Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Temmuz '06

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
10828
 

Bir Yedek Subayın Anıları-3.Bölüm

Bir Yedek Subayın Anıları-3.Bölüm
 

Yemin törenini bitirmiştik, en azından haftasonu dışarıya çıkabiliyorduk. Artık askerliği içimize sindirmeye başlamıştık. Dünyamız bu eksen etrafında dönmeye başlamıştı. Daha kura çekilmesine yaklaşık 3 ay vardı ancak herkesin aklında varsa yoksa kura vardı. Önceki dönemlerin duvarlara yazdığı yazılar çektikleri sıkıntıları, psikolojik baskıları açıkca dışa vuruyordu.

Yedek subay piyade okulunda tam tamına 1316 kişiydik ve Türkiye' deki en büyük yedek subay okuluyduk. Hal böyle olunca herşey de zor oluyordu. Banyo yapmak bile buna dahildi. Her bölüğün sadece bir gün banyo yapmak hakkı vardı. Her gün duş almak bizim için lükstü. Bazı bölükler kendi günlerinde başka bölükten birileri gelip banyo yapmasın diye banyonun ana giriş kapısına en yapılı birkaç kişiyi bırakıyor, bu kişiler kendi bölüğünden olup olmadığına emin olamadıkları kişilere kapıda "Bizim bölük komutanının adı ne? Üsteğmenizin adı ne?" gibi sorular sorup doğru yanıtı alırsa içeri alıyordu. Türk insanını durdurmak mümkün mü, hemen o gün banyo sırası kimdeyse o bölüğün her türlü bilgisi ezberleniyordu:))

Eğitimlerin dozu da gitgide artmaya başlamıştı. Bedensel eğitimlere üzerine piyadeciliklikle ilgili derslerde alıyorduk. Ben yine kendimi kaptırmıştım. Bilgi bilgidir deyip, sanki muazzaf subay olacakmış gibi derslere çalışıyordum. Dönem bittiğinde derslerden ve bedensel hareketlerden aldığımız notlara göre sıralama olacak, ilk 20' ye giren kura çekmeyecek, gelen kuralardan istediğini seçebilecekti. Dersler tamamdı ama, bedensel hareketlerde durum pek iyi değildi. Aramızda sporcular vardı, adamların 0-100km' leri 4 sn sürüyordu, benim kasa motora göre biraz ağır kalıyordu:)) Anlayacağınız ilk 20 için pek umudum yoktu. Eğitimler artıkça benim kiloda yavaş yavaş düşüyordu, 82 kilo olarak başlayan piyade okul serüvenim dönem sonunda 74 kiloyla neticelendi. Tam 8 kilo birden zayıflamıştım.

<ımg style="WIDTH: 250px; HEIGHT: 233px" height="564" alt="" hspace="0" src="/Images/Blog/BlogResimleri/23072006193510.gif" width="495" align="right" border="0">

Her gün yeni yeni şeyler yaşıyor, çok komik olaylara şahit oluyorduk. Bölüğümüzde sivilde vücut geliştirme yapmış bir arkadaşımız vardı. Şekil tam bir üçgendi, o da bunu biliyor, kasıla kasıla yürüyordu. Biz de ne yapalım koymuştuk adını: "Komando" O gün ilk tüfekle atışımızı yapacaktık. Ben sivilde poligonda gidip ateş eden biri olduğum için silah sesine pek yabancı sayılmazdım, bu nedenle çok heyecanlı değildim. Gerçi G3 piyade tüfeğiyle ilk tanışmam olması beni de heyecanlandırıyordu. İlk grup ateş için yerlerini aldı, komutam emri verdi:"Ateş serbest..!" O da ne kimseden tık yoktu, herkes korkudan tetiğe basamıyordu. Neyse bir arkadaş kararttı gözünü bastı tetiğe. Diğerleri de korkuyla ürperip hemen onun ardından, aynı anda kocaman bir "GÜMMMMMM" .

Sıra bizim komondoya gelmişti. Bizim küçük Arnold önce ateş için pozisyonu aldı, sonra doğruldu. Kalkıp komutana birşeyler söyledi. Komutanın yüz şekli değişti, sonra da gülmeye başladı. Meğer üsteğmene bizim komando :"Komutanım, bugün ateş etmek için kendimi hazır hissetmiyorum..!" demiş. Dilimize düşmüştü artık, gayrısını siz düşünün.

Derken o kötü haber geldi. Bizden bir önceki dönem (259) bizim okuldan güneydoğuya giden bir kardeşimiz uzun mevzilli tüfekle intikal haliydeyken vurularak şehit edilmişti. Geçen dönemlere ait fotoğraflar duvarlara asılıydı. O da onların arasındaydı, daha 4 ay önce buradaydı. Hem de bizim koğuştaymış, kimbilir hangimizin yatağında yatmıştı, şimdi ise kara toptakta:((( O gün kimsenin ağzını bıçak açmadı.

Dersler, gece eğitimleri, atış eğitimleri derken kura günü gelip çattı. Tüm derslerden ve bedensel eğitimlerden aldığımız notlara göre sıralama olmuş, ben 143. olmuştum. Bilin bakalım bizim komando kaçıncı oldu? 1315. yani sondan bir önce, sonuncu olan kişide o gün hasta olunca, kura torbasını tutan da o oldu:))

O gün bölük arkadaşlarımızla yollarımız ayrılmaya başladı. O güne kadar herşeyi beraber yapar, her yere bölük halinde giderdik. Ancak şimdi herkes ayrılmıştı. Sıralamaya göre bizi 100' luk gruplar halinde kura çekiminin yapıldığı kantinin önüne alıp bekletmeye başladılar.

İlk 100 içeri girdi. İkinci 100 bizler beklemye başladık. Kurayı çekip dışarı çıkanları oturduğum yerden çok net görüyordum. Sevinçle bağırarak kendini dışarı atanlar, yıkılmış bir ruh haliyle kapıdan çıkanlar, sevinç ve hüzün bir aradaydı. Hemen ötemizde birileri haritayı açmış adını daha yeni duydukları yerleri aramaya koyulmuştu. Birileri çoktan telefon sırasında girmişti bile. Birbirlerine tüyo verenler " .. Abi torbanın dibinde iyi yerler var, dibinden çek. Yok yok sağında güzel yerler var...." gülüyordum, çünkü biliyordum, herkes çekmesi gerekeni çeker, elinizi nereye daldırırsanız daldırın farketmez, o sizin için orada olacaktır. O an kararımı verdim, kuram güneydoğu olursa anneme yalan söyleyecektim, çünkü ona ne söylersem söyleyeyim iyi olacağıma ikna edemezdim; ANA yüreği ne yapabilirdim ki..!

Sıra bize geldi, kantindeki yerimizi aldık. Sırayla torbanın önüne geçiyor, daldırıp içinden bir tanesini alıyorduk. Benden önce 42 kişi vardı, Gabar, Cudi, Pervari, Silopi, Şemdinli, Yüksekova, Çukurca .... kuralar ağırlıklı olarak böyleydi. Sıra bana geldi, torbanın önüne geldim, bizim yalancı komandoyla göz göze geldik. "Hayırlı kuralar" dedik birbirimize, "HERŞEYİN HAYIRLISI, YA KISMET" deyip elimi torbaya soktum, hiç karıştırmadım, ilk değeni tutup aldım. Hemen heyette bekleyen ilk komutana verdim, o açtı, diğerine verdi. Hemen orada bilgisayara girildi. O diğerine verdi, o da en sondakine. Ben ilerleyip son komutanın karşına geçtim. Komutan uzun uzun kuraya baktı, sonra bana döndü. İçimden "Gabar" geliyor dedim, ben herşeye hazırdım, her yer vatan toprağıydı benim için. Sonra okumaya başladı:

"HAVA KUVVETLERİ KOMUTANLIĞI ŞARKIŞLA HAVA RADAR MEVZİİ-ŞARKIŞLA/SİVAS"

Kantinde bir uğuldama oldu, çoğunluk "Vay be adam ne güzel kura çekti..! diyordu, dedim ya elinizin nerede olduğunun hiç önemi yoktu, sizin kuranızı MEVLA çoktan belirlemişti. İnanın hiç sevinmedim veya sevinemedim. Çünkü ben olmasam da birileri oralara gidecekti ve gidiyordu, benim annem değil belki ama pek çok anne hep endişeyle yaşayacaktı:(( Yalnızca anneme yalan söylemeyeceğim için mutluydum.

4 ay süren okul hayatı sona ermişti, artık birer asteğmendik. Vedalaşırken herkes ağlıyordu. Ne garipti, çoğumuz birbirimizi 4 ay önce hiç tanımazken şimdi birbirimiz için ağlıyorduk. Herhalde KADER birliği bu olsa gerekti ve insanları böyle sıkıca birbirine bağlıyabiliyordu.

Devam Edecek..

Hoşcakalın...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Vay be gercekten dizi-film tadinda devam ediyor maceralar. Yalniz seyi merak ettim sporcu askerleri 100m si nasil 4 sn. suruyo onu anlamadim mubala oldu sanirim ; )

Barış Çiçek 
 24.07.2006 14:04
Cevap :
Selamlar Dostum, dikkat edersen 0-100km yazdım zaten, yani arkadaşlar Ferrari gibiydiler. Sadece benzetme amacıyla...Hoşcakal...  24.07.2006 16:22
 

yazıyı çok beğendim.bende 285. dönem istihkam asteğmendim. Okurken o günler aklıma geldi.Benim için çok güzel günlerdi.Kadınlar süewkli erkeklerin askerlik anılarını anlatmasından şikayet ederler fakat inanıyorum ki onlar 16 ay şöyle dursun 1 ay askerlik yapsalardı ömür boyu anlatırlardı. Zaten komutanın saçı hakkında bir hafta konuşabilirlerdi :). Şaka bir yana bu vatan onu sevenlerin.Vatan borcumuzu tamamladık ve inanıyorumki vatanın bize ihtiyacı olduğunda orda olacağız.Saygılarımla

Mercury1919 
 24.07.2006 0:35
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 410
Toplam yorum
: 458
Toplam mesaj
: 89
Ort. okunma sayısı
: 3176
Kayıt tarihi
: 13.04.06
 
 

Bilgisayar, elektronik, internet alanındaki son gelişmeler. Tüketici elektroniğindeki trendler. Otom..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster