Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

15 Ocak '09

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
1611
 

Bademlik yokuşu

Bademlik yokuşu
 

Onu hiç o yokuşu çıkarken görmedim,
Ve onunla hiç o yokuşu çıkmadım...
Elime ne bir pamuk şeker tutuşturdu,
Ne bir simit,
Ne de bir sakız...
O bozayı çok severdi,
Akşamları eve gelirken hep boza getirirdi.
Onu çok ama çok sevdim...


Avuçları benzin kokardı,
Nefesi anason...
Baktı mı derin bakardı….


Dar, evlerin arasına sıkışmış kıvrıla döne ilerleyen taşlı bir yokuştu Bademlik yokuşu...
Sabahın erken saatlerinde o taşlı yokuşu tırmanırken annem kardeşim kucağında önümden yürüyordu, ben de arkasından ona yetişmeye çalışıyordum. Ayakkabılarımın altı sabahın çiyi ile ıslanmış taşların üzerinde kayıyor, hızlı yürümemi engelliyordu.


Yokuşu tırmanmaya çalışırken bir yandan da alçak evlerin pencere içlerine oturtulan mor, pembe renkli menekşelere, pencere boylarına ulaşmış kırmızı sardunyalara bakmaya çalışıyordum.


Erken bir saat olmasına rağmen bahçelerini, kapı önlerini çalı süpürgesi ile süpüren, uzun çiçekli etekler giymiş, süpürürken de eteklerini önünde toplamış kadınlar oluyordu.


O an dikilip izliyor, sonra yavaş yavaş ilerliyordum kâh irili ufaklı renkli taşlara bakarak, kâh anneme yetişebilmek için adımlarımı sıklaştırarak.
Bazı kadınlar, evlerinin önünden geçerken annemi lafa tutuyordu..

- Geldiniz mi Sevim, kaç gün kalacaksınız? Gelmişken biraz kalın bari,Sabri dede zenginleşti hadi! torunları geldi ya..." gibi saçma sapan sözler söylüyorlardı.
Annemi beklemez yürürdüm yokuş yukarı...

Dedemin evi hemen yokuşun bitiminde açıklıktaydı. Bademlik yokuşunun en yüksek yeriydi belki de orası. Aşağıya baktığımızda kasaba ayaklarımızın altındaydı. Büyük tahta bir kapısı vardı evin. Boyumuz kapıyı açmaya yetişmediği için dedem kapının önüne büyükçe bir taş koymuştu.


Kapıdan girdiğiniz zaman yine iri taşlar döşenmiş küçük bir yol uzanıyordu evin kapısına doğru "Anaannee biz geldiiik!" diye seslenirdim orada...
Bademlik maceram başlardı.


"Dedem nerede anneanne?
" Bak taa orada!”


Demir parmaklıklı pencerenin önüne bizi oturtmuş parmağı ile gözümüzün görebildiği uzaklıkları, aşağıları göstermişti. Önce parmağına, sonra parmağının gösterdiği uzaklığa bakmaya çalışmıştım.
" Çok uzaklara baktın mı?
" Bakıyorum..."
" Kırmızı bir araba göreceksin uzakta... çook uzakta… kırmızı!.."

Gözlerimle tarıyordum aşağıları...


Kırmızı kiremitli evlerin üzerinden geçerek anneannemin dediği gibi çok uzaklara gitmiştim. Telaşla bulmaya çalışıyordum o kırmızı arabayı...
" Buldun mu?
" Buldum! Buldum!..

Hayır yalan söylemiştim bulmamıştım, ama “buldum” demiştim.
" Deden orada, o arabanın içinde çalışıyor işte kızım.
" Ne yapıyor peki?
Sesine bir gurur yerleşirdi birdenbire;
" Arabaları tamir ediyor…”


O tüm evlerin, tüm mahallelerin çok ötesinde, çok uzakta bize, evimize çok uzak bir yerdeydi. Onun içindir ki ancak gece olunca bize ulaşabiliyordu filmlerdeki gibi sisli, ıslak taşların üzerinde ağır ağır, yorgun adımlarla...
Siyah deri yeleği, kahverengi ekoseli gömleği, başından hiç çıkarmadığı şapkasıyla birlikte...

Gece olup da büyük bahçe kapısının çengeli açılıp büyük tahta kapının kapandığını duyduğum an yerimden fırlar;

"Dedem geldi!" diye bağırırdım. Dedemin ayak sesleri o küçük taşlı yolda evin kapısına dek ulaştığında kapıyı açar eşiğe dikilirdim...

"Dedemm!.." diyerek sarılırdım bacaklarına.
"Bak hele! Kim gelmiş?"derdi, saçlarımı okşayarak.


O gelmeden çok önce anneannem kuzinenin üzerine büyük bir güğümde suyunu hazır ederdi.Mutfağın içindeki küçük banyoda yağını kirini atar öyle öptürürdü bize elini.


Eli benzin kokardı...
O koku dedeme has'tı ve ben o kokuyu çok severdim.
Çok konuşmazdı.


Yemeğini yedikten sonra odasına geçip duvara demir çengelle tutturulmuş rafın üzerindeki Grundig marka radyosunu açar, yerdeki minderin üzerine oturur anneannemin kasnağın üzerine serilmiş sofra bezini dizlerine çeker, bakır sini içerisindeki küçük bir tabak peynir biraz kavunla birlikte onun "aslan sütü" dediği anasonlu suyunu yudumlardı.


Kapı aralığından gözlerimiz karşılaştığında bana göz kırpar, bakışlarıyla "gel" derdi...
Kolunun altına koşarak sevinçle otururdum.


Elleri benzin kokardı,
Nefesi anason...
Çok severdim.
Alnımdan öperdi, saçlarımı okşardı,
Çok konuşmazdı.

Radyoda onun çok sevdiği ağır şarkılar çalarken dalıp giderdi...

Bayram namazından gelişini beklerdik sabırsızlıkla.
Siyah deri yeleği,
Ekoseli gömleği
Ve ayakkabısının içine giydiği mes’i... Bir tek o gün çıkartırdı başındaki şapkayı.

Şapkasının içine bizim için biriktirdiği bozuk paraları koyardı. Şapkayı alır küçücük odadaki torunlarına dağıtırdım.Sonra tahta sedirin üzerine çıkar dedemin kel başı ile oynardım. Anneannem kızarken o,
" Karışma Lütfiye.." derdi.

 

Bayramın ilk günü, Bademlik yokuşunun en başına kurulmuş bayram panayırındaki atlı karıncalara biner, renkli macunlar alır paraları tüketir,yine o yokuşu tırmanır dedemden para isterdik arsızca...
Anneannem kaşlarını çatmışken;
"Karışma Lütfiye... ben kim için kazanıyorum bunları "diye çıkışırdı.


Garajdaki o kırmızı minibüs ve dedem...
Ve Bademlik yokuşu...
Yokuştaki küçük çeşmeden anneannemin çamaşır yıkaması için konserve kutusuyla taşıdığım sular... Büyük bahçe kapısının arkasında duran dedeme ait çivilerle, vidalarla, demir tellerle dolu oyun sandığımız...

Bayram sabahları taşlıkta yakılan ocak... tüten dumanın kokusu,üç ayağa oturtulmuş toprak saç'ta pişen akıtmalar, üzerine sürülen vişne reçelinin nefis tadı...
Dedemin radyosundan dinlediğim o ağır şarkılar…

Ciciannemin penceresine sarılmış asmadan gizli gizli yediğim incecik asma filizleri..
Gece boyunca yattığım yerde pusup beklediğim dedemin,
"Çocuklar uyudu mu?.." diye soran sesi,
Anneannemin " Çekme şunu burnuna artık" ikazlarına rağmen burnuna çektiği damlanın sesi...
Ve suskunluğu...

 

Tıpkı dedemin, duvara asılı, dantel örtü ile süslenmiş, Grundig markalı radyosundan taşan o ağır şarkıdaki gibi her şey...
“ Rüyamızın,
Hülyamızın üstünden...
Sene geçti,
Mevsim geçti, ay geçti!..”
 

Adil Serkan SATI, wallcı bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Facebookta yaptığınız alıntıyı okuyunca arayıp buldum yazınızı. Tek kelime ile muhteşem. Sizi gönülden kutlarım.

Adil Serkan SATI 
 14.12.2016 9:41
Cevap :
Çok çok teşekkür ediyorum Adil bey sağ olun...   16.12.2016 12:44
 

O yokuş ki, anılara götürdü beni. Bu ne güzel anlatım yaşadım dedenle sanki... saygı ve sevgiyle

Meral Yağcıoğlu 
 18.08.2015 15:25
Cevap :
Çok teşekkür ediyorum Meral, sevgi ve selamlarımla...  18.08.2015 21:41
 

Bademlik yokuşunu inan bana birlikte çıktık, birlikte andık eski günleri... Hasret ve nostalji ancak bu kadar güzel harmanlanabilir. Yüreğine sağlık arkadaşım :)

MARTILAR ÖZGÜRDÜR 
 21.01.2015 17:10
Cevap :
Ne mutlu bana Feyzan'cım :)çok teşekkür ederim. Sevgilerimle...  22.01.2015 18:04
 

Müthiş...harika bir anlatım. Kıskandım doğrusu. gerçekten başarılısınız duygunuz bana geçti doğrusu. son zamanlarda okuduğum en güzel yazı....yine geleceğim diğer yazılarınızı okumak istiyorum...

Halide 
 03.09.2011 1:25
Cevap :
Çok teşekkür ederim Halide hanım, beklerim... selamlar, sevgiler...  03.09.2011 22:24
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 319
Toplam yorum
: 4719
Toplam mesaj
: 557
Ort. okunma sayısı
: 1327
Kayıt tarihi
: 29.10.06
 
 

"Ben; hiç yalnız kalmadım... Kalabalık bi ailede yere atılan yataklarda Yan yana, baş başa, el el..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster