Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Ocak '12

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
84
 

Cep ekonomisi

Cep ekonomisi
 

Madde ve Para


Geçmiş Yazılardan İzler
 
Ekonomi deyince akla yalnizca para geliyor...
 
Oysa herkes bilir ki para karın doyurmaz. Üstelik çoğu kişi paranın sıradan  bir kâğıt parçasına dönüştüğü zamanları görmüştür. Yine de nedense ekonominin  elle tutulabilen gerçek değerlerle ilgili olduğu pek sık hatırlanmaz.
 
Bir zamanlar gerçek değerlerin değiş tokuşu için yine gerçek değerler  kullanılırdı. Altın ya da başka mallar gibi... Parayla devletler, şirketler, kuruluşlar ve bireyler böyle oynamayı sürdürürse çıkacak bir küresel güven krizi o pek değerli yeşil destelere tümüyle sırt çevrilmesine neden olabilir. 1929 bunalımında yaşananlarla karşılaştırılan gelişmeler dönüşü olmayan bir yola girildiğini mi gösteriyor?
 
CEP EKONOMİSİ
 
Her insanın anılarında belirli kavramlarla ne zaman karşılaştığına ilişkin kesin tarihler olmasa bile yaklaşık zaman dilimleri vardır. Ekonomi sözcüğünü ilk duyduğumda kaç yaşındaydım? Babam tasarruf etmenin öneminden söz ederken daha geniş ekonomik kavramların da sözü edilmiş miydi? Öğrencilik dönemlerimizde ekonomik kuramları tartışırken artık konuyu enine boyuna biliyor muyduk?
 
İtiraf etmeliyim ki, ekonomi denen bu konuda eskiden amatörce yazıp çizdiğim, konuştuğum halde gerçekte ondan hiçbir zaman bir şey anlamadım. Yani evet, üretim araçlarının kullanımının toplumdaki ekonomik ilişkileri de belirlediğinisöylemek, ya da piyasadaki serbestliğin en iyi ekonomik çözümleri kendiliğindenortaya çıkarıp "herkes" için olumlu sonuçlar getireceğini savunmak kolaydı. Zor olan ağızdan çıkan bu sözlerin gerçek dünyada neye karşılık geldiğini görebilmekti. Belki de en çok sıkıntı yaratan, ekonomiye diğer değişkenlerden kurtulup bağımsız olarak bakılamamasıydı. Bu konuda herkes belirli bir yanda olduğu için kimsenin gerçekte ne düşündüğü ya da ne yapmak istediği bilinemiyordu.
 
Ekonominin ne olduğunun açıklanmasına kaynakların sınırlı, insan ihtiyaçlarınınsa sonsuz olmasından söz edilerek başlanır. Bilimsel yanı tartışmalı bu alan, üretilen değerlerin nasıl paylaşılacağıyla ilgilidir. Örneğin on sandalye için yirmi kişi varsa paylaşımın nasıl yapılacağı ekonomik bir soru olabilir. Onu oturup diğerleri ayakta mı kalacak, yoksa ikişer ikişer
mi oturacaklar?
 
Ekonomiden niye anlamadığımı düşünüyorum da, galiba temel neden iyi bir pazarlıkçı olamamam. Şöyle özetleyebilirim, paraya sıkışıp satmam gereken bir eşyam olsa, ortalama bir pazarlıkçı benden değerinin onda birine alabilir. Kazara sattığımı geri almam gerekirse nasıl bir fiyat oluşacağı da kolayca tahmin edilebilir. Oysa, serbest ekonomiyi beğenelim ya da beğenmeyelim,  herhangi bir fiyatın oluşmasını sağlayan temel etken pazarlık gücü oluyor. Olay bununla da bitmiyor, kendinize mal alırken iş sizin pazarlık gücünüze  kalmış olabilir. Ama daha geniş ölçekte baktığınızda pazarlık gücünü belirleyen etkenler ikna yeteneği, beceriklilik, işlek bir zekâ, tatlı dil ve empati kurabilme gibi özelliklerin çok ötesine geçiyor. Ya da iyice basite inmiş oluyor, pazarlık gücü fiziksel güce eşitleniyor. Elbette toplumlarda bunu sınırlayan mekanizmalar var, kimse pazarlıkta anlaşamadı diye hemen kavga etmeye başlamıyor. En güçlü ülkeler bile ekonomik ilişkilerde bir zorluk görünce anında savaşa girmiyor. Yine de temel etken değişmiyor. Kaynağı ne olursa olsun bir gücünüz varsa, pazarlıkta bununla orantılı olarak avantajlı bir noktadan başlıyorsunuz demektir.
 
Ekonominin temelinde insanın gerek duyduğu ürünler olmalı. Günümüzde sanki pek 
öyle değil. Eskiden altın, değerli taş ve metaller değişim aracıyken devletlerin para basmasıyla işin rengi değişti. Önceleri bu kağıtların değeri karşılık olarak tutulan gerçek ürünlere bağlı olarak belirleniyordu. Bu kural kalkınca para hareketleri ayrı bir uzmanlık alanı oldu. Parada çığ etkileri yaşanmaya başladı. Dövizden yerel paraya, oradan başka bir dövize, mala, altına, borsaya geçip gezerken büyüdükçe büyüyebiliyordu. Bunun yarattığı 
risklerin anlaşılması içinse krizler gerekiyordu.
 
Ekonomiden anlamıyorum. Keşke bir anlayan bulsam da içinden çıkamadığım bütün 
soruları sorsam. Ne olup bittiğini görebilmek hiç kolay değil. Oynanan oyunları fark ettiğinizde çoktan iş işten geçmiş, bir başka perde başlamış oluyor.
 
Ama ne olması gerektiğini biliyorum. Ekonomi insanların gerek duyduğu mal ve 
hizmetlerin en uygun şekilde üretilmesini ve olabilecek en dengeli şekilde dağıtılmasını sağlamalı.
 
Bu konuda bir gelişme var mı? Galiba en inanılmaz gelişme cep telefonu sektöründe yaşandı. Dünyada yaşayan herkesin, yiyecek ekmeği ve içecek suyu olmasa bile, cep telefonunun olacağı günler hiç uzak değil herhalde.
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Yazıyı ilk olarak ne zaman kaleme aldınız bilmiyorum ama dediğiniz gibi oldu! İnsanların yiyecek ekmekleri içecek suları yok ama cep telefonları var ve onların çocuklarının da... Doğruyu söylemek gerekirse ekonomiden ben de bir şey anlamıyorum tek yapabildiğim isteklerim ve ihtiyaçlarımı karıştırmamak... Yorgan boyunun kaç karış olduğunu bilmek de önemli... Selamlar

Ali Gülcü 
 30.01.2012 22:31
Cevap :
Epey oldu, belki üç yıldan fazla. İstekleri ve ihtiyaçları karıştırmamak gerçekten önemli. Yorgan boyu herkes için aynı değil. Bu da durumu biraz daha karıştırıyor. Dünyayı örten yorgansa apayrı bir konu. İlginiz için teşekkür ediyorum. Selamlar.  06.02.2012 13:29
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 72
Toplam yorum
: 18
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 254
Kayıt tarihi
: 08.01.12
 
 

1958 doğumlu. Mühendislik eğitimi aldı. Teknik alanda çalışırken kültürel konulara ilgisini sürdü..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster