Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Temmuz '15

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
561
 

Bir önceki gece heyecanı...

Bir önceki gece heyecanı...
 

Görsel kaynak:www.hurhaber.com, Özne:H.Avşar.


Evrenin ve zamanın sonsuzluğu içinde, ana ve babamızın karşılaşma olasılığından başlayıp bu karşılaşma ve tanışmanın (katrilyonlarca yıldız arasında hayat olan tek gezegende) gerçekleşmesi bağlamında neredeyse sonsuz sayıda olasılığın birlikteliğiyle oluşan doğumla başlayan mucizevî bir ayrıcalık olan şu hayatta yaşarken…

 Ana kucağında bilinçsizce geçen, helâ l ak süt emip mistik bir huzur bulduğumuz bebeklik sonrası artık aklımız ermeye başlamasıyla birlikte o büyülü erken  çocukluk dönemi de hızla geçer ve okul denen o uzun maraton başlar...  İlk mezuniyet belgesi: İlkokul diplomasını almadan önceki gecenin heyecanı bir başkadır. Çocukluktan ergenliğe doğru kayarcasına hızlanan adımlarla artık elinizde "adam olma yolunda" ilk hamlenin ilk belgesi... Adına "Devlet" denilen o üst(ün) otoritenin ilgili bakanlığı aracılığıyla sizlere -hakkınızı teslim ederek- verdiği ilk belgenin heyecanı! Tek başına ehliyet alabilme ve milletvekili olabilme dışında fazlaca bir işe yaramadığı anlaşıldığında diğer üst mezuniyet belgelerine ulaşabilme hırsı, yarışı ve heyecanı başlar...

Birbiri ardına sıralanan sınavlar, sabırlı, disiplinli ve sıkı(cı) çalışmalar sonrası aynı bir önceki gece heyecanlarını takiben alınır üniversite, mastır ve doktora mezuniyet belgeleri, diplomaları...Her biri birer soluklanmadır ergenlik ve gençlik yıllarında... Yakınlarımızdan ve çevreden saygı da gördüğümüz, yeni hayal merdivenlerinin üzerine sağlamca bastığımız hissi veren soluklanmalar... Bu belgelerin bazılarıyla amaçlarına ulaşır insanlar. Kimileri ise, yapıcı kurallarına doğrudan katılma olanak -ya da haklarının- bulunmadığı kurumsal yapılar ve hayat karşısında yeniden nefessiz kalabilirler... Ve net özgürlük kayıplarının kapısını açarlar bu belgelerle... Hâ yâl edilen o ilk gece heyecanlarına eşlik eden türden olmaz çoğumuz için o belgelerin akıbetleri maalesef... Fakat onların her birine ulaşmadan bir önceki gecenin gurur veren heyecanı zihinlerde hep asılı kalır ömür boyu...

İlk sevgilimizle, ilk buluşmanın ve o ilk öpüşmenin bir önceki gecesinin tarifi imkansız heyecanı da bambaşkadır! Hoyrat sevinçlerle dalgalı sularına acemice dalınan, geleceğe, geçmişe ve ölüme karşı sanki isyâ n edercesine ruhu kanatlandıran coşkularla içinde yüzülen hayallerin o bedenleri yerinden oynatan sarsıcı heyecanı... Ve o buluşma, o ilk el ele tutuşma ve birliktelik yüzlerce yıldır herkesin yaptığı gibi doğal bir akış içinde yaşanır... Bazen de "Bu muydu?" dedirterek... Bu her anlamda sürrealist sürecin akabinde mutlu son(lar)a ulaşılır ya da o son(lar)a erilemeden süreç biter! Ama coşkulu sürecin sürrealist yaşantılarının bir önceki gecelerine ait hayaller zihinlerde her daim asılı kalır.

 Bilmem kaçıncı nakıs(eksik/ yarım kalan) teşebbüs sonucunda gelinen, o mantık katkılı son durakta ("Benimle evlenir misin hayatım?" sorusuna aldığımız olumlu yanıt sonrası), onca koşturmaca, organizasyon, mali ve bürokratik işlem/ seremoni sonucu ulaşılan ilk evlilik öncesi gece de önemlidir! Mutluluk vaadiyle "Dünya evine giriş" biletini ellerde sımsıkı tutmanın avuç içlerini terleten o sıra dışı heyecanı... Kimileri muradına erer mutlu olur, kimileri eremez yarı yoldan geri döner! "Medeni hal (ve gidiş)"ten sınıfta kalarak "Medeni halsizliğine" geri döner. Sonra bir daha, bir daha deneyebilirler... Hayattaki şans, rastlantı ve zorunlulukların yol açtığı fırsatlara bağlı olarak... Ama o ilk nikâ h töreni öncesi yeni bir hayata giriş ve geleneksel sosyal yaşama resmen kabul biletinin avuç içindeki sıcaklığı hep anımsanır her eş-dost düğününde...  

Ve ilk çocuk! Sezaryen öncesi gecenin akrep yelkovanları kadranlarda çakılı kılan o tarifi olanaksız heyecanı... Geçici olduğunu hep bildiğimiz (ama süresini ve vade gününü bilemediğimiz) dünya misafirhanesinde genlerimizi miras bırakacak olmanın otantik ve kozmik heyecanı...  O geleneksel tabirle kimi "hayırlı" olur evlatların kimileri "hayırsız"... Ama insanlık ve yaşam kazanır her seferinde, sayısını birer birer ve durmaksızın artırarak... Unutulmaz asla o ilk doğum öncesi gecenin zamanı hem durduran hem derinleştiren, bazen de eğip büken fizikötesi heyecanı.

Bu heyecanların saydıklarımıza göre daha önemsiz kalan küçük versiyonları iş yaşamında her terfi, sosyal hayatta her kutlama (yıldönümleri, tutulan takımın şampiyonlukları, oy verilen partinin seçim kazanması vb.), tatiller (yeni yerler, yeni mekâ nlar görme heyecanı), taşınmalar ve benzeri soluklanma anlarında da yaşanır. Güzel bir kitap okunduğunda, güzel bir söz -ya da deyişle- karşılaşıldığında da...

Anamalcı bir düzenin kaçınılması zor yarışma, ödül ve biriktirme sistematiğine uygun olarak ilk mal-mülk edinmeler, tapular, ruhsatlar ve irat içeren kontratlar öncesi gecelerde de yaşanabilir bir ölçüde bu türden duygular... (*)

Yalnızca doğduğumuz, bir de öldüğümüz gün öncesi gece de yaşanamaz...

İlkinde akıl-bilinç baliğ olmamıştır (yoktur), diğeri de tarih olarak önceden bilinemez!

İyi ki de öyle...

İ. Ersin KABOĞLU,

3 Temmuz 2015, Ankara

 Not:

(*) Aynı temayı işleyen bir şiir(im) için bkz.:http://blog.milliyet.com.tr/soluklandigimiz-anlar/Blog/?BlogNo=316034 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Ersin Bey,tüm düşünürler zamanın ve evrenin sonsuzluğunu çözmek için çalışmışlar;tümü bu sonsuzlukta yok olmuşlar;ama iz bırakmışlar.Sen de yaşamın evrelerini bir kilim gibi dokumuşsun.Sağ ol.Selam ve sevgilerimle.

Hüseyin Başdoğan 
 09.08.2015 18:19
Cevap :
Bu değerli, anlamlı ve onur veren yorumunuza içten teşekkürler saygıdeğer üstadım. Geleceğe, yeni kuşaklara ne denli deneyim ve güzel değerler, anılar bırakırsak o kadar iyi! Derin saygılar, içten sevgi ve selâmlarımla...  12.08.2015 10:20
 

Doğum ve ölüm arasında yaşanan ilklerimiz, ne güzel özetlemişsiniz. Çok hüzünlü aslında; böyle özetlenince nasılda anlamını yitiriyor hesaplar/kitaplar,hırslar,beklentiler hatta umutlar, hayaller...Yine de tüm ilkleri ve sonlarıyla, tüm hüzünleri ve sevinçleriyle ne cazibeli şey şu HAYAT denen şey! İlgiyle okudum, kaleminize sağlık... Selamlarımla...

fatma iyibilgin 
 30.07.2015 10:46
Cevap :
Çok teşekkürler değerli Fatma Hanım. Bu güzel ve içten yorumunuza içten, derinden ve "soluklanan teşekkürler"... Yaşadığımız hayat bir anlamda o "ilklerin" ve "sonların" ardından gelen soluklanabildiğimiz anların toplamı kadar... Bu yüzden olsa gerek, son derece cazibeli ve aslında kısa olan şu 'hayat' çok daha kısa bir sürece dönüşebilmekte! Daimi esenlik dileği ve selamlarımla...   30.07.2015 12:25
 

Yaşam bir yarış. Ardında ödüllerin ya da beklentilerin beslediği başarma arzusu olan bir koşturmaca, bir sınav. Dünya ve öbür dünya ayrımı yapmaksızın bu böyle. Ve bir önceki gün/gece heyecanı o şey olmadan ondan daha çok öne çıkabilir, olduktan sonra yaşanan heyecanın daha fazla olduğu da görülebilir. Hayvanlar ölecekleri zaman kuytu bir yere çekilip, son nefeslerini bu şekilde verirlermiş. Bazı insanların da tarih olmasa da öleceklerini hissettikleri de gözlemlenmiş. Ne olursa olsun, ilk ve son nefes arasındaki büyüleyici bir süreç yaşam. Tadına vara vara, hayırlı bir şekilde sürmesi, sürdürülmesi dileğiyle. Selamlar, saygılar.

Güz Özlemi 
 06.07.2015 12:26
Cevap :
Maalesef cari yaşam dizgesi bu "yarışı" zorunlu kılmakta. Rus(S.Petersburg doğumlu,kurduğu "Objektivizm felsefesi" ile tanınan)bayan düşünür ve yazar Ayn Rand(1905- 1982)ise “Yaratıcı insanı motive eden başarma arzusudur, başkalarını yenme arzusu değildir” demekte... Bu söz beni hep etkilemiştir değerli yazarım. Çünkü sistemin dayattığı; eşitsizler arasında, hem de körü körüne -ve çoğu kez kuralsızca- yarış aslında yaratıcılığı öldürmekte! Biliyoruz ki “yaratıcılık” söz konusu olunca “yenilik, yenilenme”, bunun için de “eski paradigmalardan köklü bir kopuş”, aykırılık denizinin derin, soğuk ve tehlikeli sularına doğru güçlü bir yelken açış gereklidir. Yenilenme ve yeni bir şeyi keşfetmek adına geçmişten, kendi geçmişinden kopma, bir daha oraya dönememe riskini de soğukkanlılıkla göze almak gerekir. Bu ise mevcut yarış'ların dar zamanlarına sığmaz! Nihai dileğinize katılarak selam ve saygılarımı iletiyorum. Teşekkürlerimle...   06.07.2015 13:10
 

İnsan bir hayatı bir yazıya sigdirir mi? Peki bir yazıda hayatı anlatabilir mi? Ey dost, siz başarmışsiniz ve harika da yapmışsınız... Enfesti...

ERIC VAN BUYTEN 
 06.07.2015 6:48
Cevap :
Normal koşullarda ciltler dolusu kitap konusu bir durumu bu şekilde kisaltabilmek pek mümkün değil aslında sevgili Anıl dost. Ama o herzamanki iltifatkar, övgü dolu bakışınızla öyle görmüş, öyle degerdirmissiniz, ne âlâ! O övgünüzün yeri başımın üzeridir. İçten teşekkürler, sevgiler ve dost selamlarimla...  06.07.2015 22:01
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 335
Toplam yorum
: 3201
Toplam mesaj
: 251
Ort. okunma sayısı
: 2316
Kayıt tarihi
: 05.10.07
 
 

Samsun/Ladik doğumluyum. Çocukluğum ve ilk gençlik yıllarım babamın görevi gereği ülkemizin Orta ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster