Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

10 Mayıs '07

 
Kategori
Sinema
Okunma Sayısı
1056
 

Bir kasabada sinemacı olmak-3

Bir kasabada sinemacı olmak-3
 

Süreli yazımın 3. bölümüne başlamadan belirtmek isterim ki bu yazılarım, cep telefonu ve bilgisayar jenarasyonu için sanki bir başka jeolojik zaman anlatılıyormuş gibi gelebilir fakat o yıllarda insan ırkının bozulmamış, duyguları ile yaşayan, evlerini hırsızlara karşı bir kale haline getirmemiş, alarm, çelik kapı gibi yaşama mevkilerini güçlendirici araç gereçleri tanımayan ve böyle şeylere gerek duymayan, kap kaç gibi bilimum kötülükleri bilmeyen, duymamış olan bir dönemi yaşanmıştı. Bu nedenle bu dönemi özellikle yaşamış olanlar daha iyi anlayacaktır.

Nerede kalmıştık; evet filmleri nasıl onardığımızı ve sinema kömürünün ne anlama geldiğini anlatıyordum en son. Film onarırken çok hasarlı bölümler kesilip alınır ve tabbi ki bu kesilmiş bölümler büyük öneme sahip olurdu. Yılmaz Güney, Türkan Şoray, Cüneyt Arkın, Filiz Akın gibi hayranlık duydukları yıldızların film parçalarını güneşe tutup bakmak çocukları inanılmaz mutlu ederdi. Tabbi ki bu kesilmiş parçaları bu hayran kitlesine ulaştırmakta bana düşerdi.

Sonra bir gün kafamda cin gibi fikirler dolaşmaya başlamıştı; bu kadar film parçalarımız varsa çocuklara yönelik bir sinema neden olmasın diye düşünmeye başladım ve akşam bedava sinemaya gitme konusunda tarafıma muhtaç olan bir arkadaş gurubuyla derme çatma bir kulube yapıp, bisküvi kutularından basit bir sinema makinası, karşısına astığımız beyaz bir çarşaf, etrafdan bulabileceğimiz kadar sandalye ile sinemamızı tamamlamıştık. Makinamız; bir tarafı film karesini kaplayacak kadar küçük kare olarak kesilmiş, içine bir el feneri oturtulmuş bir bisküvi kutusundan ibaretti ( Bu gün en basit animasyon programları ile neler yaptığımızı düşündüğümde için için gülüyorum o günlere). Görüntüyü karşıya astığımız çarşafın üzerine düşürmek, uğraşan bizleri acayip mutlu etmişti. Şimdi sıra izleyici bulmaya gelmişti. İşin içinde 25 kuruş gibi bir bilet ücretide olduğu için biz bize ilk seansı açacağız diye düşünürken o dönemde delice aşık olduğum kızın kapıda görünmesi bir anda bulunduğum küçük kulubeyi en görkemli sinema salonu haline getirmişti sanki. Uzattığı 25 kuruşu bir Cüneyt Arkın repliği ile geri çevirip, önemli izleyicimizi en öne oturtarak gösteriye başlamak için bisküvi kutusu etrafında teknik ekip olarak yerimizi almışken kulubenin önce bir sarsılması ve sonra üzerimize çökmesi ile neye uğradığımızı şaşırdık.
Toparlanıp dışarı çıktığımızda "Beni gösteriye almazmısınız, bende işte böyle toslarım kulubenize " der gibi bakan bir keçi ile burun buruna geldik. Ben o gün bu keçinin sinemasına rakip çıkacağımızı düşünen babam tarafından yönlendirildiğini dahi düşünmedim değil. Neyse devamı gelecek yazımızda diyelim. Tabii birileri okuyorsa. Saygılarımla...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 250
Toplam yorum
: 260
Toplam mesaj
: 31
Ort. okunma sayısı
: 898
Kayıt tarihi
: 06.10.06
 
 

İ.Ü Edebiyat Fak. Coğrafya bölümü mezunuyum. Lise, üniversite ve  öğretmenliğim boyunca yaşamı şi..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster