Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 
 

kevser şekercioğlu akın

http://blog.milliyet.com.tr/kevser

04 Nisan '07

 
Kategori
İlişkiler
Okunma Sayısı
589
 

İlk aşkımla bir akşam

Bu yaşadığımın adı yok. Yirmi yılın komik hesaplaşmasının şokunu yargısız-sorgusuz, ilk kez gülerek yaşıyorum. Seneler sonra böyle bir şey yaşayacağımı söyleselerdi daha neler diye gülerdim. Ancak Türk filmlerinde rastlanabilecek, yok artık dedirtecek türde bir sürprizdi yaşadığım. Çocukluğumun, çizgisiz suratlardaki umursamazlığının içindeki saflıkla, yılların getirdiklerinin görünenlerinin yanında görünmeyenlerle birlikte güldüm. Evet çok hatta sınır ötesi koptuğum akşamlardan biriydi. O çok usturuplu, hatta suratsız görüntümün tam aksine çatlak biri gelip oturdu üzerime. Suratsız tarafım öyle bir kaçtı ki yakalayabilene aşk olsun.

Arkadaşım tarafından götürüldüğüm mekanın şaşkınlığından gördüğüm surata dikkat bile etmedim. Selamlaşırken çok tanıdık biri diye geçirdim içimden. Nereden tanıdığımı anlamaya çalışırken, birden hatırladım ve beynimin biryerlerine balyoz indi. Yemin ediyorum kelimenin tam anlamı “gerisini hatırlamıyorum” Genelde saklamayı bilirim hissettiklerimi ama, ömrümde öyle koptuğumu hatırlamıyorum. Geçmişin kırgınlıkları komedi, mutlulukları pembelik getirmişti suratıma ama bakamadım. O geceki uykusuzluk nedenimi hala anlamış değilim. Geçmişle bağlantısı olmayan ama unutulmayan güvenin rahatlığı vardı galiba. Çocukluğumun en güzel anılarını deşmeme yardımcı bir bıçak en keskininden. Bıçak hareket ettikçe küçücük ayrıntılar doluştu ortalığa. Ne çok şey yaşanmış kısacık sürelerde. Ne güzelliklere gebeymiş sabahlar kıymetini şimdi anladığım.

Güzel bahar sabahları geldi aklıma. Üşümediğim ya da üşüdüğümü fark etmediğim zamanlar. Gülmenin zemini zamanı olmayan umursamaz anları hatırladım. Neyi değiştirebilirimin hesabı olmadan. Büyümüş kocaman olmuş yaşımın getirdiklerini saklama telaşı yaşamadan. Ne konuştuğumu hatırlamadan geçen güzel bir sohbet akşamıydı. Hiç sevmem habersiz kapıma dikilen misafiri kim olursa olsun. Bir sevinç geldi kapımı çalmadan, kapımı sonuna kadar açmak isterdim ama yapamadım. Surlarımın duvarlarını yumurta aklarıyla sıkılaştırma çabası yaşamadım. İçimden geldiği gibi hissettim içimdeki anlamı belirsizliği. Dinç uyandım sabaha nedenini bilmeden anlam yüklemeden. Uykusuz geçen geceye göstermelik dipdiri uyanmalar. Bütün gün nereye bastığımı bilmeden geçen bir gün. Sorulan sorular hep komik cevaplara gebe ama asıl hissedileni saklama çabası.

Hem çok eski bir tanıdık hem yabancı bir adamı yeniden görmenin tatlı yorgunluğu. Eskiye dayanan bir rahatlıkla yapılan şakaların yanında komik cümleli geçmiş sokuşturmaları ara ara geliyor aklıma, hala gülümsüyorum. Çocukluğunda yaşadığın evin içinde yıllar sonra tedirgin adımlarla gezmek gibi. Her köşesini bilirsin ama adım attıkça unuttuğun bazı ayrıntılar dolar ortalığa korkarsın. Bilemezsin açılan her kapının arkasından önce nelerin çıkabileceğini.

Geçen yılların samimiyeti yok edemediğini görünce ortalığa gelen rahatlık nasıl anlatılır ki? “aynen öyle” cinsinden bir tarif yapabilirim ancak. Öyle bir şoktu ki yaşadığım şu an bile aklıma ifade edebilmek için bir kelime gelmiyor. Ama zırvalamalarımın zirvesinde olduğumu hatırlıyorum sadece. Zırvaladıklarımın neler olduğunu değil ama. Ne konuştuğumu bilemeyecek kadar birşey olmuştu bana.

Aradan geçen yirmi yılın neler getirdiği neleri götürdüğünün göz hesabından sonra zamanın hepimize cömert davrandığını görmek hoştu. Garip bir çekingenliğin kaç dakika sürdüğünü bile kestiremedik galiba. İlk şokun atlatılmasından sonra büyümüş insan sohbetleri yapmak ve yeni oluşmuşları keşif yolculuğu. Yıllar önce merak ettiğimiz büyük yaşları yaşamak, yeniden çocuk olmak gibi bir şey. Zamanın akışındaki hızlılık. Ayrıntılarını hatırlamadan, konuşulduğu zamanlarda özlediğim suratı hiç ummadığım bir anda görmek, zırhlarımı papatyaların üzerine bırakıp uzun soluklu dinlenme gibi geldi. Yaz akşamlarının sıcaklığında bir bakdak serin ev yapımı limonatayı içmek gibi.

17-18 yaşlarda yaşanan ilk aşkın, tatlı anımsamalarının ortaya dökülmesi. Acaba rastlar mıyım diye söylenen sözlere yardımcı bir senaryo. Aynı şehirde yaşayıp da rastlama ihtimali kaçta kaçın hesabının tam on ikiden vurulması gibi bir an Hatırlananların loş ışıkta yüze vuran mutluluğun baktığın suratta yansıması. Eskinin yanında yeni oluşumları tamamen sevinerek kabul etme anlaşması sessizce. Söylemek istediklerini başka kılıflara sokmadan konuşmayı öğrenecek kadar büyümüşüz meğer.

Getirdiği gülleri kurutarak saklama zamanlarım, yakalattığım bir bakış, birden fırlamış bir cümle, bazen herşeyi ortaya dökme isteği, yüzlerimizdeki pembeliğin tonu hiçbir yerde bulunmayan cinsinden. Neye olduğu bilinmeyen bir heyecan, bir sevinç, kıpır kıpır. Sonra hissettiklerinden korkma, korkularını uzaklaştırma. Aynı sepetin içinde sıcak-soğuk, iyi-kötü, güzel-çirkini ayırma mücadelesinin karmakarışık hissettirdikleri ve bütün bunlar olurken kulaklarla ağız çizgisinin çoktan birleşmiş olması.

İlk aşkımı, aşktan uzak sevecenlikle nerede bulacağımı biliyorum artık. Bu çok güzel bir duygu.

Kevser Şekercioğlu

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yazınızı okurken kıskanmadım desem yalan olur.Ama hiç aşk yaşamadım yine de eski dostlarımla karşılaşmak ve yaşadıklarımı sizin kadar güzel ve açık ifade edebilirmiyim bilmiyorum elinize ve yüreğinize sağlık...

Eylül 
 05.04.2007 8:50
Cevap :
Kıskanabiliyorsanız sizde hala umut var demektir. Kıskanmak bende de olsunu istemektir (aşırıya kaçmamak koşuluyla). Aşkı hissettiğinizde yüreğinizle birlikte diliniz zaten bülbüle dönüyor merak etmeyin. En kısa sürede aşkı hissetmeniz dileklerimle.  08.04.2007 8:52
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 343
Toplam yorum
: 1563
Toplam mesaj
: 310
Ort. okunma sayısı
: 875
Kayıt tarihi
: 15.01.07
 
 

1965 Akçakoca doğumluyum. Evli ve dört kız annesiyim, küçük bir kızın  anneannesiyim. A.Ü. Halkla..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster