Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Şubat '12

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
603
 

Eğitimin Kesintili Hali: 4+4+4

Eğitimin Kesintili Hali: 4+4+4
 

Eğitim sistemimizde güncel olan bir konu üzerinde görüşlerimizi açıklamakta azami fayda olduğunu düşünerek, görüş beyan edelim istedik. Mevcut haliyle eğitim sistemimiz okulöncesi eğitim, ilköğretim, ortaöğretim, yükseköğretim ve lisansüstü eğitimden oluşmaktadır. İlköğretim ise 8 yıl olup, kesintisizdir ve de zorunludur. Yeni bir kanun teklifi ile ilköğretimin kesintisiz olmasına son verilerek 8 yıl olan süre 4+4 şeklinde düzenlenmekte ve zorunlu öğretim süresi de, 8 yıl olan zorunlu sürenin üzerine 4 yıl daha eklenerek 12 yıla çıkarılmaktadır.  İlköğretimin 4+4 şeklinde düzenlenmesiyle, dördüncü sınıftan sonra çocuklara ister meslek lisesine, isterse okuldan ayrılıp açıköğretime gitme hakkı da verilmek istenmektedir. Zorunlu eğitimin süresinin 12 yıla çıkarılmak istenmesi oldukça olumlu bir gelişmedir. Zaten bu gelişme er ya da geç, yapılması gereken bir düzenleme olarak karşımıza çıkması muhtemeldir. Günümüz toplum hayatı, daha fazla donanımlı bireylerin yetiştirilmesini zorunlu kılmaktadır. Bu bireyleri ise, doğal olarak okullarda yetiştirmekteyiz. Ancak, ilköğretimin kesintili olmasına ve daha dördüncü sınıftan sonra çocuklara, okuldan ayrılıp açıköğretime gitme izninin verilmesi üzerinde biraz durmak gerekir.

İlköğretimde böyle bir düzenlemeye giderken öne sürülen kanun gerekçesi felsefi bir temele dayanıyor mu; ülkemizin hangi gerçeklerinden yola çıkılarak böylesi bir düzenlemeye kalkışıldı, merak konusudur. En son söylenecek sözü hemen baştan söylemek ne kadar doğru olur bilemiyorum ama, temel eğitim bölünmemelidir ve kesintisiz olmalıdır. Temel eğitim, her vatandaşın asgari düzeyde sahip olması gereken becerileri kazandırmak için vardır. Her vatandaşın bu eğitimden olabildiğince yararlanması, vatandaşlık becerileri açısından ortak bilgi ve becerilerle donatılması gerekir. Devletler, eğitim sistemlerini, okulları bunun için kurarlar. Temel eğitimin kesintili olması demek, şimdi getirilmek istenen düzenlemeye göre söylenecek olursa, dördüncü sınıftan sonra, vatandaşlık becerilerinin önüne meslekî becerilerinin konulması anlamına gelecektir. 10 yaşındaki bir çocuğun eline kalem, flüt, çekiç, ingiliz anahtarı, makastan hangisinin yakışacağını karar vermek anlamına gelen bir uygulamadan söz ediyoruz aslında.

Düzenlemeye gerekçe olarak, eğitim sistemimizin katı bir yapıda olduğu, farklı eğitim almak isteyenlere imkân tanımadığı; çağdaş dünyada eğitimin, öğrencilerin yaş gruplarına ve fiziksel özelliklerine göre kademelendirildiği; kesintisiz eğitim nedeniyle pek çok köy okulunun işlevsiz kaldığı; taşımalı eğitim nedeniyle uzun süren okul yollarına kız çocuklarının gönderilmek istenmediği ve kız çocuklarının okullaşmasında sıkıntı yaşandığı; eğitimin kesintisiz olması nedeniyle meslekî eğitime darbe vurduğu; insanları, yararlı ve üretken olabilecekleri meslek dallarına küçük yaşlardan itibaren yöneltmek ve onlara bu anlamda gerekli eğitimi küçük yaşlardan itibaren vermek gerektiği; 14 yaşına kadar hiçbir meslek dalına yönelik temel ve hazırlayıcı eğitim almamış bir öğrencinin bu yaştan sonra yapılacak yöneltme ve yönlendirmeler sonucunda alacağı meslekî eğitimin, istenen kaliteyi sağlamayacağı; AB ülkelerinde ortaöğretim içerisinde meslekî eğitim oranı % 60 iken, ülkemizde hâlâ % 44 olduğu, bunun arttırılması gerektiği; eğitimin kesintisiz olması nedeniyle çok değişik yaş gruplarının bir arada bulunmasının da sakınca doğurabildiği belirtilmektedir.

Kanun teklifinin gerekçelerinin üzerinde durulacak olursa, meslekî eğitim oranı açısından almamız gereken yol olduğu söylenebilir, bu tespit doğrudur. Ancak, meslekî eğitimin yeterince gelişememiş olmasının nedenini, bu eğitimin 14 yaşından sonra başlamasına bağlamak, doğru olmayabilir. Öncelikle şunu söylemek gerekir ki, meslek okullarımız, akademik açıdan yeterince başarılı olamamış öğrencilerin devam ettiği bir okul türü olarak karşımıza çıkmaktadır. Hali hazırdaki meslekî yönlendirme sistemimiz ve meslekî eğitimimiz, öğrencilerin yetenek ve ilgilerinden dolayı devam edilen bir okul türü olmayıp, başarısız öğrencilerin çoğunlukla gitmeye zorunlu oldukları ve okula vardıklarında da, mevcut bölümlerden birini seçmek durumunda kaldıkları bir gerçeklikten ibarettir. Aynı zamanda, meslek liselerine devam eden öğrencilerin bu okulları seçmelerinde ailelerinin baskın rolü olduğunu gösteren çok sayıda araştırma vardır. Ailelerinin çocuklarıyla ilgili tercihlerini belirleyen etken ise, “üniversiteye gidemeyecek, sanat öğrensin bari” diyerek yapılan bir okul seçiminden öteye gidememektedir. Dolayısıyla ilgi ve yetenekten dolayı gidilen bir okul türünden değil, başarısız öğrencilerin toplandığı bir okul türü şeklinde algılanan meslekî eğitimden bahsediyoruz.

Meslekî eğitimin gelişememesindeki diğer önemli bir etken, okul ile sanayi arasında doğru ve sıkı bir bağ kuramamış olmamızdan kaynaklanmaktadır. Meslek okullarında verdiğimiz eğitimin, bir fabrikada, bir atölyede, bir büroda kullanılma oranı çok fazla değildir. Verilen eğitim ile yapılan iş arasındaki uyum, oldukça azdır. Doğal olarak, meslek okullarından mezun olan gençlerimizin iş dünyası tarafından hemen işe alınmak için dört gözle beklendiklerini söyleyemiyoruz (Bu konularda oldukça iyi durumda olan ve sayılan problemleri aşmış örnek okulların olduğunu belirtmekte yarar var). Bunun gibi nedenlerden kaynaklanan bir gelişme sorununu, meslekî ayrışmayı daha alt sınıflara çekerek çözmeye çalışmak, çok ciddi bir iddia olarak görünmektedir.

Meslekî eğitimle ilgili karar alıcıların ve planlamacıların şunu gözardı etmemesi gerekir diye düşünürüm: İşgücü piyasasındaki değişim, sanayi kesiminin giderek azalmakta, hizmet kesiminin ise giderek çoğalmakta olduğunu göstermektedir. Sanayi kesiminde ihtiyaç duyulan eleman sayısı azalma eğilimindedir. Sanayinin ürettiği ürünlerin tüketiciye sunulması, satış sonrası tüketiciye verilecek hizmetler, en az ürünün üretilmesi kadar önem kazanmış durumdadır. Bir arabanın yapımında yüz işçi çalışırken, arabanın satışından sonraki alanlarda çok daha fazla eleman çalışmaktadır. Hal böyle olunca, daha özel uzmanlık isteyen alan eğitimlerine olan ihtiyaç azalırken, daha esnek, hizmetler arası geçişlerin daha çok yaşandığı bir istihdam şekliyle karşı karşıya kaldığımız söylenebilir. Ayrıca, mezuniyet ile yapılan iş arasındaki uyum da her geçen gün azalmaktadır. İnsanların mezun oldukları okul türlerine uygun işe girme oranları % 20'lere kadar düşmüştür. Bunun anlamı; meslekî eğitimin niteliğinin arttırılması için, daha erken değil, ama daha esnek bir meslek eğitimi yapısının kurulmasının zorunlu olduğudur. Çocuklarımıza, bir işi değil, bir çok işi yapabilir beceriyi kazandırmalıyız. Yapılmak istenen düzenleme ise, meslekî eğitimde yeni gelişmeler ve işgücü piyasasındaki bu değişime de aykırı bir düzenleme olarak görünmektedir. “10 yaşındaki bir çocuğun eline kalem mi verelim, keser mi verelim” tartışması, yapılmaması gereken bir tartışma olmalıdır.

Kesintisiz eğitimin meslek liselerine darbe vurduğu gerekçesine gelince: Aşağıdaki tabloda 1994/95 yılından bu güne kadar ortaöğretimdeki öğrenci sayılarının gelişimi verilmiştir. Tabloya bakıldığında, genel ortaöğretim ile meslekî-teknik ortaöğretimdeki okullaşma oranının 1998/99 öğretim yılından itibaren belirli bir oranda azaldığı; günümüzde ise, aradaki on yıllık bir süredeki değişimin dışında eski halini koruduğu görülmektedir. Meslekî ve teknik eğitimdeki okullaşma oranının, 1998-2008  yılları arasındaki on yıllık sürede öncelikle düşüşe geçmesinin, son dört yılda tekrar yükselişe geçmesinin nedeni, yükseköğreime geçişteki katsayı uygulamasına bağlanabilir; kesintisiz eğitime geçilmiş olmasıyla ilişkili bir durum değildir. Son üç yıldaki oran ise, meslekî teknik eğitimin okullaşma oranının doğal sınırına yaklaşıldığına işaret sayılabilir. Mevcut haliyle mesleki eğitime daha fazla öğrenci çekebilmemiz zor görünmektedir. Dolayısıyla, kesintisiz eğitimin meslekî teknik eğitime darbe vurduğunu söylemek, çok gerçekçi bir gerekçe gibi durmamaktadır.

 

Eğitimde 4+4+4 düzenlemesi, yine bakanlık tarafından eğitim sistemimizde yapılan yakın zamandaki düzenlemelere de ters düşmektedir: Ülkemizin de katıldığı PISA, TIMMS gibi uluslararası ölçme-değerlendirme sınavlarında aldığımız olumsuz sonuçlar, öncelikle ilköğretim programımızın, sonra da ortaöğretim programımızın baştan aşağı yeniden düzenlenmesine neden olmuştur. İlköğretim programı hafifletilmiş, birinci kademe ile ikinci kademe programlarının sürekliliğini ve bütünlüğünü sağlayacak şekilde yeniden düzenlenmiş ve ortaöğretim programıyla da belirli bir oranda bütünlük sağlanmaya çalışılmıştır. Özellikle yenilenen ilköğretim programıyla, öğrencilerin kendi öğrenmelerinde daha aktif olmalarını sağlayacak bir felsefe ve yapı benimsenmiştir. Sınıf içindeki öğretim etkinlikleri de, etkinlik temelli bir yapıya dönüştürülmeye çalışılmıştır.  Bu düzenlemelerle öğrencinin zihinsel ve akademik performansının öncelikli olarak ele alındığı söylenebilir. Bunlara ek olarak, hangi okul olursa olsun tüm lise birinci sınıfların programı büyük ölçüde benzeştirilerek, okullar arasındaki geçişlere daha fazla olanak sağlanmış ve dolayısıyla meslek ve bölümle ilgili seçimler bir yıl daha ertelenmiştir. Bu düzenlemeler ortada dururken, getirilmek istenen 4+4+4 sistemi, yine bakanlığın kendisi tarafından yapılan ve yukarıda saydığımız düzenlemelerin yok sayıldığı ya da inkâr edildiği şeklinde algılanmaya müsaittir. Tüm vatandaşların asgari düzeyde sahip olmaları gereken zihinsel ve akademik performansın önüne, meslek seçimiyle ilgili kaygılar ve uygulamalar getirilmiş olmaktadır. Kendisiyle çelişen bir eğitim uygulamalarıyla karşı karşıya olduğumuz söylenebilir.

4+4+4 düzenlemesiyle ilköğretim okullarının, ilköğretim birinci kademe ve ilköğretim ikinci kademelerden oluşacağı, istisnaî olarak ilköğretim birinci ve ikinci kademelerin birlikte de kurulabileceği öngörülmektedir. Dolayısıyla meslek liselerinin ortaokul kısımları açılacak ve bu ortaokullar, meslek liselerinin bünyesinde olacaktır. Meslekî eğitimin geliştirilmesi amacıyla dördüncü sınıfı bitirenlerin çırak olarak eğitilebilmelerine de olanak sağlanmıştır. Ayrıca, dördüncü sınıfı bitirenlerin açıköğretim yoluyla eğitimlerini sürdürmenin yolu açılmıştır. Beşinci sınıfta, bir mesleğe ilgisi var diyerek o mesleğin öğretildiği liseye gönderdiğimiz her yüz çocuğun 90’ı, yeteneği olsun ya da olmasın, ister istemez o mesleğin havasına girecektir. Eğitim kurumları, okullar böyledir: Bir çocuğu spor lisesine koyarsanız, sporcu olur; elektrik lisesine koyarsanız, elektrikçi olur; fen lisesine koyarsanız, fenci olur; sağlık lisesine koyarsanız sağlıkçı olur; simit lisesine koyarsanız da simitçi olur. Farklı ilgi ve yetenek derslerinin bir ilköğretim bünyesinde verilip, meslekî ilginin ortaya çıkmasından sonra öğrenciyi o mesleğin verildiği okula göndermek vardır; bir de, meslekî ilginin ortaya çıkmasını v e ilk uygulamaları, o mesleğin verildiği okul çatısı altında vermek vardır ki, bu son durum, öğrenciyi o mesleğe mecbur kılmaktan öte bir anlam taşımaz.

Ayrıca, dördüncü sınıfı yeni bitirecek 10 yaşındaki bir çocuğa, “Sen istersen artık okulu bırakıp açıköğretime devam edebilirsin.” demek ise, başlı başına ibretlik bir kanun teklifinin konusu sayılabilir. Dünyadaki hangi eğitim sitemi, 10 yaşındaki bir çocuğun okuluna devam edemeyip açıköğretime gidebilmesine izin verir, iyice araştırmak gerekir. Bu çocuğa, “İstersen şimdi ip atlamayı bırak, arkadaşlarının oyuncaklarını da kendilerine ver, seni açıköğretime gönderiyoruz.” dediğimizde, yüzündeki ifadeyi görmek isteyen kaç kişi olabilir? Biz nasıl bir okul yaratmışız ki, 10 yaşındaki çocuğa artık bu okula devam edemeyeceğini söyleyebilecek hadde getirmişiz. Beşinci sınıfta uzay bilimleri ya da uçak mühendisliği mi öğretir olduk da, herkesin bu sınıflarda okumasını istemiyoruz, ya da herkes bu sınıfları okuyabilecek zekâya sahip değildir? Burası ilköğretimdir, temel eğitimdir, eğitimin temelidir ve bir vatandaşta nelerin olmasını istiyorsak, onları vereceğimiz eğitim kademesidir. Çocuklarımızı ne çabuk harcayıveriyoruz; haklarında verdiğimiz kararlar ne kadar katı ve keskin. 10 yaşındaki bir çocuğun yeri, arkadaşlarının yanı olmalıdır. Eğer kötülük üzerine kurgulanmadıysa ve kasıtlı olarak kötü niyetli kişilerin ellerine bırakılmadıysa, en kötü okul bile, okulsuzluktan ve açıköğretimden iyidir. 10 yaş ile açıköğretim kelimelerinin yan yana kullanılması dahi, başlı başına patolojik bir durumdur.

Meslekî yönlendirmeye erken başlanması konusunda ise, mevcut haliyle eğitim sistemimiz, bırakın bir mesleğin ön ipuçlarının öğrencide varolup olmadığını ortaya çıkarmayı, çocuğu psikolojik ve sosyal açıdan geliştirecek, akademik becerilerini dahi ortaya çıkaracak durumda değildir. Ağırlıklı olarak, dört duvar arasında anlatıma dayanan bir metotla öğrencileri sınava hazırlamaya çalışan bir sistem söz konusudur. Okullarımızın çoğunda spor salonu, resim müzik odaları, iş atölyeleri yoktur. Çocuklarımız, bir müzik aletine dokunmadan okuldan mezun olmaktadırlar. Laboratuvarda kan hücresini mikroskopla inceleyen, yağlı boya ile tuvale resim yapan, dekupajla tahtaya şekil veren kaç öğrenci tanıdınız? Hangimizin çocuğu, eline mikrofon alarak sahneye çıktığında, kendinden emin bir şekilde, eli ayağına dolaşmadan kendi yazdığı bir şiiri okuyabilir? Ve biz büyükler, çocuklarımıza bu eğitim olanaklarını sunmadan nasıl bir hakla daha on yaşındayken onlardan mesleklerini seçmelerini, ya da mesleklerini seçmeye hazır olmalarını isteyebiliriz? Bu uygulamayı yapan başka ülkeler bulunabilir. Daha doğrusu, herkes niyetine göre örnek alabileceği ülkeler bulabilir. Her ülke kendi gerçeklerine göre elbette eğitimini düzenleyecektir. Ancak, bizim eğitim sistemimizin kendine özgü sorunları çözmek öncelikli hedefimiz olması gerekir. Ülkemizde, köy kent arasında, gecekondu bölgesi ile şehir merkezi arasında, kız erkek arasında, zengin yoksul arasında eğitim eşitsizlikleri ağırlıklı olarak kendini hissettirmektedir. Rehberlik ve yönlendirme hizmetinin niteliği ise, her açıdan çok fazla sorgulanmaya açıktır. Bu koşullar altında, dördüncü sınıftaki bir öğrencinin meslekle ilgili tercihi, yetenek ve ilgileri sonucu değil, kaderin cilvesiyle, bir de ailesinin tercihiyle olacaktır. Yine meslek liselerine hep aynı çocuklar gideceklerdir. Dolayısıyla, özellikle temel eğitim aşamasında çocuklarımızın okul tercihlerini ailelerine ve kaderlerine bırakamayacak kadar hassas bir noktada olduğumuzu tekrar düşünmekte yarar olduğu söylenebilir.

İlköğretim düzeyinde farklı yaş gruplarından öğrencilerin aynı çatı altında okumasının olumsuz sonuçlarının olması muhtemeldir. Ancak, lise ile ortaokulları birleştirdiğimizde de aynı sorunlar yaşanacaktır. Her iki durumda da alınması gereken önlemler, mevcut okul yapısı içerisinde ya da yalnızca bu sorunu çözmek üzere düşünülerek bulunabilir. Farklı yaş gruplarını ayrı tutma gerekçesiyle temel eğitimi kesintili yapmak, çok fazla gerçekçi görünmemektedir.

Taşımalı eğitimin kız çocuklarının okullaşmasında bir engel olduğunu söylemek de, oldukça iddialıdır. Son birkaç yıl içerisinde ortaöğretim okullaşma oranını arttırmak için taşımalı sistem uygulamasına geçilmiştir. Özellikle kız çocuklarının okullaşması için bir önceki bakan zamanında bu konu üzerinde önemle durulmuştur. Bunlar, gerek ortaöğretimdeki okullaşma oranını arttırmada gerekse kız çocuklarının okullaşmasını arttırmada yerinde kararlardır. Bu örnekler, problemin, problemin özüne dönük uygulamalarla çözüme kavuşturulmasının daha gerçekçi bir yaklaşım olduğunu yeterince göstermektedir. Dolayısıyla, başta sayılan kanun gerekçelerinin yeterince ikna edici olduğunu söylemek, zordur.

Sonuç olarak, temel eğitimi kendi felsefesi içinde ele almak, kendi ülke gerçeklerimizi iyi değerlendirmek ve öyle düzenlemek mecburiyetindeyiz. Mevcut sistemin işleyişinden kaynaklanan sorunları, sistemin yapısıyla oynayarak çözmek olanaksızdır. Eğitim, devletin asli görevlerinden birisidir ve hükümet politikası olarak değil, devlet politikası olarak ele alınması gerekir: Zorunlu eğitim 12 yıla çıkarılmalıdır; okulöncesi eğitim de zorunlu eğitim kapsamına alınmalıdır; temel eğitim ise, kesintisiz olmalıdır. Tartışarak, en doğruyu bulacağımızı ümit ediyorum. 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 17
Toplam yorum
: 6
Toplam mesaj
: 4
Ort. okunma sayısı
: 3047
Kayıt tarihi
: 09.02.11
 
 

Eğitimciyim. Yaklaşık on yıldır eğitim yöneticiliği yapıyorum. Eğitim yönetimi ve öğretmenlik mes..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster