Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Kasım '16

 
Kategori
Sağlıklı Yaşam
Okunma Sayısı
99
 

Hepatit C

Hepatit C
 

Postacı adama sarı bir zarf uzattı. Kızılay Kan Merkezi’nden gönderilmişti. Kan bağışı yapmış olduğu için teşekkür edildiğini düşünerek zarfı sevinçle açıp okumaya başladı. 
 
“…. tarihinde verdiğiniz kan örneğinde hepatit C antikoruna rastlanmıştır. Sağlam bir sonuç için merkezimize gelip bir test daha yaptırmanızda fayda vardır. Daha sonra virüsün aktif olup olmadığına baktırmanız gerekebilir”
 
Ensesinden sırtına boncuk boncuk soğuk terler yuvarlandı. “Yok canım, daha neler! Bir karışıklık olmuştur” dedi. Hepatit C denen bu namussuz virüs kan yoluyla geçmiyor mu? Ben hiç kan almadım ki! Yılda iki kez kan bağışı yapıyorum ama oradan bulaşması söz konusu olamaz” diye düşünerek korkusuna karşı direnen bir avuntu kurdu.
 
Ne yazık ki ikinci test sonucu da aynı çıkmıştı. Derhal bir dahiliye uzmanına görünme tavsiyesi alarak evine döndü. Şişman bir adamın ölüsü gibi koltuğa çöktü. Hâlâ inanamıyordu. Tam da emekli olmuşken, yaşamın tadını çıkarmayı hayal ederken... Öylece otura kaldı. Biliyordu; hepatit C ölümcül hasta edebilen bir virüstü. Aşısı ve henüz kesin tedavisi de yoktu.
 
Ertesi gün sigorta hastanesi yerine özel bir sağlık merkezine gitti, çünkü yaşamak için kalan vakit darlığı telaşına kapılmıştı. Özel tıp merkezinde daha itinalı ve hızlı bakılacağını düşünmüştü. Dahiliye uzmanı tahlil sonuçlarına baktıktan sonra adama dönüp rahatsızlığını önemsemesi gerektiğini ancak yapabileceği bir şey olmadığını söyledi. Doktor, Cerrahpaşa’da enfeksiyon hastalıkları uzmanı bir profesörün adını yazdığı kâğıdı uzatırken, “sağlam göründüğüne bakma muhakkak gitmelisin”, dedi.
 
Adam evine girer girmez dolaplarda ne kadar sağlık kitabı varsa önüne yığdı. Bir umut kırıntısı yakalamak için sayfaları karıştırmaya başladı. Bilgilendikçe karamsarlığı da artmaya başladı. Bu virüsün nasıl ve neden aktif hâle geldiği ve hastalığın çoğu insanlarda yavaş seyretmesine karşın bazılarında neden hızla kötüye giderek altı sekiz ay içinde ölümle sonuçlandığı bilinemiyordu.
 
Kitaplarda umduğunu bulamayınca internet sayfalarında aramaya başladı. Interferon diye pahalı bir hormon varmış; tedavide yüzde elli olumlu sonuç veriyormuş. “buna da şükür, yarım umut hiç umuttan iyidir” diye geçirdi düşüncesinden. Umudun en büyüğü ise, alkole bağlı bazı durumlarda yalancı hepatit C oluşabiliyormuş ve alkol alımı bırakıldıktan bir yıl sonra karaciğer kendiliğinden normale dönebilirmiş.
 
“Kesin alkol yüzünden oluşmuş yalancı hepatittir” diye düşündü; ama gene de sabah erken kalkıp Cerrahpaşa’ya gitti. Profesör yoktu. Samsun’a bir tıp kongresine gitmişti. Eve dönmek üzere Çapa’da otobüs durağında beklerken ani bir kararla karşısındaki Çapa Üniversite Hastanesine geçti. Enfeksiyon hastalıkları bölümünde ücretli muayene oldu, tahlil için kan verdi. Muayenede bir belirti bulamayan doktor normal tahlillerin yanı sıra, mikro biyolojide RNA üzerinden test yaptırmasını istedi. Dedi ki, “biraz pahalıdır ama virüsün aktif olup olmadığının kesin sonucunu alırsın”.
 
20 gün sonra gidip RNA test sonucunu aldı. Negatif, yani olumlu idi; ancak doktora gösterdiğinde hepatit-C için RNA üstünden değil de DNA üstünden hepatit-B için test yapıldığı anlaşılmıştı. Doktor, yeniden ücret ödemesin diye ilk tahlil talebinin fotokopisine “hatalı test” notu düşerek mühürleyip imzaladı ve adamı testin yenilenmesi için geri gönderdi.
 
20 gün sonra yeni test sonucunu almaya gitti. Yolda sürekli dua etti, “hiç olmazsa virüs aktif hâle geçmiş olmasın; kendimi yaşamla tanıştırmak için biraz zaman istiyorum; biraz zaman ver Allah’ım…” diye geçirip durdu aklından. Sonuç negatif çıkmıştı. Sevinçle doktoruna çıktı. Belki de hasta bile değildi. Doktor sonuçları adamın hasta kartına işledikten sonra…
 
-Şimdilik her şey yolunda; geçmiş olsun, fakat virüsün içeride uyuduğu kesin. Hastasın, ancak tedavilik değilsin. Öyle kesin iyileştirici özel bir tedavisi de yok zaten; alkolden ve uzun süreli yorgunluklardan kaçınman gerekir. En önemlisi 6 ayda bir hastalığın seyrini kontrol ettirmeye gelmelisin; çünkü virüsün aktif duruma geçebilmesi için bu yeterli bir süredir. Ancak genelde beş on yıldan önce uyanmaz. Hatta 30 yıl sonra aktif duruma geçtiği bile görülmekte. Bir de ultrasonda safra kesende taş olduğu görülüyor. İltihaplı olmadığı için her ne kadar seni rahatsız etmiyor olsa da, uygun bir zamanda aldırmanı tavsiye ederim. İleride sorun çıkartabilir.
 
Ölümün soğuk elinin 6 aylığına ensesinden çekildiğini hisseden adamı çocuksu bir sevinç dalgası kaplamıştı. Hastane büfesine gidip bol hardallı üç sosisli yedi. Hastane bahçesinde bir banka oturup kolasını yudumlarken bir sigara yaktı. Sigarayı bırakmak istiyordu, ama şimdi ölümü düşünüyordu. Elindeki kolanın karası gibi ölüm gerçeğine çarpınca sersemlemişti; hemen ölmeyeceğini öğrendiğinden beri ölümü düşünebiliyordu. Ölümü düşünebiliyorsa hayatı kendine tapulamaya çalışmadan yaşamalıydı. Bu yüzden kalbini ve zihnini parselleyen başarı putalrını kırıp tez kendini azat etmeliydi...
***
(Hepatit C tedavisinde epey başarı sağlanmaya başladı. Özellikle de erken teşhis edilmişlerde. Erken teşhis için de yılda en az bir kez kan bağışı yapmak en ucuz ve kolay yoldur. Aynı zamanda toplumsal faydası yüksektir. Ahret sevabı da cabası... Bağışlanan kanlar bildiğim kadarıyla 11 bulaşıcı hastalık testinden geçiriliyor ve bir şey çıktığında kanı veren kişi uyarılıyor. Hepatit B ciddi siroza dönüşmediyse tedavi edilebiliyor. Fakat en sağlam yolu hepatit B aşısı yaptırmaktır. Ben oldum.)
*
Bilgi Notu: 2018 kontrollerimde öğrendim ki 6 ay aralı tespitlerde birkaç kez üst üste Anti HCV pzitif çıksa bile HCV-RNA saptanamazsa artık kişi taşıyıcı nitelikte bile hepatit C hastası sayılmıyor.
 
Muharrem Soyek

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Önceki bloğunuzu okumuş ve geçmiş olsun dileğimi iletmişken, hemen akabinde bu bloğu yayına almışsınız. Arka arkaya yaşadığınız sağlık problemleriniz için tekrar geçmiş olsun diyorum ve inanıyorum ki geçmiş. Geçerken de bir yandan çok güzel farkındalıklar yaratmış ki böyle duygusal kaleme almışsınız. Şimdi sizin çok beğeniyle okuduğum yazılarınızın arkasındaki bilinci daha net görüyorum. Ölümün soğuk nefesinin ensenizden çekilmesini hissetmenizin ardından, çocuk sevinciyle yediğiniz bol hardallı üç sosisliden aldığınız keyif, bana göre okuyucunun aklında kalması ve hissetmesi gereken en duygusal ve bir o kadar gerçek yönüdür hayatın. Sağlıkla, ailenizle çok uzun yıllar yaşayın. Kola ile sigara olmaz yalnız ! Benim kendime yazdığım reçete Türk kahvesi ile sabah- akşam tok karına 1 adet...:))

Çiğdem Timur 
 17.11.2016 10:59
Cevap :
Dilerim hiç kimse yaşama asılmak için ölüme yaklaşma ihtiyacı duymasın. Ölüme yaklaşan da yaşama sıkı asılsın. Geçmişte kalınca dertler de bir güzelleşiyor ki sormayın. Artık kola ile sigara içmiyorum. Kahve içersem bir sigara yakıyorum. Kahve yoksa bir sigarayı tek başına tüttürüyorum.  17.11.2016 19:50
 

Bir de etkileyici yazmışsın.

Kerim Korkut 
 16.11.2016 13:10
Cevap :
Hepatit C bilgisi ve taşıyıcılara da moral olsun istedim. Ondan dolayı biraz duygusal dil kullanmış olabilirim.  16.11.2016 16:48
 

Gecmis olsun bir yakinimin basindan benzer bir olay gecti. Simdilerde hala uzakdogu agirlikli ucan bir bir pilot. Hala bir pilot kadar saglikli.

Newyorker 
 16.11.2016 12:53
Cevap :
Bir bakıma da iyi bir yaşam dürtüsü hani. Demokles'in kılıcı gibi ölüm gerçeğini hatırlatması iyi bir şey. İnsan yaşantısını daha çok seviyor, insan kusurlarını daha kolay hoşgörebiliyor.  16.11.2016 16:45
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 382
Toplam yorum
: 2803
Toplam mesaj
: 236
Ort. okunma sayısı
: 1383
Kayıt tarihi
: 04.08.08
 
 

Parasız yatılı Darüşşafaka Özel Lisesi'nde iki yılı hazırlık sınıfı olmak üzere yedi buçuk yıl ok..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster