Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Nisan '08

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
559
 

Antik Efes

Antik Efes
 

Doğduğum ve büyüdüğüm şehir Kırcali, Bulgaristan. Yıl 1964..

Kaderin bir oyunu. Türk olarak geldim dünyaya fakat Türkiye ile ilgili hiçbir şey bilmiyordum.

Bir kartpostal bile hatırlamıyorum. O zamanlar bu hızlı iletişim de yoktu. Şu an bilgisayarın tek tuşuna basarak, merak ettiğiniz her şey ile ilgili bilgi edinebilirsiniz. Söz ettiğim yıllarda bu mümkün değildi.

Bazen açıyordum, katlamalı olan dünya haritası ve oradan Türkiye hakkında bilgi ediniyordum. Coğrafi konumu dışında Türkiye ile ilgili hiçbir bilgiye ulaşamıyordum. Dünya haritasının üzerinde tüm ülkelerin bayrakları vardı, orada Türk Bayrağı'nı görmüştüm. Çok güzel görünüyordu, ama çok ta yabancı - dalgalandığını göremiyordum çünkü.

Pazar günleri, dünya ülkelerini tanıtan “ ATLAS” adında bir televizyon programı vardı. Hiç kaçırmıyordum o programı. Ümidimi kaybetmeden ne zaman sıra gelir Türkiye’yi tanıtmaya, sabırla bekliyordum. Öyle bir tanıtım hiç olmadı. Bulgarlara kalsa, haritadan da silerlerdi Türkiye’ yi - nefretleri o denli büyüktü.

Beşyüz yıllık Türk esaretini asla unutmak istemiyorlardı.

Dünyaya hiçbir zaman açılamayacak, demir perdesi arkasında bir yaşamım vardı. Bir de üstelik Bulgarların içinde - Türk olarak. Gri ve sönük bir hayat. Demir kapılarını aşmak ve Dünyayı tanıyabilmenin tek yolu vardı o da kitaplar. Kitaplarla bağım böyle başladı. Lise dönemimde, hemen hemen her gün gidiyordum Şehrin tek Kitap evine ve orada kitapları inceliyordum, param olduğu sürece satın alıyordum. Bu benim için büyük bir mutluluktu. Evimizin oldukça büyük ev kitaplığına katkım olduğu için kendimi bir o kadar mutlu hissediyordum. Annem bazen kızıyordu, bütün harçlıklarımı kitaplara yatırıyordum çünkü. Aşırı zayıflığımdan ve solgun ten rengimden hep tedirgin oluyordu.

Canım annem -dünyanın en değerli annesi benim için.

Bir gün yine okul çıkışı, Kitap evine uğramıştım. Kitaplara bakıyordum, bir tanesi ilgimi çekti.” Dünyanın Yedi Harikası”. Polonyalı bir yazar, anımsayamıyorum şu an ismini Zolatan sanki ön adı. Kitabın sayfaları içinde geziniyordum ki ne göreyim, Dünyanın iki harikası Türkiye’ de. Efes Kent yakınlarında Artemis Tapınağı - Dünya harikalardan biri. Diğeri de Bodrum yakınlarında - Mausoleum. Bodrum ismi çok garip gelmişti.Kitabı hemen satın almıştım. Açık Turuncu renkli bir kitap, normal boyutlardan biraz daha büyük. Mısır Piramitlerin resmi vardı ön kapağında. Efes ile ilgili bilgileri adeta yutarcasına okumuştum. Efes'i görebilmek o günden itibaren en büyük hayalim olmuştu. Bu hayalin gerçekleşebilmesi, imkansız olduğunu bilmek, hayalimi daha da cazip hale getiriyordu.

Efes ile ilgili bilgileri hafızama kazımıştım. Özgürlüğüm kısıtlanmış, bir gün çok çok param bile olsa, asla ve asla demir kapılarının dışına çıkamayacaktım. Özellikle Türklere bu imkan tanınmıyordu. Türkiye bizim için sadece bir ütopya idi. Bu ne demek olduğunu nasıl acı bir gerçek olduğunu hangi sözlerle anlatabilirim ki.

Celsus Kitaplığı, Skolastika hamamı, Liman Caddesi Ticaret Agorası, Mermer Cadde, ve… Tiyatro, sadece hayalimdeydiler.

Görebilmeyi, taşlara dokunabilmeyi, tiyatronun içinde, anlatılan o muhteşem akustiği duyabilmeyi ve hissedebilmeyi o kadar çok istiyordum …

İlk kazıların nasıl yapıldığını anlatıyordu kitapta. D.G Hogarth ( Efes ile ilgi araştırma yapan yabancı bir tarihçi veya arkeolog ) kendini kaşif gibi hissettiğinden söz ediyordu.

****

Bazı hayaller gerçek olabiliyormuş. Bunu yaşayarak öğrendim. Eylül 1989 - Türkiye ayak bastığım ilk andan itibaren sürprizlerin ardı kesilmiyordu.

Nisan 1990 Efes’i görme mutluluğuna eriştim. Türkiye’ de yeni iş yerimden alabildiğim ilk dört günlük iznimi Selçuk kasabasını ziyaret ederek geçirdim.Annem, babam ve ablamla birlikte

Antik Kente ilk girişimi hatırlıyorum, ben de kendimi bir kaşif gibi hissetmiştim. Anneme, babama ve ablama heyecanla bütün bildiklerimi anlatmaya çalışıyordum. İki Türk ailesi beni rehber zannetmişlerdi. Onları da gezdirme fiyatını sormuşlardı. Çok komikti, rehber kelimesini bilmiyordum ki…bozuk Türkçemle oldukça inandırıcı bir rehber gibi görünmüştüm herhalde. Nereden geldiğimi bir bilebilselerdi……….

Dört günümü sabahtan akşama kadar antik kenti dolaşarak geçirmiştim, dokunmadığım tek taş, basmadığım tek yer yoktur Efes Kenti'nde. Tam bir arkeolog gibi. Efes Tiyatrosu'ndaki akustiği test etme imkanını da yakaladım - sabahın çok erken saatlerinde. Harika bir duyguydu. Sesimin yankılarını duyabildim, tıpkı hayallerimdeki gibi…

Tiyatro basamaklarında dinlenmek için oturduğumda bir zamanlar Efes Liman Kenti olduğunu anımsamıştım. Tiyatrodakiler, yani izleyenler sahnede olanları seyrederken aynı zamanda denizi de görebiliyorlarmış. Harikulade bir manzara olmalı…..düşünmüştüm.

Selçuk çok şirin bir kasaba. Merkezde küçük Ak Otel vardı, orada kalmıştık. Hayatımda ilk kez çöp şişi yemiştim. Çok lezzetliydi. Türk Mutfağı'nın muhteşem olduğuna bir kez daha karar vermiştim.

Benim ülkemin değişik, hiçbir şeye benzemeyen, mükemmel tatları ve kokuları var.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 143
Toplam yorum
: 333
Toplam mesaj
: 1
Ort. okunma sayısı
: 1811
Kayıt tarihi
: 13.03.08
 
 

Doğduğum ve büyüdüğüm şehir Kırcali, Bulgaristan. Yıl 1964. Makina Mühendisiyim. Evli ve iki çocu..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster