Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Şubat '15

 
Kategori
Beslenme / Diyet
Okunma Sayısı
1581
 

Diyet kalitesi, indeksi ve sağlık üzerindeki etkileri

Diyet kalitesi, indeksi ve sağlık üzerindeki etkileri
 

Diyet kalitesinin depresyon belirtilerinin giderilmesinde önemli bir faktör olabileceği düşünülüyor.


Diyet ve kronik hastalıklar arasındaki ilişki ile ilgili epidemiyolojik çalışmalarda, tek besin öğesi alımı ile hastalık riski arasındaki ilişkiye odaklanılmıştır. Genel yaklaşımlar, yağ, doymuş yağ, protein veya alkol alımı ile koroner kalp hastalıkları ve kanser arasında ilişki üzerindedir.

Aşırı veya dengesiz besin tüketiminin; koroner kalp hastalığı, kanser, inme, yüksek kan basıncı, şişmanlık, osteoporoz, divertikül ve diyabet gibi çeşitli hastalıkların oluşumunda önemli bir paya sahip olduğu bilinmektedir. Bu nedenle, geliştirilen beslenme rehberleri kronik hastalıkların önlenmesi ile ilgili diyet önerileri içermesine rağmen, kronik hastalıklar ile ilişkili diyet kalitesinin ölçümü üzerinde daha az durulmuştur.

Diyet kalite indeksi ile kadınlarda mortalite riski arasındaki ilişkiye bakıldığında, beslenme rehberleri önerilerinde olduğu gibi meyve, sebze, kepekli tahıl ürünleri, düşük yağlı süt ürünleri, yağsız et tüketen ve bu nedenle yüksek diyet kalitesine sahip kadınların düşük mortalite riskine sahip oldukları belirlenmiştir.

Bu hipotez, McCullough ve arkadaşlarının saptadığı yüksek diyet kalitesi ile düşük koroner kalp hastalıkları mortalitesi sonucu ile desteklenmiştir.

Beyaz et, turunçgiller ve sıvı yağlardan oluşan yüksek kaliteli diyet ile özofagus kanser riski arasında ters ilişki gözlenirken, yüksek diyet kalitesi ile azalmış bilişsel gerileme arasında pozitif ilişki olduğu belirtilmiştir.

Tagney vd. (2001) meme kanseri olan kadınlarda diyet kalitesi ile depresyon arasında negatif korelasyon gözlemişler ve diyet kalitesinin depresyon belirtilerinin giderilmesinde önemli bir faktör olabileceğine dikkat çekmişlerdir.

Diyet kalite indeksi ile hastalık riski arasındaki ilişki, tek besin öğesi veya besine göre daha güçlüdür. Bu nedenle, diyet ve bireyin içinde bulunduğu fizyolojik durumu (gebelik, kronik hastalıklar) arasındaki ilişkinin tanımlanabilmesi için yapılan çalışmalarda diyet kalitesinin ölçümü göz önüne alınmalıdır.

Obezitede İmaj Psikolojisi ve Obezite Tedavi Diyetinin Temel İlkeleri

Diyet Kalitesi

Diyet, günlük alınan yiyecek ve içeceklere verilen genel bir isimdir. Bu terim, doktor ya da diyetisyen tarafından düzenlenmiş, programlanmış beslenme olarak da ifade edilmektedir. Diyet, az miktarda ve kolay sindirilir besin gruplarından oluşan ve bazı besinlerin kısıtlandığı bir yeme içme tarzını anlatmak için de kullanılabilmektedir.

Beslenmedeki değişim ile birlikte, araştırmaların yönü yetersiz beslenmeden aşırı beslenmeye, kronik hastalık morbiditesi ve diyet kalitesine doğru kaymıştır. Bununla beraber, araştırmacılar hastalıkların etiyolojisinin tanımlanmasında tek-faktör paradigmasını bırakıp çok yönlü ve birbirleriyle ilişkili risk faktörlerini içeren paradigmaları tercih etmeye başlamışlardır. Enerji ile makro ve mikro besin öğeleri arasındaki güçlü ilişki, belirli besin öğesinin etkisinin bağımsız olarak tanımlanmasını oldukça güçleştirmektedir.

Beslenmedeki değişikliğe ayak uydurmak, uygun politikalar geliştirmek ve besin veya besin öğesi ölçümleri ile ilgili problemlerden uzaklaşmak için diyet kalitesinin ölçülmesine ihtiyaç vardır.

Diyet kalitesi terim olarak “enerji ve besin öğesi yeterliliği” anlamına gelmektedir. Besin öğesi yeterliliği, bir diyetin hem enerji hem de diğer besin öğesi gereksinimlerini karşılayabilmesidir. Diyetteki çeşitlilik, genellikle besin öğeleri yeterliliğinin bir ifadesi olarak değerlendirilmesine karşın diyet kalitesi ve çeşitlilik aynı anlama gelmemektedir.

Diyet kalitesi; besin çeşitliliğinin, diyet örüntülerinin ve hazırlama tekniklerinin tümünü yansıtır.

Diyet Kalite İndeksleri, Diyet Kalitesinin Saptanması

Diyet kalite indeksi (DQI-I); RDA’nın günlük besin ve besin öğeleri tüketim önerileri doğrultusunda geliştirilmiş bir diyet kalitesi ölçüm aracıdır.

Diyet kalite indeksi; toplam yağ, doymuş yağ, diyet kolesterolü, meyve, sebze, tahıl, kalsiyum, demir, besin çeşitliliği ve diyette kısıtlananlar (ekstra yağ) olmak üzere 10 kriterden oluşmakta ve diyette kısıtlananlar dışındaki her kriter 0-5-10 olmak üzere skorlandırılmıştır.

Diyette kısıtlanan besin öğeleri ise her biri maksimum “2.5”, minimum “0” olacak şekilde skorlandırılmaktadır. Her kriter için en yüksek puan “10”, en düşük puan ise “0” olarak belirlenmiştir. Bu skala ile diyet kalite indeksi puan skorları 100 üzerinden değerlendirilerek en yüksek skor “100”, en düşük skor ise “0” puan olarak belirlenmiştir.

Gelişmiş ülkelerde diyet kalitesinin ölçümü, hayvansal kaynaklı besinlerden sağlanan enerjinin yüzdesi gibi basit göstergelerden hesaplanabildiği gibi, besin ve besin öğesinin her ikisini de içeren kompleks göstergelerden de oluşabilmektedir.

Diyet kalitesinin ölçülmesi, sağlığın korunması ve hastalıkların önlenmesi üzerinde en önemli etkisi olduğu düşünülen besin öğeleri üzerinde odaklanmayı gerektirmektedir. Toplam diyet kalitesinin ölçülmesindeki metodolojik yaklaşımlardan biri besin bileşenlerini veya yapıtaşlarını ayırarak basit skor veren bir indeks kullanmaktır.

Diyet kalitesi genel olarak besin öğesi yeterliliğini ifade ettiği için, yaygın olarak diyet kalitesinin ölçümünde “besin öğesi yeterliliği oranı (BYO)” ve “ortalama besin öğesi yeterliliği oranı (OBYO)” kullanılmaktadır. Bu uygulama ilk defa 1972 yılında Madden ve Yolder tarafından geliştirilmiş olup, günümüze kadar gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde diyet kalitesini saptamak amacıyla kullanılmaktadır. Besin öğesi yeterliliği oranı, belirli bir besin öğesi alımının RDA’ya göre önerilen alım oranını ifade etmektedir.

Ortalama besin yeterlilik oranı ise, besin öğesi yeterlilik oranlarının toplamı ile besin öğesi sayısının bölünmesi sonucunda elde edilir. Her bir besin öğesi yeterlilik oranı, düşük oranlarda tüketilen besin öğelerini telafi etmek ve bazı besin öğelerinin yüksek alımını önlemek için RDA’nın % 100’ü olarak alınmaktadır.

Besin öğesine dayalı diğer ölçüm yöntemleri de besinlerin ve diyetlerin besin öğesi yoğunluğuna dayalı besin kalitesini, besin kalite indekslerini ve RDA değerlerinin baz alındığı skorları içeren diğer beslenme indekslerini kapsamaktadır.

Diyet kalitesinin tanımındaki aşırı beslenme ve besin öğesi yetersizliğinin her ikisini de içeren görüşlerin önemini vurgulayan en son yaklaşımlar yeni ölçüm yöntemlerinin geliştirilmesine neden olmuştur. Bu yeni metotlar, beslenme rehberinin yağdan gelen enerji yüzdesi, çoklu doymamış yağ asitlerinin doymuş yağ asitlerine oranı, diyet posası, kolesterol ve alkol alımına ilişkin önerilerini içerir.

Bu indeks;
1. diyette yağdan gelen enerji % 30’un altında olmalıdır,
2. doymuş yağdan gelen enerji % 10’un altında olmalıdır,
3. kolesterol 300 mg/gün’den az olmalıdır,
4. sodyum 2400 mg/gün’den az olmalıdır,
5. karbonhidratlardan gelen enerji % 50’den fazla olmalıdır
gibi aynı ağırlığa sahip beş besin öğesini içermektedir.

Bu indeks daha önce geliştirilen 15 puanlık diyet kalite indeksinin basitleştirilmiş halidir. Benzer bir yaklaşım, Hollanda’da geliştirilmiştir ve Hollanda’ya özgü beslenme rehberinin sağlıklı diyet için beş-puan skalasını içeren güncel önerilerini içermektedir.

Bu indeks ise;
1. diyette yağdan gelen enerji % 15-30 arasında olmalıdır,
2. doymuş yağdan gelen enerji % 10’un altında olmalıdır,
3. çoklu doymamış yağ asitleri % 6-10 arasında olmalıdır,
4. kolesterol 300 mg/gün’den az olmalıdır,
5. karbonhidratlardan gelen enerji % 50-70 arasında olmalıdır,
6. toplam posa 25 g/gün’den fazla olmalıdır,
7. basit şekerlerden gelen enerji % 10’un altında olmalıdır,
8. proteinden gelen enerji % 10-15 arasında olmalıdır,
şeklinde oluşturulmuştur. Her bir kriter sağlandığı taktirde 1 puan verilmiştir. Bu skalada 0 en düşük, 8 ise en yüksek kaliteyi göstermektedir.

Diyet kalite indeksi 1-4 arasında sınıflandırılmıştır. En düşük kategori, en düşük kalitede diyeti gösterirken, en yüksek kategori, en yüksek kalitedeki diyeti temsil etmektedir.

En son çalışmalar ile, Avrupa ve Amerika’da hem besin öğesi ihtiyaçları hem de spesifik besin öğesi ve farklı besin gruplarının günlük alım miktarları dikkate alınarak oluşturulan yeni diyet kalitesi ölçüm araçları oluşturulmuştur.

Bu diyet kalitesi ölçüm araçları;
*Kennedy vd. (1995) tarafından 1995’te geliştirilen “Sağlıklı Yeme İndeksi (SYI=HEI)”,
*Haines vd. (1999) tarafından geliştirilen “Geliştirilmiş Diyet Kalite İndeksi”,
*Haveman-Nies vd. tarafından 2001’de geliştirilen “Sağlıklı Diyet Göstergesi” ile “Akdeniz Diyeti Skoru” ve
*Huijbregts vd. (1997) tarafından geliştirilen “Sağlıklı Diyet Göstergesi” dir.

Bu skorlardan sağlıklı yeme indeksi en çok tercih edilen diyet kalitesi ölçüm yöntemlerindendir. Bu indeks de aynı diyet kalite indeksi gibi RDA’nın günlük besin ve besin öğeleri tüketim önerileri doğrultusunda geliştirilmiş bir ölçüm aracıdır.
Sağlıklı yeme indeksi (SYİ); toplam yağ, doymuş yağ, diyet kolesterolü, meyve, sebze, tahıl, süt, et, sodyum ve besin çeşitliliği olmak üzere 10 kriterden oluşmuş; her kriter 0-5-10 olmak üzere skorlandırılmıştır.
Her kriter için en yüksek puan 10, en düşük puan ise 0 olarak belirlenmiştir. Bu skalada da diyet kalite indeksinde olduğu gibi puan skorları 100 üzerinden değerlendirilerek en yüksek skor 100, en düşük skor ise 0 puan olarak belirlenmiştir.

Haveman-Nies vd. (2001) tarafından geliştirilen Akdeniz diyeti skoru da diyet kalitesini belirleme de çok sık kullanılan bir yöntemdir. Besin grupları iki gruba ayrılmıştır.

Yararlı besin grupları; sebzeler, baklagiller, meyve ve yemişler, tahıllar iken zararlı besin grupları; et ve kümes hayvanları, süt ürünleri, alkol olarak sıralanmıştır. Ortalama altı ve ortalama üstü olarak puanlandırma yapılan skorlamada her kriter için en yüksek puan 9, en düşük puan ise 0 olarak belirlenmiştir.

Gelişmekte olan ülkelerde de, diyet kalite indeksi genellikle besin öğesi yeterliliği ile aynı anlamda ifade edilmektedir. Dolayısıyla araştırmacılar diyet kalitesinin ölçümünde besin öğesi yeterliliği oranı ve ortalama besin öğesi yeterliliği oranını kullanmaktadır.

Ancak, WHO/FAO’nun 1996 yılında yayınlanan raporunda, gelişmekte olan ülkelerin, hem besin öğesi eksikliği hem de aşırı beslenme problemlerini içeren diyet kalite ölçümlerini yürürlüğe koymaları gerektiği belirtilmektedir.

Beslenmedeki bu hızlı değişim gelişmekte olan ülkelerde hızlı ekonomik büyümenin ve kentleşmenin bir sonucu olarak kendini göstermektedir. Bu, aynı ülkede hatta aynı evde aşırı ve yetersiz beslenmenin birlikte örülmesi problemini beraberinde getirmektedir. Bu nedenle diyet kalitesinin kavramsallaştırılması gerekmektedir. Bu problem, Çin diyet rehberinde ele alınmıştır. Bu rehber özellikle, besin öğesi yeterliliği, besin çeşitliliği ve sebze, meyve, süt ürünleri ve hayvansal kaynaklı besinlerin tüketiminin artırılmasını ve artan kronik hastalıklar ile ilişkisi olduğu düşünülen bazı besin ve besin öğelerinin tüketiminin azaltılmasını önermektedir.

Türkiye için geliştirilmiş beslenme rehberinde kırmızı yağlı etlerin doymuş yağ ve kolesterol içeriği daha yüksek olduğu için koroner arter hastalığı, diyabet, hipertansiyon gibi hastalıklar ile pozitif korelasyonu olduğu belirtilmiştir. Bu rehber de, bireylerin günlük iki porsiyon yağsız veya yağı azaltılmış süt ve yerine geçen besinler, haftada iki kez balık, posa ihtiyacı için haftada en az iki kez kuru baklagil, günde en az beş porsiyon sebze ya da meyve tüketilmesini önermektedir.

Diyet Kalitesi ile Besin Öğesi Alımı ve Yeterliliği Arasındaki İlişki

Diyet kalite indeksi besin öğelerine dayalıdır. Yüksek diyet kalite indeksinin, gelişmiş besin öğesi alımı ile ilişkili olduğu belirtilmektedir.

Özellikle yüksek diyet kalite indeksinin, düşük miktarda peynir, katı yağ, et ve et ürünleri tüketimi ve yüksek miktarda sebze ve meyve tüketimi ile ilişkili olduğu saptanmıştır. Bu sonuçlar, mevcut besinlerden uygun seçimler ile daha sağlıklı bir diyetin gerçekleştirilmesi hedefiyle tutarlılık göstermektedir.

Patterson vd. (1994), yüksek diyet kalite indeksine sahip bireyler ile düşük diyet kalite indeksine sahip bireyleri karşılaştırmışlar, yüksek kaliteli diyetin;
yağdan gelen enerji yüzdesinin % 18.7,
doymuş yağdan gelen enerji yüzdesinin % 7.2,
kolesterol ve sodyum alımının sırasıyla 341 mg ve 1721 mg daha az,
karbonhidrattan gelen enerjinin % 25.4,
posanın 8.5 g,
karotenlerin 510 retinol eş değeri,
C vitaminin % 16.8,
folik asidin % 65,
demirin % 11,
kalsiyumun % 30,
meyve ve sebze tüketiminin 4.2 porsiyon,
kuru baklagil tüketiminin 1.5 porsiyon daha fazla olduğunu bulmuşlardır.

Hann vd. (2001), yaptıkları benzer çalışmada, sağlıklı diyet indeksi ile besin çeşitliliği arasında güçlü korelasyon saptamışlardır. Özellikle meyve tüketimi ile yüksek diyet kalitesi arasında pozitif ilişki göstermiştir. Bununla beraber sağlıklı diyet indeksi ile enerji alımı arasında orta derecede korelasyon saptanırken; karbonhidrat, posa, folik asit ve C vitamini arasında güçlü ilişki gözlenmiştir. Aynı çalışmada yüksek kaliteli diyet ile likopen dışında tüm karotenlerin plazma konsantrasyonları arasında ilişki kurulurken, plazma kolesterol konsantrasyonu ile bir korelasyon saptanmamıştır.

Diyet kalite indeksi ile besin ve besin öğesi alımı arasında anlamlı korelasyon gözlenirken, BKİ ile de direk olarak ilişki kurulmuştur.

Kennedy vd. (2001), 19 yaş ve üzeri yetişkin bireyler üzerinde yaptıkları çalışmada, yüksek karbonhidrat, düşük yağ oranının diyet kalitesini arttırdığını ve enerji alımını azalttığını belirtirken, bu tip diyetler ile BKİ arasında pozitif ilişki saptamışlardır.

Diyet kalitesinin yaşam tarzı ile de değişiklik gösterdiğini işaret eden Davis vd. (1990), erkeklerin kadınlara göre daha sağlıklı beslendiğini tespit etmiş ve özellikle kadınlarda yüksek BKİ ile düşük diyet kalitesi arasında pozitif korelasyon belirlemişlerdir.

Guo vd. (2004), sağlıklı yeme indeksi ile obezite arasındaki ilişkiyi inceledikleri bir çalışmada; düşük sağlıklı yeme indeksi skorunun yetersiz bir diyetin göstergesi olduğunu belirlemişlerdir. Düşük sağlıklı yeme indeksi skoru ile şişmanlık ve obezite arasında doğrusal bir ilişki olduğunu ortaya çıkarmışlardır.

Maskarine vd. (2000) ise, kadınlarda et tüketiminin BKİ ile doğrusal bir ilişkisi olduğunu belirlemişlerdir.

Hepinize sağlıklı günler diliyorum.

Harun Kelebekoğlu

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Toplam blog
: 18
Toplam yorum
: 4
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 5690
Kayıt tarihi
: 04.10.13
 
 

Üniversite'den itibaren sokakları incelemeye başladım. İnsan tanımak, hikayeleri paylaşmak başl..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster