Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Haziran '08

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
282
 

Bir başka bahara

Bir başka bahara
 

UMUT, YOKSULUN EKMEĞİDİR, YE MEHMET,YE!


Üretici deyimiyle bir “sezon” daha bitti. Umduğunu bulamadı, Çiftçi, Sarı Çizmeli Mehmet Ağa. Ama yine de umudunu yitirmedi: Önümüzdeki “sezon”, inşallah! Gün olur devran döner. Yenisine bakacak. Bakacak, bakmasına da gelecek olan yeni mi, değil mi, orası bilinmiyor.

Yeni dönem, çiftçiyi bu yılki kaygılarından kurtarmış, gelecek yıla coşkuyla girme umudunu verebilecek mi? İşte asıl sorun burada. Yıllardır umutsuzca baktı çiftçi geleceğe ama bırakamadı işini. Bıraksa, o da katılacaktı işsizler ordusuna. Kendisiyle çelişti, sistemle çelişti; gün oldu parasını zamanında alamadı, gün geldi acısını bal eyledi. İnat etti; gelecek yıl daha iyi olur belki, diye.

Bir şey kazanamasa da çor çocuk yiyordu içinden. “Bir sera daha mı yapsak acaba” düşüncesi bölüp parçalıyordu uykusunu. Korkma, Mehmet, borç yiğidin kamçısıdır, dediler. Böyle diye diye kamçıladılar seni, arkadaş. Anamı ağlattınız, dedin; onlar da sana, “Ananı da al, git” dediler.

Mehmet, öyle kara para falan isteyen biri de değil. Mutluluk, esenlik ve gönenç içinde yaşayabilmek için alın teri sonucu anasının ak sütü gibi helal kazanç ister. O, azla geçinmesini de bilir; başkasının elli dönümlük orman arazisine falan da göz dikmez. Sarı Çizmelim, ne eniştesinin çıkarını düşünür ne de oğlununkini. Dünürlerinin çıkarını hiç mi hiç düşünmez.

Peki, ne ister Mehmet? İstediği tek şey, yarına umutla bakabilmek ve kimseye avuç açmadan huzur içinde yaşayabilmek. Bunu sadece kendisi için de istemiyor, tüm yurttaşlar için istiyor. Bunları bize verin de demiyor Mehmet. O, yan gelip yatmayı sevmez; kömür de istemez, makarna torbası da. O sadece insanca yaşama koşullarının sağlanmasını istiyor.

Bu koşulların sağlanmasını istemek yanlış mı? Ama yanlış anlaşılıyor, Sarı Çizmeli. “Bu koşulları sağlayamayacaksanız, ne işiniz var orada” deyince, “ inersem gösteririm” diyor en yetkililerden biri, elindeki mikrofonu sallayarak. Bunun üzerine sözlerinin sevilmediğini anlıyor bizim gariban. Soramıyor da “Neyi göstereceksin” diye. Korkuyor çünkü. Ne olur ne olmaz.

Yönetenlerin yönetilenleri anlaması, sevmesi çok mu zor acaba? Mehmet’in, içinde bulunduğu gerçeğin anlaşılmasını, çektiği sıkıntılarının, isteklerinin ve düşüncelerinin sezilebilmesini istemekten başka amacı da yoktu oysa. Şimdi suskun, dinliyor yönetenin konuşmasını.

“Malının elinizde kalmaması için, ihraç edebileceğin ürünleri üreteceksin. İhraç edemediğin mal, iç piyasada fiyatlanmaz, elinde kalır. İhraç bağlantılı ürünler üret. Sadece iç piyasaya çalışmakla hiçbir şey olmaz. Bir sürü tropik meyveyi üretebilirsin. Onları ürettiğin zaman korkunç fiyatlarla Avrupa’ya satabiliyorsun. Babadan kalma usullerle de bu iş olmaz. Komşuna bakarak o ne ektiyse ben de onu ekeyim demeyeceksin. Okuyacaksın, öğreneceksin, benim adamlarıma soracaksın. Alın teriyle aklını birleştirmediğin zaman salatalığın 30 kuruşa gider. Akılla birleştirdiğin zaman ancak 300 kuruşa satarsın. Sonra sertifikalandırılmamış mal satılmaz. Kaliteli mal üreteceksin, alıcıyı ikna edeceksin, diğer ülkelerin üreticilerinden farklı olduğunu göstereceksin. Böyle yapmaz da bildiğini okursan, ürününü denize dökersin.”

Alkış sesleri yükseliyor. Yanındaki dirseğiyle dürtüklüyor Mehmet’i. O da saf saf bakınıyor çevresine ve alkışlayıveriyor alkışlayanları. Kendine sormadan da edemiyor, “Bu adamlar, ne anladı bu konuşmadan, ne yapacakmışız, kim gösterecekmiş bize bunları? Bunların tümü bizim işimiz miymiş yani? Bizi ne sanıyorlar? Bilmiyorlar mı ki biz gördüğümüze inanırız. O halde neyi niçin alkışlıyorlar” diye.

Yatsı okunmak üzere. Konuşma bitiyor, dağılıyor dinleyiciler. Mehmet de, akşamın bu saatinde tutuyor manarının yolunu, çözemediği bir yığın soruyla. Yatacak biraz sonra ve güneşin doğuşuyla yeni bir güne başlayacak. Başlayacak, başlamasına da umutla mı, değil mi, gelecek gibi o da bilinmiyor.

Mehmet! Bak, atalarımız ne demiş: Umut, yoksulun ekmeğidir, ye Mehmet ye!

Ama sen yine de umudunu kıdım kıdım ye! Aman dikkatli ol, gardaşım; onu da tüketirsen, elinde yiyecek bir şeyin kalmayabilir…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 95
Toplam yorum
: 70
Toplam mesaj
: 21
Ort. okunma sayısı
: 1591
Kayıt tarihi
: 12.06.07
 
 

Emekli öğretim görevlisi, çevirmen, öykü yazarı, kültür ve düşün dergisi Gerçemek'in sahibi ve ge..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster