Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

09 Mayıs '15

 
Kategori
Anneler Günü
Okunma Sayısı
339
 

Beni buralarda bırakma oğlum

Beni buralarda bırakma oğlum
 

Tatil niyetiyle İstanbul’dan güneye doğru yola çıkılır ama istikamet hep Ankara’dır… Arabadakiler şoförün niyetini anladıklarından soru sormazlar ve bir çırpıda geçilir Ankara ve Şereflikoçhisar… Daha ileride Niğde asfaltına sapılır. Niğde Asri Mezarlığı hemen şehrin girişindedir. Çoraktır toprak, çoraktır karşı tepeler. Otsuz, çiçeksiz, taşsız ve servisiz mezarlar sıralanır toprak yolun her iki kenarında… Mezarlık görevlisi bahşiş umuduyla hemen toparlanır. Plastik kovasına su doldurarak peşinizden seğirtir ve başında dikildiğiniz mezarı bir çırpıda temizler. Karşı çorak tepelerden bir toz bulutu kalkar ve mezarlığı yalar geçer. Baş başa kaldığımızda:


“Yine ben geldim işte Necibe Hanım” derim…


Kırık, yorgun ve uykusuzdur sesim!


Her zaman olduğu gibi ses vermez… Ve aramızda hiçbir diyalog gerçekleşmez. Yoktur ortak bir yaşanmışlık ve o beni çok erken bırakıp gitmiştir. “Polis Avni Culduz eşi Necibe Culduz 24/ 9/ 1958” yazılı mermer taşı okşar ve anlatırım ona yokluğunun ıstırabını! Ve o beni sessizce dinler.


Saatler ilerler ve gitme vakti gelir…


Karşı çorak tepelerden bir toz bulutu kalkar ve mezarlığı yalar geçer…


Ve o her zaman olduğu gibi ardımdan seslenir:


“Beni buralarda bırakma oğlum, beni buralarda bırakma!”


Ayaklarım geri geri gider!


Niğde’den çıkar ve Toroslara yönelirim. O ses peşimi bırakmaz…


“Beni buralarda bırakma oğlum, beni buralarda bırakma!”

***
Geçen ziyaretimde sormuştum Avni Beye, Balçova’daki kabri başında:


“Ölürken niye yanında değildiniz?” diye…

"Yanında olsaydınız ölmezdi!" diye...


“Halaların ‘Ağabey İstanbul’a gelmişken bizi Zeki Müren’e götür’ demişlerdi!”


“Ve siz Zeki Müren’i dinlerken …”


“Evet, biz Zeki Müren’i dinlerken yüreğimde bir sancı son trene yetiştim. Ankara’dan sonrası vesait yok. Niğde’de görevli bir Amerikalı subayın aracıyla anca ulaşabildim annene!”


“Çok gecikmiştiniz ama Avni Bey!”


“ Hastane morgunda yatan Necibe’nin yüzü soluk ama teni hâlâ sıcaktı… Aylar önce bilmişti öleceğini ve bana..."                                                                                                                                                                      

 

 


“Ve size ‘Beni buralarda bırakma Avni” demişti!


“Demişti ama hayat gailesi ve memuriyet…”

***


Kabir başı hesaplaşmalarının hiçbir faydası yok, biliyorum. Avni Beyin yerine getiremediği o “vasiyeti” ben de yerine getiremedim ve ben de sarıldım aynı gerekçeye:


“Hayat gailesi!” işte...


“Beni alın buradan İzmir’ime gömün” yakarışları Toros yamaçlarında yankılandı seneler boyunca…


Ve artık vakit çok geç!


Ne zaman ayağım tökezlese ve başıma bir bela gelse… Ne zaman çaresiz kalsam ve çöksem dibe…


Ve ne zaman yansa canım!


Kendi kendime “Bu sana müstahak” derim...


“Sen, evet sen salak oğlum, annenin vasiyetini yerine getiremedin!”

***
Allah’tan son yolculuğa çıkarken “gereğini” yerine getiren kurumlar var Avrupa’da…


Hani yani “Emri hak vaki” olunca…


“Yakın beni küllerimi savurun” deyince… Veya” beni falanca yere gömün” deyince lamı cimi yok görevlerini yapıyorlar. Hem de eksiksiz!


Yeter ki ödemelerinizi zamanında yapın!


O gün gelince… Ki çok da uzak değildir o gün…


Necibe Hanım az öteye kayar benim için… Ben de yanına yatarım!


Bir yel eser karşı çorak tepelerden ve mezarlığı yalar geçer!


Biter bu hasret!


Biliyorum; yaşamın katılığı ve su gibi akan süreci bu tür “sembolik” yaklaşımlara nanik yapıyor.


Ama o ses benim kulaklarımdan hiç gitmiyor:


“Beni buralarda bırakma oğlum… Beni buralarda bırakma oğlum… Beni buralarda bırakma oğlum…”


İnsan bazen “Ölümü özlüyor” be dostlar…


Şairin dediği gibi:


“Yaşamak isterken delice”…
                                                                                                  

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

yaşamasını bilemeyen; ölmeyi becerir mi? Necibe Hatun hüzünlü olduğu anlarda bile Dolunay'ın büyüsüne kapılır ve düşler alemine uzanır; umut verici öyküler anlatabilirdi yani mola vermesini bilirdi. Niyetin gerçekten yazdığına yakın ise...ona çok iyi kulak vermen gerekir. Aslan burçlu ruhlar melankoliyi pek sevmezler. Yaşamasını öğrenmeden yanına gitmek pek uygun düşmez sonra gönül koyabilir.21 Mayıs doğum gününü nasıl kutlamış diye sordu; nasıl kutlamadığını bildiği halde...bilmem o çok uzaklarda yaşıyor dedim. Kutlu olsun her şeye rağmen nefes alabilmek çok güzel.

Alev Meisel 
 22.05.2015 0:17
 

Allah rahmet eylesin, hep kalbimizdeler.

Profilsiz 
 16.05.2015 12:43
 

Allah rahmet eylesin. Onu ziyaretiniz yeter. Ben hep konuşurum mezar taşlarına.Hayat şartları bazen vasiyeti yerine getirmemiz engel oluyor. Adadan sevgi, saygı ve selamlar.

Göksel47 
 15.05.2015 10:43
 

Yaşamak, yaşatmak için yaşarken çabalarken aslında gerçekten istediklerimizi yaşamayıp, yaşatamadığımızı kaybettiğimiz zaman anlıyoruz .....Allah (c.c.) rahmet eylesin, nur içinde uyusunlar.

Tülay EKER 
 13.05.2015 17:14
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 312
Toplam yorum
: 4634
Toplam mesaj
: 24
Ort. okunma sayısı
: 1617
Kayıt tarihi
: 10.02.07
 
 

Önceleri konuşurdu insanlar, "yazmak", sonraların işi... Duygu ve düşüncelerimizin yanı sıra gözl..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster