukça lüks bir otel.”

“Tamam bana uyar. Nasıl olsa paramı peşin aldım.”

&&&&&&&

Erol, kiralık araç şirketinin takip servisiyle konuşmaya devam etmektedir. Bu arada aracın kim tarafından kiralandığını da öğrenmek ister.

“Efendim, biz buradan göremiyoruz. Kiralama servisini ararsanız oradan size bilgi verirler.”

“Yok, bizimle bağlantıda kalın. O aracı kaybetmememiz gerek.”

Bunu dedikten sonra Erol telefonu yine önündeki polise verir.  Takip devam etmektedir.

“Şu anda araç Mecidiyeköy istikametine doğru gidiyor. “

Polislerin aracı ise Vatan caddesine henüz girmiştir.

“Biraz daha hızlı gitmemiz gerek.”

Uzun boylu polisin kullandığı araç yolda slalom yaparak gitmeye başlar, aradaki mesafeyi kapatmaları gerekmektedir.

Kendilerine son gelen bilgi aracın Maslak yoluna girdiğidir. Onlar Maslak’tayken arkadaki araç Zincirlikuyu’nun karışık trafiğinden yeni kurtulmuş, hızla takibe devam etmektedir.

Bu arada Erol Avis’in kiralama servisini arayarak 34AVZ 9100 plakalı aracın kim tarafından kiralandığını öğrenmek ister.

“Efendim bu bilgiyi veremiyoruz.”

“Kardeşim, ben Emniyetten arıyorum. Bu bilgi hemen bize gerek.”

“Efendim, benim bunu söylemeye yetkim yok. Sizi amirime bağlayayım.”

“Buyrun, ben araç kiralama müdürü Haldun.”

“Haldun bey, bir zanlı 34 AVZ 9100 plakalı aracınızı kullanıyor. Ben emniyet müdürlüğünden arıyorum. Bu aracı kim kiralamış?”

“Bu tip araçları genellikle şirketler kiralar. Özellikle  yurt dışından gelen müşteriler için kiralanır bu tip araçlar.”

“Bana lütfen acil cevap verir misiniz?”

“Tamam bakıyorum. Bir dakika…”

“Araç Bloggers Company şirketi tarafından kiralanmış.”

Erol hayretler içerisinde kalmıştır." Bu şirket Tarık’ın çalıştığı şirket…."

&&&&&&&

Öndeki araç Hacı Osman bayırından aşağı inip, Kilyos yoluna sapmıştır. Arkadaki araç ise Maslak’taki İstinye’den gelen köprünün altından geçmektedir.

“Araç Kilyos yoluna sapmış. Biraz daha hızlı gidelim. Bundan sonra yol açıktır.”

Kilyos yoluna sapan araç Fatih Ormanları bölgesinden ormanın içine doğru girmiştir. Arkadaki araç ise kırmızı ışığa takılmıştır.

&&&&&&&

Nihayet ormanın içlerinde kimsenin olmadığı bir yerde Range Rover jip durur.

“Nereye geldik?”

“Bak burasının manzarası çok güzel?”

“Burada sevişmeyi düşünmüyorsun herhalde?”

“Yok hayır, burası yolun sonu.”

“Yolun sonu mu?”

“Evet, senin için yolun sonu.”

Adam cebinden bir silah çıkarıp, İrina’ya doğrultur.

“Ne yapıyorsun sen? Bu bir şaka mı?”

“Hayır bir tanığı ortadan kaldırıyorum. O kadar.”

“Ne tanığı?”

“Ben birini öldürdüm, suçu üzerine attığım adam cinayet saatinde seninle birlikte olduğunu söylemiş. Eğer sen tanıklık edersen, adam kurtulur ve en sonunda benim peşime düşebilirler.”

“Kimi öldürmüşsün?”

“Senin geçen gece Boğazdaki otelde kaldığın adamın karısını.”

Adamın elinde silah olmasına rağmen İrina’nın sakinliği karşısında adam şaşırır.

“Peki neden öldürdün o kadını?”

Adam konuşmaya başladığı anda İrina kendisinden beklenmeyecek bir çeviklikle adamın elindeki silaha bir tekme atar. Sonra havada yarım takla atarak, sol ayağının tabanıyla adamın suratına bütün gücüyle bir tekme daha atar. Tekme hedefini bulmuştur. Adam doğrulmaya kalkarken, bu defa sağ ayağıyla adamın yandan burnuna vurduğunda, adamın burnundan kanlar boşalmaktadır. Yere düşen silahı alır ve sözlerine şöyle devam eder:

“Bu akrep dövmesini ben nerede yaptırdım biliyor musun? Uzak doğuda. Orada bütün uzak doğu sporlarını yaptım. En son yaptığım spor da tekvandoydu. Tekvando’da  siyah kuşak sahibi olduğumu da bu arada söyleyeyim. “

O anda polis ekibi de olay yerine gelmiştir. Erol ve iki polis araçtan iner inmez İrina’ya “İyi misin? Bu adam sana bir şey yaptı mı?” diye sorarlar. İrina,” Ben iyiyim de, asıl kötü olan şu yerdeki adam” der.

Erol adamın yanına gider ve yerde yatan adamın suratına baktığında bir anda şok geçirir.

“İnanamıyorum. Melih sen ha….”

&&&&&&&

Avukat Melih sorgusunda her şeyi itiraf eder.

Hukuk Fakültesini Ankara’da Selin’le birlikte okumuşlardır.  Birlikte büyük bir aşk yaşamışlar ama sonunda Melih yüksek lisans için Amerika’ya gitmiştir. İlk gittiklerinde sık sık mektuplaşırlarken, zaman geçtikçe Melih aramamaya başlamıştır. En sonunda da Selin’e bir mektup yazarak ayrılmak istediğini, bir daha da kendisini aramamasını söylemiştir. Yedi   yıl Amerika’da kalan Melih, orada uluslararası bir avukatlık şirketinde çalışmaya başlamış. Daha sonra ise Bloggers Company şirketinin Newyork bürosunda işe başlamıştır. İzine geldiğinde, bir düğünde tanıştığı Meltem adlı bir kızla hayatını birleştirmiştir. Meltem İstanbul’da çalıştığı için, Melih de Newyork’tan aynı şirketin İstanbul bürosuna tayinini yaptırmıştır. Evlendiklerinden bir yıl sonra ise bir çocukları olmuştur.

Genel Müdür Ata Kemal bey. Her yıl sonu yemekli bir şirket toplantısı düzenlenmesini istediğinden, o toplantılardan birine Melih eşiyle birlikte katılmış, aynı toplantıya Tarık da eşi Selin’le birlikte katılmıştır. İki eski aşık o toplantıda aynı masaya düşmüşler  ve ikisi de ne yapacaklarını şaşırmıştı.

Günler geçtikçe, Selin Melih’i rahatsız etmeye başlamış ve Selin’in verdiği bu rahatsızlık yaklaşık bir yıl kadar sürmüştür. Selin, kocasından ayrılmayı düşündüğünü, tekrar Melih’le birlikte olmak istediğini defalarca vurgulamış, Melih de her ikisinin de evli olduklarını bu isteğinin imkansız olduğunu defalarca anlatmasına rağmen bir türlü Selin’i ikna edememiştir.

En sonunda cinayet akşamı Tarık evden çıkınca, Selin, Melih’i aramış ve eğer yanına gelmezse, geçmişte birlikte çektirdikleri fotoğrafları karısı Meltem’e göstereceğini ve kendisinin eski aşkı olduğunu anlatacağını söylemiştir. Tarık gittikten sonra Melih saat 24.00 gibi Selin’in evine gelmiş ve Selin kendisiyle birlikte olmak istediğini söylemiştir.

Melih Selin’in ısrarları sonunda o kadar bunalmıştır ki, masanın üzerinde duran peçeteyle Tarık’ın parmak izi bulunan bıçağı tutarak Selin’e saplamıştır. Daha sonra da Tarık’ın gömleklerinden birinin koluna Selin’in kanına bulayarak, banyoya atıp, evi terk etmiştir.

&&&&&&&

Erol aynı gün Tarık’ın tutukluluğuna itiraz dilekçesini, esas katilin bulunduğu tutağıyla birlikte savcılığa sunduğunda müvekkili hemen serbest bırakılır.  

SON…….

Yaklaşık bir ay önce yazmaya başladığım bu öyküde verdikleri fikirler ve  yorumlarıyla  öyküye destek veren, bütün blog yazarı arkadaşlarıma ve okuyan kişilere  çok teşekkür ederim.  Bu arada sürç-i lisan etmişsem affola…. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Tebrik ederim, çok güzel bir krimi olmuş. Katili blog yazarlarından seçmemeniz de bir incelik. Bu arada kahramanlar içinde gözlerim Ümit beyi aradı, ben mi gözden kaçırdım yoksa? Küçücük bir mantık topallamasına değinsem kızmazsınız umarım: Katil Melih ne diye kendi peşine özel dedektif Erol'u taktı acaba? Ama gerçekten bu tarz roman yazabileceğinizi düşünüyorum. Krimi çok satan bir biçim. Kolay gelsin. Selam ve sevgilerimle.

Zühal Voigt  
 03.12.2014 18:25
Cevap :
Cinayetin İstanbul'da işlenmesi nedeniyle yurt dışındaki blog yazarı arkadaşlarıma fazla rol veremedim Zuhal hanım. Ancak isimlerinden söz edebildim. Sadece sizi maktulun ablası olarak gösterebildim. Aslında öykünün başında Melih'i katil olarak düşünmemiştim. Katil olarak kimi düşündüğümü söylersem daha çok şaşıracaksınız. Benim öyküde başlangıçta katil olarak düşündüğüm kişi Erol karakteriydi. Ama işin içine Mor Çatı'daki kadınların araştırması girince Erol karakterini katil olarak göstermem pek doğru olmazdı. Melih şüpheleri üzerine çekmemek için Tarık'ın bir dedektif tutmasını önermiş olabilir. Böylece okuyanlar da Melih'ten hiç şüphelenmediler. Aslında bu cinayeti çözme işi tamamiyle polise aitti. Hiç dedektif olmasa bile polis bu işin peşini bırakmamalıydı. Yorumlarınız ve ilginiz için teşekkürler Zuhal hanım. Saygılar, selamlar...  03.12.2014 20:34
 

Mükemmel bir altın vuruş... Harika bir final... Şaşırtıcı olduğu kadar, etkileyici de olan bir son... Aklınıza, emeğinize, kaleminize sağlık sevgili Erol bey. Yayınladığınız öyküleri ya da henüz yayınlanmamış, gelecekte yazacağınız hikayelerinizi kitaplaştırmanızı ısrarla öneriyorum yeniden. Cemce sevgilerimle...

Cem Beraat Çamsarı 
 01.12.2014 20:11
Cevap :
Öyküde şüpheleri üzerinize çektiniz ama sonunda masum çıktınız Cem bey. :)) Öncelikle siz de yorumlarınız ve katkılarınızla öyküye renk kattınız. Ülkemizde yayın evlerinin tutumu, kitap yazma konusunda, yazanların şevkini kırıyor. Sizin 14 Şubat'ta çıkaracağınız kitap ve dağıtım konusundaki deneyimlerinizi öğrendikten sonra, bu konuda daha net düşünebilirim. Öyle bir şeye karar verirsem, sizin de yardımınızı isterim. Beğeniniz ve destekleriniz için tekrar teşekkürler. Sevgiler, selamlar...  02.12.2014 11:07
 

Selin pek masum değilmiş, İrina ise beni şaşırttı doğrusu. Herhalde uzunca bir zaman öykü yazmazsınız, bu sizi oldukça yormuş olmalı :-) Bu kadar uzun bir öykü Milliyet blog ortamında ilk kez yazıldı sanıyorum. Kaleminize sağlık. Selamlar, saygılar.

Güz Özlemi 
 28.11.2014 21:01
Cevap :
Öykü uzun olunca kurgulamanın zamanımı aldığı doğru Yunus bey. Günlük yaşamda fiilen bir iş yaparken bile insanı ister istemez düşündürüyor. Bir tarihte de MB'de "Blogda cinayet" adlı 11 bölümlük bir öykü yazmıştım. Ama o öyküde bölümler bu kadar uzun değildi. O öyküye yorum yapan iki arkadaşıma da öykünün için kısa da olsa rol vermiştim. İlginiz ve yorumlarınız için çok teşekkürler. Saygılar, selamlar...  28.11.2014 21:14
 

Kutluyorum Erol Bey ilgiyle ve merakla okudum sonunda olanlara şaşırdım ve bu yazı dizinizi çok insanların okuması gerektiğini düşündüm.Elinize,yüreğinize,emeğinize sağlık.Güzel zamanlar yarattığınız için teşekkür ediyorum.Sevgilerimle.

Şennur Köseli 
 27.11.2014 11:19
Cevap :
Bir öykü olarak başladığım bu yazı, sizin gibi değerli blog yazarı arkadaşlarımın katkılarıyla kısa bir roman gibi oldu. Geride kalanlara böylelikle hepimiz küçük bir anı bırakmış olduk. İlginize ve beğeninize teşekkürler. Sevgiler, selamlar...  27.11.2014 12:05
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 975
Toplam yorum
: 7880
Toplam mesaj
: 126
Ort. okunma sayısı
: 3213
Kayıt tarihi
: 16.01.07
 
 

2017 Basın özgürlük endeksine göre 180 ülkeden 155. sırada olan ülkemizde yemek tarifleri  ve tel..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster