Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Mart '12

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
287
 

Dünyanın aykırı merkezi: insan

Dünyanın aykırı merkezi: insan
 

Dünyaya Farklı Bakan İnsan


Bir zamanlar dünyadaki diğer tüm toprakların toplamı bile Mezopotamya kadar ürün veremezmiş. Bir ozan "Bütün ırmakları dünyanın, Kızılırmak'tan geçer" demiş. Güç, uygarlık, zenginlik tarihte doğu ile batı arasında gidip gelmiş. 20. yüzyılın tartışılmaz büyüğü ABD yeni yüzyılda yerini koruyamayacakmış. Doğu yükselip yine eski yerini alacak, dünyanın merkezi olacakmış.

ABD Başkanı 3.55 trilyon dolarlık bütçesini Kongre'ye sunarken açığın azaltılması için zengin kesimin vergilerinin artırılacağını söylemiş. Yılda 250.000 dolardan fazla kazanıyormuş yüzde beşlik bu grup. Kalan büyük çoğunluğun, yüzde doksan beşin vergileri düşürülecekmiş. Bütçede 1.75 trilyon dolarlık rekor bir açık olacakmış. Bu rakam ülkenin yıllık hasılasının yüzde on ikisi kadarmış. 2. Dünya Savaşı sonrasındaki en yüksek oranmış.

Avrupa'da da durum iyi görünmüyor. Kriz nedeniyle Fransa'da grevler olmuş. Ekonomide büyük ağırlık taşıyan firmaların iş yerlerinde harekete çok yoğun bir ilgi görülmüş. Günlük yaşam aksamış, ücret düşüklüğü ve işsizliğin protesto edildiği gösterilere 3 milyon kişi katılmış.

Hiç iyi bir şey olmuyor dünyada. Yanlışlıkla olsa bile haber değeri taşımıyor. Yaşanan kötülükler yansıtılınca da her yer çok karanlık görünüyor. Belki bu yüzden magazin ilgi çekiyor. Yaşanan olumsuzlukların arasında farklı bir renk oluyor. Sıradan güzel yaşamları ve olayları haber düzeyine çıkararak herkese gösteriyor.

Olup bitenlerin anlamı ne? 3 trilyon dolardan fazla bir bütçe... Bu sayı üç ve yanındaki on iki sıfırdan farklı bir değer taşıyor mu? Dünyada 6 milyar insan olsa, ABD bütçesi onlara eşit olarak paylaştırılsa, her birine 500 dolar verilebilecek demek.

Dünya Bankası 2008 sınıflamasında kişi başına 975 doların altında geliri olan ülkeleri düşük, 976-3855 arasını alt orta, 3856-11905 arasını üst orta, 11906 ve üstünü yüksek gelir sahibi olarak kabul ediyormuş. Dünyadaki ortalama yıllık gelir 8613 dolarmış.

Dünyadaki ortalama yıllık gelir 9000 dolar olsa aylık 750 dolara karşılık gelecekti. Bu para eşit dağılsa, milyarlarca insan daha iyi koşullarda yaşayabilecekti.

Günde 1 dolardan az bir gelirle kimse kaderine terk edilmeyecekti.

Ama yoksulluk, açlık ve nüfus arttıkça yüksek gelirlilerin diğerlerini anlaması zorlaştı. Ayrı bir dünyada yaşamaya, duvarları yükseltmeye başladılar.

Geçmişte insanlara yardım etmek isteyen aydınlar, solcular, politikacılar vardı.

Artık ayrı bir dünyada yaşayan ve bunu sürdürmek isteyen aydınlar, kimin için ve nereye varmaya çalıştığını bilmeyen solcular, politikayı insanların sorunlarını çözme değil, kazanç sağlama aracı olarak gören politikacılar var. Bu durum değişebilir mi? Ekonomi olmayan dibe vurup çarklar durduğunda yağmalanacak kaynak kalmayacak. O zaman gerçekten iş yapacak, sorun çözecek insanlara büyük görevler düşecek.

Kaynaklar tükeniyor, ekonominin yakıtı kalmıyor. İnsanların da suyu...

Dünya Su Forumu'na katılan 52 ülkenin belediye başkanları ve yerel otoriteleri "İstanbul Su Mutabakatı"nı imzalamış. Küresel değişimlere karşı kentsel su yönetiminde ortak bir taahhüt verme çağrısı yapılmış.

Türk dış politikasındaki yeni eğilimin ABD ile yakınlaşma ve AB ile soğuma yönünde olduğu söyleniyor. ABD'nin Türkiye'yi üye olarak kabul etmesi için yaptığı çağrıya AB'den derhal sert yanıt gelmiş. Fransa buna AB ülkelerinin karar vereceğini söylemiş. Almanya tam üyeliğe karşı çıkıp imtiyazlı statü argümanına vurgu yapmış. Türkiye'nin NATO'daki itirazları, İslam dünyasının sözcüsü veya savunucusu izlenimini veren bir tarzda hareket etmesi birçok ülkeyi rahatsız etmiş.

Ahmet Altan, "Dünya, insanlık tarihinin en büyük kırılma noktasından geçiyor. İnsanoğlunun bedeniyle çalışma dönemi bitiyor. İşçilik bitiyor ama henüz yerine ne konulacağı bilinmiyor. İşsizlik yeryüzünde artıyor. İşçilerin var olduğu bir hayata göre hazırlanmış insanlar, bu yeni dönemde ne yapacaklarını şaşırıyorlar. Para sahipleri ne yapacaklarını bilmiyorlar. Amerika'da patlayan, oradan da dünyaya yayılan kriz para sahiplerinin paralarını bu yeniçağda kullanmayı becerememesinden kaynaklandı." diye yazmış. "Bizde ne yazık ki bunu becerebilecek derinlikli sol kadrolar yok. Marksist felsefeyi özümsemiş, Marksist bir bakış açısıyla liberal bir ekonomi anlayışını biraraya getirmeye çalışacak, ekonomiye insani boyut katacak bir örgüt bulunmuyor burada. 21. yüzyılın solu hala yok. Sol hala 20. yüzyıl jargonuyla konuşmaya devam ediyor. Bu yeni yüzyılda ne yapacağız? İşini kaybeden emek'e nasıl bir yer bulacağız. İnsanları bu yeni çağa ve yeni hayata nasıl hazırlayacağız?" demiş.

Kapitalizmin kuramlarıyla Marksizm'in ortak bir yanı mı var?

Kazançlar ancak sınıflarla mı yaşam bulabiliyor? Gelişmemiş ülkelerde farklı bir sistem mi var? "Çarpıkalizm" diyebilir miyiz buna? Adı ne olursa olsun her yaklaşım, insanın davranışlarını çıkarlarının belirlediği gerçeğinden yola çıkmıyor mu?

Felsefede maddenin ve bilincin önceliği hep tartışılmıştır. Önemli olabilir, buna göre dünyaya bakışınız değişebilir. Bilinç önde deseniz de dünyaya yön vermek için maddeyi kullanırsınız gerçi, Tanrı adına haçlı seferlerine, cihada gidersiniz. Topraktan alınan cevheri işleyip parlatılmış kılıçlarla ya da ölüm kusan bombalarla savaşırsınız. İnsanın ruhuna inansanız bile onu ele geçirmek için bedenini öldürürsünüz.

Ama belki de artık başka biçimde sormak gerek soruyu. İnsan mı önde gelir, yoksa yapmak istedikleri mi? İnsana saygınız yoksa yapmak istediklerinizin bir anlamı kalır mı? Hoşgörüden çok söz ediliyor, kim kime karşı hoşgörülü?

Yapmak istediği ne olursa olsun belirli bir savla öne çıkan kişilere sorulacak soru "Kimin için?" olmalı.

"İnsan için!" diyorsa onunla tartışılabilir, konuşulabilir, ortak bir noktaya varmak için çaba harcanabilir. Ama "İnancım, ideallerim, büyük hedefler!" diyorsa ayrı bir dünyadadır. Asla başkalarına yaklaşamayabilir. Onunla yapılacak tüm tartışmalar derin bir kuyuya düşüp kaybolabilir.

Elbette "İnsan için!" diyen herkes de hemen anlaşamaz. Hangi insan, zenginler mi, yoksullar mı, inananlar mı, maddeciler mi, gelişmişler mi, çevredekiler mi, gençler mi, yaşlılar mı, hepsi mi, hepsi birden olabilir mi? Kimin sizin için önemli olduğuna bağlı olarak çok değişik görüşleriniz olabilir.

Ama tartışabilirsiniz. Biri için iyi olanın bir başkası için kötü olabileceğini anlatma şansınız olabilir. Sanki dünya işleriyle hiç ilgisi yokmuş gibi görünüp yüce inançlar adına tüm zenginlikleri paylaşmaya kalkanlarla hangi zeminde tartışılabilir. Bir zemin bulunabilir mi? Yoksa geriye yalnızca intihar bombacıları, karşı tarafı yok etmek dışında varlık nedeni kalmayan öfkeli ordular, gizli güçler mi kalır?

ABD eski başkanı İncil'le konuşurmuş. Yenisi tüm kutsal kitaplara atıf yapıyormuş. Siyasi bir konuşma metnine yoğun dini içerik eklenmesi diyalog zeminini dinin, yani kaçınılmak istenenin zeminine taşıyormuş.

Din ne kadar kavganın dışında tutulursa, ne kadar dünyevi bir dil kurulursa  o kadar iyi olurmuş.

FAO açıklama yapmış. Dünyada 1 milyar insanın aç olduğunu söylemiş. Asya Pasifik bölgesinde 642 milyon, Sahraaltı Afrika'da 265 milyon insan açlık sınırının altındaymış.

ABD'de kredi borcunu ödeyememe sorununun sürmesi nedeniyle 9 banka daha kapatılınca bu yıl kapatılan banka sayısı 115'e çıkmış. Federal Mevduat Sigorta Fonu (FDIC) US Bancorp'a bağlı U.S.Bank'ın kapatılan bankaların varlıklarının çoğunu ve mevduatlarını üstleneceğini açıklamış. Maliyet 2.5 milyar doları buluyormuş.

Yeni başkandan ümit azalmış. ABD'de yapılan bir kamuoyu araştırmasına göre seçilmesinden bir yıl sonra ırklar arası ilişkilerdeki sorunların çözümüne yönelik beklenti düşmüş.

Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin savaş suçlusu ilan ederek hakkında tutuklama emri çıkardığı bir liderin İstanbul'da toplantıya katılacak olması tartışma yaratmış. Avrupa Birliği, Ankara'ya ilettiği mektupla tepki göstererek "AB'nin dış politikasıyla aynı çerçevede davranma" taahhüdünü hatırlatmış. "Bu bir ikili ziyaret değil, çok taraflı ziyaretler. Kim karışır ki, ne karışır ki!" yanıtı verilmiş.

Bir köşe yazısına göre bu kişi bir diktatörmüş, 300 bin kişinin ölümünden sorumluymuş. İki milyon kişiyi köyünden kovalamış. Askerleri küçücük çocuklara bile tecavüz etmiş. Yazar, "Yapan Radikal İslamcı olunca katliamlar insanlık suçu sayılmıyor mu?" diye sormuş.

Nasıl bir dünyada yaşıyoruz? Artık Dicle, Fırat, Mezopotamya dünyanın merkezi değil. Dünyanın bütün ırmakları Kızılırmak'tan geçmiyor.

Bir zamanlar doğunun gizeminde saklı olan uygarlık, önce batının aydınlanmasıyla yükselmiş. Sonraları kazanç hırslarıyla körelmiş. Şimdi yeniden yükselen Çin, ABD ve AB dünyasındaki sert ekonomik sorunlar, Bağımsız Devletler Topluluğu'nun gücünün artması belki yeni ve farklı bir dönemi açıyor.

Dünyanın merkezi on yıl sonra neresi olacak? Yirmi, otuz yıl sonra?

İnsanın seçimi belirleyecek sonucu. Bizler de insanız ama trendeki yolcular gibiyiz. Oysa insanlık treninin lokomotifinde yalnızca birkaç kişi var. Enerjiyi sağlayan nükleer reaktörün düğmesine basma yetkisini elinde tutanlar...

Tüm bu olup bitenler, küçük küçük gelişmeler, aydınlıklar ve karanlıklar dünyayı nereye götürüyor?

Kendimizi trenin vagonlarındaki yolculardan biri olarak gördüğümüz sürece, "Rayların döşendiği yönlerden birinde, öndekilerin seçtiği yöne!" demek en gerçekçi yanıt oluyor.

Peki lokomotife geçme şansımız var mı?

(Geçmiş Yazılardan İzler)

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 72
Toplam yorum
: 18
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 240
Kayıt tarihi
: 08.01.12
 
 

1958 doğumlu. Mühendislik eğitimi aldı. Teknik alanda çalışırken kültürel konulara ilgisini sürdü..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster