Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

05 Şubat '13

 
Kategori
Bebek - Çocuk
Okunma Sayısı
453
 

Her çocuk bir mucizedir

Her çocuk bir mucizedir
 

Çocuk sahibi olmanın güzelliği, kelimelerin kifayetsiz kaldığı yerde kalbin doruklarında hissedilen bir duygudur. Hayatın özünde üremek ve çoğalmak içgüdüsü vardır. Dünyaya gözlerin açan her çocuk bir mucizenin ağlayan halidir ve o mucizeyi hayat boyu güldürmek, mutlu bir ömür sürmesi için çabalamaktır ebeveyn olmanın adı.

Eskiden biraz cehaletten biraz korunma yöntemlerinin yetersizliğinden, çocuğun güç olarak görülmesinden ve biraz da çocuk büyütmenin kolaylığından olsa gerek çok çocuk yapılırmış. Yaşam şartlarının onca zorluğuna rağmen ortalama on çocuk yapan ve büyüten bir anneye, Azerbaycan hükümetinin yeni başlattığı bir uygulamayla “Kahraman Anne”  adının verilmesi her ne kadar yerinde bir ad olsa da sorun doğurmak ya da büyütmekte değil bizzat yetiştirmektedir. Çocuk büyütmekle çocuk yetiştirmek birbirinden çok farklı iki kavramdır. Çocuk büyütmek bir şekilde aç bırakmamak, yedirip içirmek fiziken büyütmektir. Allah her canlının rızkını verir deyip sürekli doğurmak devri yeni nesil ailelerle kapanmıştır. Allah tabi ki her canlının rızkını verir, karıncadan file, insandan gözle göremediğimiz bakterilere kadar her canlı Yaradan’ın rızkından faydalanır, O kimseyi aç bırakmaz, sadece biz insanlar ancak kardeşimizi sömürerek aç bırakırız. Çocuk yetiştirmekse beslenmeden eğitime, giyimden eğlenceye, kültürel ve duygusal gelişiminden fiziksel gelişimine kadar bir birey yetiştirmenin tüm gereksinimlerini içine almaktadır. İşte bu yüzden zordur artık çocuk yetiştirmek ve aileler bir çocuk yaptıktan sonra ikincisini kardeş olgusu üzerine kurgulayıp üçüncüye bile cesaret edememektedir. Günümüzde ortalama üç çocuk yapmış bir kadın bizim gözümüzde bir kahramandır ve imrenilecek bir yerde durmaktadır. Aslında biraz da kıskanırız cesaret edemediğimiz için. Hayat şartları belki hiçbir zaman kolay olmadı ama günümüzde çocuk yetiştirmek kadının da iş hayatına katılmasıyla daha da zorlaştı. Kadının yeri evidir, kadın dışarıda çalışmamalı, fıtratı çocuk doğurmaya ve büyütmeye göre yaratılmıştır gibisinden söylemler her zaman kadının karşısına çıksa da bunu söyleyen erkek egemen toplum kadına kendi ayakları üstünde durma şansı vermek istemediği gibi şiddetle de bu düşüncesini taçlandırmaktadır.

Başbakan’ın çok çocuk yapın çağrısı ülke nüfus politikaları açısından doğru bir çağrıdır ve günümüzde ancak teşviklerle ve çalışan kadının şartlarının iyileştirilmesiyle düşünülebilecek bir durumdur. Geniş aileden çekirdek aileye dönüşen toplumda, çalışan kadın doğum yapınca çeşitli sıkıntılarla karşılaşmaktadır. Özel sektörde bu sıkıntılar daha fazla hissedilmekte ve kadın çocuğu için çoğu zaman kendi isteğiyle işinden ayrılmakta ya da işveren işine son vermektedir. İşini kaybetmek istemeyen kadın ise yığınla sorunun üstesinden gelmeye çalışmakta iki aylık çocuğunu başka ellere emanet edip bir yandan suçluluk duygusuyla savaşmakta diğer yandan işine odaklanmaya çalışmaktadır. Anneye tanınan hakların gelişmiş ülkelerdeki örnekleri göz önüne alındığında üç çocuktan beş çocuğa çıkan çocuk isteğini hükümetimiz kadınlara sağladığı haklar açısından tekrar gözden geçirip çocuk düşünen kadının ağır çalışma şartlarını hafifletmelidir. Teşvik primlerinin Avrupa’daki örnekleri incelendiğinde kadının ve çocuğun asla mağdur edilmediğini göreceksiniz. Örneğin Fransa’da altı yaşına kadar kreş hizmeti bedava verilmektedir. Bizde de anne çalışıyorsa aldığı para evdeki bakıcıya ya da kreş parasına ancak yetmektedir. Almanya’da aylık, çocuk başına ilk iki çocuk için 184 euro, üçüncü çocuk için ise 190 euro, sonraki her çocuk için 215 euro çocuk yardımı yapılmaktadır.

Yaş ortalamasının ilk defa 30’u geçmesinin verdiği panikle hükümetimiz çocuk teşvikiyle ilgili düzenlemeler üzerinde çalışmaya başladı. Her evli çift elbet çocuk düşünür, o mucizeyi yaşamak ister. Şartların iyileştirilmesi durumunda insanların cesareti artacak ve gönüllü çocuk yapmak isteyeceklerdir. Umuyorum ki bu düzenlemelerle, yirmi günlükken annesinin göğsünü bırakan bebek ve göğsünde taşıdığı sütle işe başlayan ve arada bir sütünü sağıp akşam bir biberondan bebeğine içiren annenin yaşadığı psikolojik travma tarih olur.

FATMA KOŞUBAŞI 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

yazınızı çok beğendim ve harika bir konu seçmişsiniz sevgilerimle bella

ipek demiröz 
 08.02.2013 10:09
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 70
Toplam yorum
: 120
Toplam mesaj
: 19
Ort. okunma sayısı
: 825
Kayıt tarihi
: 18.01.08
 
 

Eğitimci, yazar... Denizin Üvey Kızı ve Hayalbaz şiir kitaplarının şairi... Bilgisayar öğretm..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster