Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Haziran '20

 
Kategori
Anılar
Okunma Sayısı
65
 

Benim hayatım - (6)

Nazar kerayrım, "HAS NAZAR" Kayseri'de veya İstanbul'da tanıyanları çoktu. Çocukluğumda Feriköy Kilisesine yakın bir yerde oturur, evleri de kendileri gibi mini minnacık bir evdi. Bir oda, içeride bir mutfak ve mutfaktan girilen bir tuvaletten ibaretti. Ev kendilerinin olmayıp kiracı olarak otururlardı. Bazı akşamları işten çıktıktan sonra, doğru onlara gider ve orada kalırdım, çok gitmişimdir, 1968'lerden sonra! Bazen eve bile haber vermeden giderdim. Mamam ve hayriğim, ben gelmeyince oraya gittiğimi anlarlardı!

Kendilerinin çocuğu olmadığı için, ben doğduğumda hayriğim Bedros'a çok söylemiş ki beni kendilerine evlatlık olarak versin diye, ama hayriğim vermemiş. En son kardeşim, Artodoğduğunda da çok istemiş, madem onu vermedin bunu ver diye. Oda beşincisi en küçüğü nasıl kıysın da versin... Onun için beni çok severlerdi!

Kendisi gibi küçüçük tablası vardı, sabah'arı erkenden kalkar, fırıncıya gider, pohace-simit alır. Kahvelere gider satardı. Bazen de kahvedekiler kendisine çay ısmarlarlar, biraz oturmasını ve kendilerine masal anlatmasını isterlerdi. Çok bildiği masallar vardı ve hafızası çok kuvvetliydi. Masal karşılığında da para verirlerdi... Bize gelip kaldığında da çok masal anlatmıştır. Şu anda bir masalını bile hatırlamamak bizim için büyük bir kayıptır, ama daha o zamanlarda ses alıcılar, teyp'ler vaymıydı acaba, vardı da bizlerde mi yoktu kimbilir?

Yaşlanınca o işi bıraktı. Ve Nişantaşı'nda "DİZNEY ÇOCUK MAĞAZASI’’nda, ayakkabı mağazasıydı ve 1990'da da hem ayakkabı hemde çocuk giyim mağazasıydı. Şu anda o mağaza duruyormu bilmiyorum... Orada çalışmaya başladı ve özel bir de elbisesi de vardı. Gelen gidene kapıyı açar ve kendisine ait de bir yer yapmışlardı, bir koltuğu vardı, orada oturur ve isteyen çocuklarla da resim çektirirdi... Oranın maskotuydu herkes tarafından sevilen ve tanınan bir kişiliği vardı.

Yılbaşılarında "Gayhant Baba" [NOEL BABA] olurdu. "NOEL BABA" elbisesiyle. Yılbaşılarından bir gün, Nişantaşı gibi bir yerde ki, seçkin bir mühüttü o zamanlar. Adamın biri, üstelik çocuk da değil, yetişkin biri o takma beyaz sakalını çakmakla yaksın, kerayrım yanmaktan zor kurtulmuştu... İşte o zamanlar da bunun gibi terbiyesiz adamlar varmış, gerçi her devirde vardır ve olacakta, bu insanların, yetişme ve kültür düzeyi ile ilgili değil mi? "NOEL BABA" elbisesi ile de çocuklarla resim çektirirdi!.

Bir senede Aksaray da, "Yirmi beş oğlu" diye bir mağaza vardı. Yılbaşılarında oraya gider ve orada "NOEL BABA" olurdu. Yine herzaman ki "NOEL BABA" elbisesi ile. Orada da çocuklarla resim çekilir. Vitrine konan koltukta oturur, her geçen bakardı. Akşamları da ben gider, bizim eve getirirdim. O sene bir ay kadar bizde kalmıştı.. Horaykurum Hayganuş ile!

"HAS NAZAR" kerayrım o zamanın cüce "SİMON"dan sonra bilinen en kısa insandı. Cüce "SİMON" Galata köprüsünün altında, yine o zamanın meşhur "UZUN ÖMER” ile "Milli Piyango" bileti satardı. Cüce "SİMON"un vucut yapısı onun cüce olduğunu gösteriridi. "HAS NAZAR" kerayrım ise yüzde yüz, sanki küçültülmüş bir insandı, daha önce de yazdığım gibi, herşeyi ile normal görünüme sahipti!

Kendilerine bir misafir, kim gelirse gelsin, hemen gaz ocağına cezveyi koyar ve kahve pişirirdi. Bende çok kahve değirmenlerine kahve çekirdeklerini içine doldurup, kısa açılıp, büyüyen sapıyla çevirip, çevrilenler doldukca boşaltır, yeniden kahve çekirdeklerini koyar, tekrar çevirmeye başlardım. Sarı bakırdan yapılmış, kahve değirmeni ile o çekirdek kahvenin, kahve haline gelişinde ne güzel bir kahve kokusu gelirdi, o kokuyu çok severdim... Evet o esnada da bana masal anlatır, yada geçmişden bahseder, sohbetine doyum olmazdı! Ve evinde de "Keklik" beslerdi. 3-4 tane vardı...

"HAS NAZAR" kerayrımın nasıl cüce kaldığını yazmıştım. Ama yayam Nevrik'in kızkardeşi Hayganuş horaykuyrumun nasıl küçük boyda kaldığını yazmadım. Horaykurum normal doğmuş. Erkilet’te bir gün belinden aşağı sarkan saçlarını yıkamak için su kaynatılmış, suyu getiren, içine soğuk su koyup ılıklaşmasını sağlamadan, suyu başına döküyor ve bir kaç saat içinde o belinden aşağı sarkan saçları olduğu gibi yere dökülüyor. Ve aynı zamanda da gelişmesi, büyümesi durmuş, bacakları çarpıktı, [X] gibi. Boyu ancak 1.20 cm.'ye kadar büyümüş" [Bunları hatırlatan Kirkor ahpariğime sevgilerimi sunarım]

Bir okul arkadaşım vardı. Ömer-Faruk [Soyadını yazmayayım] isminde, kendisi çok yapmış bu işi. Beni de bir kere ortak yaptı kendi terbiyesizliğine. Bizim mahalleye uzak simitci fırınlarına gider, tabla ile birlikte simitleri alır ve adını ve okulunu fırıncıya yalan söylerdi. Bana da bir gün gel bak ne yapacağız, böyle böyle yapacağız dedi. Benim aldığım terbiye aslında bunun yapılmaması ve yanlış olduğu gerçekliğiydi. O günü nasıl olduysa, şeytana uydum, peki dedim. Birlikte bizim mahalleden çok uzaklarda, bir fırıncıya gittik. Ama bana da sıkı sıkı tembih ediyordu yolda, sakın gerçek ismini ve okulun adını doğru söyleme diye. Ama ben fırıncıyla konuşurken kıpkırmızı olduğumu ve vucudumdan bir ter boşaldığını hissediyorum. Şimdi de yalan söyleyemem, yüzüm hemen kızarır. Fırıncı benim o halimden nasıl oldu da yalan konuştuğumu anlamadı hayret. Bize güvendi ve acımış olacak. Biz iki arkadaş simit tablasını alarak, omuzumuza astık. Ama daha önce fırıncı simitleri sayarak verdi. Biz oradan çıkarak sokakları, caddeleri, kahveleri, parkları gezerek simitleri sattık. Ve boş kalan simit tablasını da kimse görmeden bir inşaat yerine, sapa bir yere attık. O evine, bende evimize gittim ve bana da istersen paraları bana ver, bende dursun diyor. Bende vermedim. İçimde büyük bir huzursuzluk, suçluluk duygusu duyarım hâlâ! Arkadaşım Ömer-Faruk ise gayet sakin, hiç birşey olmamış gibi hareket ediyor. Ben bunu senelerdir kimseye anlatamadım, suçluluk psikolojisi içinde. Kimbilir fırıncıdan ne küfürler yedik. Herhalde zamanın verdiği çocuklukla o olayı unutmuş olacağım... Bu hatıraları yazarken aklıma geldi... Sonraları çok söyledi haydi gidelim diye. Bende ne yaparsan yap, beni günahlarına ortak yapma bu gibi olayları terbiyesizliğine alet etme dedim. Yoksa arkadaşlığımız bozulur. Bir daha da asla aynı teklifte bulunmadı...

Sonraları arkadaşlığımız bozulacak ve kavga da edecektik... Ne sınıfta ne de mahallede artık onunla konuşmayacaktım...

Sınıfta öğretmenimiz derste birşey sorarda cevaplayamazsam, Hatice hemen o günü mamam Gülümya’ya söylerdi. Bir günde o derste, öğretmenimizin sorduğu soruyu cevaplıyamadı. Bir öğlen üzeriydi, babaannesi, benim başıma düşen dış kapının önündeydi, bende intikam alayım diye, Hatice'nin derste öğretmenin sorusuna cevap veremediğini söylemiş ve intikamımı almıştım. Ama bende bu durumda bir pişmanlık duygusu uyandırdı.

Çocukluğumda yaptığım iki hata bu sayılırdı, pişmanlık duygusu veren... İçime dert olan...

Bizim bayramlarımızı bilirdi öğretmenim, okula gidip, sınıfa girer, yerime otururdum. Öğretmenimiz Nurettin Çilingiroğlu sınıfa girdiğinde, Ohannes bugün sizin bayramınız eve git derdi. Bende kitap ve defterlerimi tekrar çantaya koyar, evin yolunu tutardım. Eve geldiğimde mamam sorardı niye geldin diye, bende öğretmenimin gönderdiğini söylerdim...

Bahceye yeşil soğan, ay çiçeği [çekirdeği/şemşamer] dikerdi yayam. Büyüdükce soğanları ucundan koparıp yerdik. Bağda veya sokaklarda Akasya ağacı olurdu, onunda çiçeklerini koparıp yediğim çok olmuştur...

Fırından taze pişmiş gelen ekmek ne güzel olurdu... Ekmeğin altına tuz eker, sarmısakla sürtüp yerdim. Onu şimdi de yapıyorum... Hoşuma gidiyor ve seviyorum... Fırına biz götürürdük, ekmeğin hamurunu yayam yapar, ekmek leğeni içinde omuzuma alarak götürürdüm ve de en çok ben götürürdüm, fırıncı eşantiyon iki tane de fırancala verirdi o ekmekten daha güzel olurdu incecik, sanki Fransız’ların ‘baget’ine benzerdi. Bir de evde hiç birşey olmadığı sadece kuru ekmeğin olduğu zamanlar, ekmeği suyla ıslatır yerdim...

Devam edecek...

Açıklama ; Horaykur, Hala \ Murakur, Teyze \ Mama, Anne \ Hayrig, Baba \ Gınkahayr, Sardıc \ Yaya, Babaanne veya Anneanne \ Dayday, Dayı / Hopar, Amca \ Kerayr, Enişte \ Kuyrik, Abla \ Ahparik, ağabey \


Not ; Niçin Ermenice deyimleri kullandığımı merak edenler için. Çocuklarımın anlaması için!

Paris, 27 Nisan 2008 - 14.54

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
Toplam blog
: 98
Toplam yorum
: 1384
Toplam mesaj
: 20
Ort. okunma sayısı
: 462
Kayıt tarihi
: 06.02.07
 
 

Matbaacıyım, şu anda malülen emekliyim. Askerden önce şiir denemelerim oldu. Bazı dergi ve gençli..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster