Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

kevser şekercioğlu akın

http://blog.milliyet.com.tr/kevser

04 Nisan '07

 
Kategori
Aile
Okunma Sayısı
398
 

Boşanma modası

Boşanma toplumsal bir moda mı? Eğer öyleyse bu modanın tasarımcılarının tasarılarından; dişlileri kırık tezgahtan, ucuz iplik kullanılarak, görüntüsü hoş olmayan, zevksiz ve uyumsuz giysiler çıkıyor. Yalnız kadınların, mutsuz çocuklarını, zor şartlarda yalnız büyütmeleri, savaş resimleri kadar içler acısı görüntüler veriyor bana. Kadının kadınlığından vazgeçip canını zor taşıdığı, görüntüyü kurtardığı ama gözlerinden cinsiyetinin belli olmadığı zamanlardayız. Erkeğin “Adam gibi Adam” lafının tersine yumuşak bir imaja doğru hızla gittiği daha da ileri giderek iyice saydamlaştığı bir zamanda yaşamanın kadersizliğini paylaşıyoruz belkide kimbilir.

Çocuklara bakıyorum anne ve babalarını yanyana görme şansı ve güveninden yoksun büyüyorlar. Ve gazeteler yapılan istatistiklere göre 1983 yılından sonra doğan çocukların %45’inin boşanacaklarını yazıyor. Ne oldu da bu haldeyiz? Yazık değil mi bize ve çocuklarımıza. Ya evlilik okulları açılsın, eğitimden sonra sistem değiştirilerek evlilikler zorlanılsın ya boşanmalar zorlaştırılsın ama acilen yapılsın ne yapılacaksa. İnanın ne yapılması gerektiği hakkında net bir fikrim yok ama öncelikle çocuklarım ve kendi adıma telaşa kapılıyorum. Ben zaten tek başıma zorla büyüttüm onları tam büyütüp kurtulacakken birer torunla tekrar evime dönme ihtimallerini devlet acilen kaldırsın ortadan. Bunu devletten isteme hakkına sahibim.

Hep söylerim bu memleketin bu kadar yozlaşmasının asıl suçlusu, Dallas dizisi ve Turgut Özal’ın dışa açılım politikasıdır. Dallas’ın, kimin yatağından kimin kalktığının belli olmadığı ahlaksız senaryosuyla, Turgut Özal’ın, kimin cebinde kimin elinin olduğu belli olmayan hayali-hesapsız politikası ve getirileriyle bu memleket bu hale gelmiştir. Bu tamamen şahsi düşüncemdir, arkamda eylemlerimi yükleyeceğim bir grup yoktur.

Sonuç ortada, oğlan tarafında da kız tarafında da boşanmış yığınla insan ve güvensiz bakan çocuklar var ve annesi babası bir arada olanlarınsa yüzlerinde bir korku. Herkesin herşeyi olduğu için eksiksiz yapılan evlilikler, alternatiflerin bol olduğu ortamlarda ne kadının utangaçlığı ve gerçek kadınsılığı kaldı, ne erkeğin bakışlarıyla ortalığı yatıştırdığı sertliği ve gerçek erkeksiliği kaldı. Herkes aynı şeyi söylüyor “Ortalıkta adam gibi adam, kadın gibi kadın kalmadı” diye ama kimse aynayı kendi içine tutmuyor. Eş seçmek için 70 milyon insanın önünde tezgahın üzerine çıkarak kendini beğendirmeye çalışanlara, sineğin cama yapıştığı gibi yapışıp seyrederek prim kazandırdığımız sürece ortalıkta ne adam gibi adam göreceğiz ne de kadın gibi kadın. Ve bunda hepimizin suçu olacak. Kendimiz, çocuklarımız ve torunlarımız için ACİLEN birşeyler yapmamız gerekiyor milletçe.

Günü kurtarmak, yorulmadan elde edilmiş değerlerin boşluğunun derinliği içinde herkes şaşkın ve çaresiz. Sudan aşklarla, şatafatlı düğünlerle evlenilip, sudan bahanelerle reyting maksatlı ayrılıkların dolu olduğu bir yaşam sürüyoruz ve bu benim içimi acıtıyor. Bir evin içine insanları doldurarak “Hadi herkes birbiriyle cilveleşsin ve aşık olsun ama güzel ve sakin yaşamayın bu hissettiğiniz aşkı, kimse seyretmez biz mahvoluruz” diyorlar. Televizyonları seyreden çocuklarımız da ayağa düşürülmüş sahte aşkların şahitleri olarak aşkın böyle yaşandığını düşünüyorlar ve kabul ediyorlar herhalde. Kendi duygularından emin olmadan birkaç ay içinde koş evlen, birkaç ayda koş boşan. O birkaç ay içinde bir bebek olmamışsa ne mutlu.

Birbirinin gözlerinin içine bakan, el ele omuz omuza bir hayata yürümek için bu kadar güzelliklerle, şamatayla yapılan evlilik hem kadına hem erkeğe ağır geliyor anlaşılan. Üstelik hangisinin doğru olduğunu hangisinin değerli olduğunu da kimse hala bilemiyor. Evlilik olmalı mı olmamalı mı bende hala bilmiyorum bu şartlarla inanın. Boşanmış ailelerin çocuklarının gözlerindeki “Lütfen birileri birşey yapsın annemle babam birbirlerine iyi davransın” lı yakarışlı bakışlar görmek hiç hoş değil. Yalnız yaşamak çok zor olduğuna göre, tekrar birliktelikler istendiğine göre, yola sokulabilecek ilişkilerin yeniden değerlendirilerek, hele çocuk ve/veya çocuklar varsa ortada iyilik üzerine çaba gösterilmesi gerektiğini düşünüyorum. Evet hayat çok kısa çok değerli ve çok güzel. Kötülüklere sebebiyet verilmemesi gerekecek kadar da anlamlı. Herşeyde olduğu gibi akıl gerektiriyor birliktelikler AMA aklın yetmediği, dönüş noktalarında çabaların işe yaramadığı anlarda tükenmiş insanların gözlerindeki o bıkkınlıklar olmasın çocuklarımızın gözlerinde. BİRŞEYLER YAPALIM HEP BİRLİKTE LÜTFEN!

Eğer beş başlı canavardan -alkol, kumar, dayak, aldatma, sorumsuzluk- biri varsa evliliğinizde hiç uzatmayın derim üstüne basa basa. Boşa zaman ve emek kaybıdır devam ettirmek. Ve eğer elinizde güzel değerler varsa huysuzluklarınız, gel-geç hevesleriniz uğruna karşınızdaki insanların sabırlarını zorlamayın ne olur. Her şeyin bir sonu mutlaka var. Sevgilerde bitiyor zamanla sabırlar da, yeterince dikkatli kullanılmadığında. Ev ve yuvanın sağladığı güveni, güzellikleri hiçbir yerde bulamıyorsunuz. Boşanmış bir insan olarak, sahte özgürlüklerin de çok kolay, katlanılabilir olmadığını söylemek istiyorum. Beş başlı canavarın ahtapot kollarıyla yıllarca uğraşıp da kurtulduğum için her gün şükretmeme rağmen söylüyorum bunu. Lütfen daha dikkatli olalım. Bazen öyle acılar ve katlanılması zor ağırlıklar yaşıyorsunuz ki ancak o kadar olur. Ya da çocuklarınızın gözlerinde öyle şeyler yakalıyorsunuz ki cam olsanız tuzla buz olursunuz gibi geliyor.

Eğer, olmazsa boşanırım geçiyorsa içinizden hiç evlenmeyin, eğer bir bakalım becerebilecek miyim gibi bir soru varsa yine hiç evlenmeyin ya da çocuk yapmayın. Şimdi yeni moda buymuş, çocuk için evlilikler yapılıyormuş. Ben böyle şeylerden anlamayacak kadar taş devri kadınıyım bana garip geliyor. Ben yinede tüm samimiyetimle bütün gençlere uzun soluklu, mutlu, sağlıklı, ayakları yere basan, değerli ve anlamlı evlilikler diliyorum. Evinizin içerisinden komşularınızın evlerine sadece bebeğinizin ağlama seslerinin gitmesi dileğimle.

Kevser Şekercioğlu

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yazınız; yaşanan gerçekleri yansıtıyor. Ancak insanın hayal ettiği konumu bulması da artık imkansız. Eğitim formumuza baktığınızda insanı, insanca yaşamayı, birlikte uyum sağlamayı, gelecek planlaması yapabilmeyi, saygıyı sevgiyi öğreten, eğiten bir konum yok. Fen bilimleri, mitolojik bir din anlayışı, nefsi arzu ve isteklerin her zaman ve her yerde ön planda tutan bir anlayışla yetiştiriyoruz. Mesela lise seviyesindeki flört eden bir kıza Yapma kızım sen üzüleceksin deyin bakalım ne cevap alacaksınız. Dikkat ederseniz kadınlarda genç ve güzel oldukları ilgi çektikleri dönemlerinde yaptıklarının doğru olduğunu savunuyorlar. Ne zaman ilgi azalıyor, hizmet ve yaşam maliyetleri artıyor, sorumluluk o zaman akla geliyor. Birlikte yaşama ve aile kavramı yerleştirilmeden yetiştirilen bireylerde zorluktan sorumluluktan kaçmakta tereddüt etmiyor. Erkek yalnız olabildiği için fazla etkilenmiyor, ancak kadınlarımız hem kendi yaşamları hem çocukları zor durumda kalıyorlar. Ama dedim ya çok geç.

akar 
 05.04.2007 13:07
Cevap :
Önce insan olmayı sonra kadın-erkek olmayı ve sorumluluklarımızı gidermeyi öğrenmemiz gerekiyor. Hayat zaten kendi dersini kendi ezberletiyor. Ve bir şeylere sahip olurken acele etmemeyi öğrenmemiz gerekiyor. Ben yinede çok geç olmasın diye dualar ediyorum. Sadece kendi çocuklarım adına değil bütün çocuklar adına. Sizde dua edin olur mu?  08.04.2007 8:56
 

Bir arkadaşım japonlardan bahsetmişti.Evlenir ayrı şehirlerde yada ülkelerde yaşar emeklilikten sonra aynı evde yaşamaya başlar ve kısa süre içerisinde boşanırlarmış. Şimdi soruyorum farkımız kaldı mı?Biz 80 kuşağının çocuklarına daha doğrusu kızlarına çalış çabala ekmeğini eline al dediler ekmeğimizi elimize aldık bu sefer evlisin şimdide otur evinde çocuk bak dediler.Şimdi size soruyorum sizce hata bizde mi? Hepiniz senelerce özgürlük diye çırpındınız dayak yiyen annelerimizi gördükçe daha çok hırslandık.Ellerimiz bomboş gittik koca evine ama siz ne yaptınız erkeğide bizim zıttımız yetiştirip üzerimize saldınız erkek adamın karısı çalışmaz evde oturur çocuk bakar dediniz.Önce ufaktan çocuk meselesi yüzünden girdik birbirimize sonra o kadar yokluk içinde bir ton borçla evlendik.Sevgi denilen şey paranın altında ezildi gitti.Aç kaldık neyiniz eksik dediniz.Annemizin evine gidemedik zaten o kendini zor doyuruyordu. dışarıda oturduk bu seferde yine suçlu biz olduk.Sizce hata kimde???

HAYAL ARSLAN 
 04.04.2007 16:40
Cevap :
Hata nerde inanın bilmiyorum. Bende cevap arıyorum ama net bildiğim birşey varsa o da hiçbir şeyin orta yolunu bulamadığımızdır. Hep abarttık özgürlüğü, beklentileri, hayatlarımızı bile bu yolda heba ettik. Ne erkeğimizin gücü kaldı ne kadınlığımızın şekli. Cevabı bilsem bu kadar endişe duyar mıydım?  04.04.2007 22:28
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 371
Toplam yorum
: 1592
Toplam mesaj
: 310
Ort. okunma sayısı
: 861
Kayıt tarihi
: 15.01.07
 
 

1965 Akçakoca doğumluyum. Evli ve dört kız annesiyim, küçük bir kızın  anneannesiyim. A.Ü. Halkla..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster