Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Aralık '08

 
Kategori
Sinema
Okunma Sayısı
1030
 

Filmlerin öyküleri- öykülerin filmleri

Filmlerin öyküleri- öykülerin filmleri
 

Güzel filmin güzel afişi. Ve hep gitmek istediğim Manhattan Köprüsü...


Öykülerin Filmleri

Bir Zamanlar Amerika'da
(Once Upon a Time in America)
(1984)

Bu yazımda size en sevdiğim filmin öyküsünü anlatacağım. Adı zaten başlıkta görünüyor. Umarım anlatırken ve izlerken aldığım zevki, siz de okurken alırsınız.

İlk başta filmin kitaplaşmış öyküsünü anlatayım. Bu öyküyü isterseniz alabilirsiniz de, adı "Yüz Karası" yazarı ise "Harry Grey. Kitabın yazarı yani Harry Grey aslında kahramanın kendisi. Öykü ise bir Otobiyografi'den ibaret. Öykümüz New York'un Lower East Side taraflarında başlıyor. Harry Grey buraya göç etmiş bir yahudi. Tıpkı diğer arkadaşları Şaşı, Büyük Max ve Pat gibi. Burada zar zor geçimii sağlamaya çalışan bu çocukların en fakirleri Max ile Harry Grey. Ama en akıllı olanları yazarımız olan Harry Grey. Bu yüzden arkadaşları ona Hoca diye lakap takmışlar. Biz de bundan sonra kısaca Hoca diyeceiz ona. Bu çocuklar aslında daha okul yıllarında bir bela niteliği taşıyor. Hocaları onların gangster olacaklarını kolayca öngörebiliyorlar. Okul bittikten sonra da bunun doğru olduğu anlaşılıyor. Bu dörtlü suç işlemeye erken yaşta başlıyorlar. Bu sırada kahramanımız olan Hoca da esmer güzeli Dolores'e fena halde kaptırıyor kendini. Ne yazık ki Dolores, bu çocuğa bakmıyor bile. Aradan çok zaman geçmiyor ki bu dörtlü bir soygun sırasında yakalanıyor ve iki kişinin kendini feda etmesi gerekiyor. Tabi bu sırada, daha demin bu dörtlünün içinde saymadığım bir arkadaşlarını kaybediyorlar. Bu fedailer Hoca ve Pat oluyor.

Bu iki arkadaş hapisteyken, Büyük Max de boş durmaz tabi, işleri büyütür ve New York'un suç aleminde etkinleşmeye başlar. Sonunda arkadaşlarr hapisten çıktığında, artık büyük bir işin içindedirler. Büyük elmas soygunlarına ve içki kaçakçılıklarında parmakları vardır. Ayrıca Örgüt adında bir kuruluşa üye olurlar ve bu örgütün silahı konumuna gelirler. Tabi işler bu kadar iyi giderken! bizimkilerin büyük bir sorunu vardır. Bu sorun içki yasağının kaldırılmasıdır. Yani para kaynaklarının tükenmesi. (Amerika'da Prohibition era denilen bu dönem, 1920'den 33'e kadar tam 13 yıl sürmüş ve Mayer Lansky, Al Capone gibi büyük gangsterler için para kaynağı olmuştur. Yine bu dönemin bitmesi onları ceplerinden vurmuştur) Para kaynaklarının tükenmesi bizim gangsterleri yeni bir arayışa iter. İlk fikir megaloman kahramanımız olan Büyük ptron Max'ten gelir. Planı Federal Rezerv Bankası soygunudur. Aklı olan herkesin kolaylıkla anlayabileceği gibi bu plan imkansızdır. Bunu ne yazık ki bir tek Hoca anlar. Bunu engellemek için her şeyi dener Hoca. Ama sanki ilahi bir güç ona karşı koyar ve başarısız olur. Artık tek bir şansı vardır. Arkadaşlarını, plandan önce polise yakalatıp onların hayatını kurtarmak. Ne yazık ki bu planın uygulanışı sırasında polisler arkadaşlarını vurur. Hoca da o an herşeyin bittiğini anlar. Evet herşey bitmiştir. Arkadaşları ölmüştür, mafya peşine düşmüştür... geriye kalan tek şey ekibin ortak parası olan 1 milyon dolardır. Hoca bu parayı bulmak için uğraşır. Ama asla bulamaz. Ve bu ibret verici hikayeyi yazmaya koyulur. Ve bu yüzden çılgına dönmüş bir halde içerken bulunur 1950'lerde. O hem bir gangster hem de yedinci sanatın çok şey borçlu olduğu bir kahramandır. O duygusuz ve akılsız bir serseri değildir. Şimdi bir karmaşa yaratıyım da geçmişe gideyim. Daha demin demiştik ki mafya peşine düşmüştür Hoca'nın. İşte bu sırada onu kurtaran bir çinliydi. (Tabi Şişman Mo adındaki bir arkadaşı da yardım etti ama konu dışına kaçmayayım da siz filmi izleyim tanıyın Mo'yu.)

Bu çinlinin dükkanında esrar içip Hoca herşeyi unutmaya çalışmaktadır. (Belki de kitabın en dramati bölümüydü burası) Başlıktaki ve şaheser niteliği taşıyan film de tam burada başlar. Ve kitabın bazı bölümlerini içine alır. Ama kitabın baş kahramanı ve yazarı olan Harry Grey(Hoca)'in de dediği gibi film tam anlamıyla kitabı yansıtmıyor.

Bunun en önemli örneği filmdeki 60'lı yılların geçtiği bölümler. Bu bölümler tamamen senaristin eklentisi.

Bunları da belirttikten sonra bir kaç bilgi daha vereyim geçen sene filmin özel seri dvdsi çıktı. Ben edindim size de öneririm. Bu seri filmin bütününü içeriyor (229 dakika). Ayrıca yine edinmiş olduğum Ennio Morricone imzalı soundtracki de öneririm. Yazımın sonuna gelirken herkese saygılarımı sunuyorum.
Görüşürüz...

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

bu filmi çok severek belki onlarca defa izledim soundtract ine gelince o ise muazzam yıllardır dinlediğimi söyliyebilirim ancak filmin otobiyografik bir özelliği olduğunu bilmiyordum bu açıdan yazınız için teşekkür ederim elinize sağlık...

engindurgal 
 22.12.2008 7:11
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 3
Toplam yorum
: 2
Toplam mesaj
: 3
Ort. okunma sayısı
: 570
Kayıt tarihi
: 09.12.08
 
 

1992 Ankara doğumluyum ama kendimi "laz" diye tanıtmak hoşuma gidiyor. Sakın deli sanmayın baba tara..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster