Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Eylül '12

 
Kategori
Siyaset
Okunma Sayısı
8583
 

İnönü ile Atatürk’ün sürtüşmesinin perde arkası (4)

İnönü ile Atatürk’ün sürtüşmesinin perde arkası (4)
 

İsmet Paşa Banknotlardan Atatürk’ün resmini kaldırıp kendi fotoğrafını koydurmuştur.


YKB yayınları tarafından, İsmet İnönü’nün, “Defterler 1919-1973” ismiyle günlükleri yayınlanır. Ancak, günlüklerde, 1938 yılında Atatürk ve İnönü arasında yaşananlar yoktur. NUTUK’ ta da, 1919 Samsun’a çıkışın hikâyesi anlatılmaz. Anlaşılan, Yakın Tarihimizdeki zülfü yâre dokunanların üzeri bir süre daha kaldırılmayacaktır.

Başvekil İsmet İnönü ile Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal arasında sürtüşme nedeni;

-“Siyasal lider grubu hem partiye hem de meclise bütünüyle hâkim olurken, bu grup içerisinde özellikle de 1925-1937 arası 12 yıl boyunca başvekillik yapan ismet Bey’le Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal arasında gerginlik giderek artmaktaydı.

Cumhurbaşkanı son yıllarında siyasetten büyük ölçüde çekilip ülkenin günlük yönetimini İsmet Bey’in sorumluluğuna bırakmış, kendisini harf ve dil gibi özgül reform tasarılarına vermişti. Çevresindeki küçük bir yandaş ve dost grubuyla çoğu gecelerini yiyip içerek ve ülkenin sorunlarını ve geleceğini tartışarak geçiriyordu.

Çankaya’daki Cumhurbaşkanlığı Köşkü’nde genellikle gecenin geç saatlerinden günün ağarmasına dek süren bu toplantılara, değişik mesleklerden kişiler sık sık çağrılırdı. Önerilerde bulunulur, eleştiriler dile getirir, planlar hazırlanır ve kararlar alınırdı.

Bu durumu potansiyel tehlike haline sokan şey, Mustafa Kemal’in göreli olarak günlük hükümet işlerinden uzakta tutulmuş olmasıydı. Bu nedenle onun plan ve kararları Başvekil İsmet Bey’inkilerden git gide ayrı düşmekteydi.

Mustafa Kemal’in bu yan emeklilik durumunda bile ülkenin tartışmasız hâkimi olarak kalması, onun, kendi arkadaş ve danışman çevresinin etkisi altında eğer isterse, başvekilin ve kabinenin almış olduğu kararların tersine kararlar alabilmesine yol açıyordu.

Yıllar boyunca bu olgunun iç işlerinde, ekonomi ve dış işlerinde birçok örneği yaşandı.

Cumhurbaşkanı kabinenin bir vekilini İsmet Bey’e danışmadan iki kez istifaya zorlamıştı.

Onun bu müdahalesi. Cumhurbaşkanının Çankaya’daki sofra kabinesine karşı giderek daha ihtiyatlı hale gelen İsmet Bey’i sinirlendirmekteydi.  (1)

...

Nihayet Eylül 1937’de, iki adam arasında, Atatürk’ün İsmet Bey’den istifasını istemesiyle sonuçlanan aleni bir kavga oldu. İsmet Bey, sağlık nedenlerini öne sürerek, derhal istifa etti. Yerine eski İzmir İTC (İttihatçı) sekreteri ve Teşkilât-ı Mahsusa başkanı, 1924’te kurulan Türkiye İş Bankası’nın ilk genel müdürü ve 1932’den beri iktisat vekili olan Mahmut Celâl (Bayar) getirildi. (2)

...

-“Milli Şef İnönü'nün günlükleri son günlerin popüler kitaplarından. Ne hikmettir bilinmez ama günlüklerin 1938 yılına ilişkin kısımları ortada yok. Ta 1919'dan 1973'e kadar tuttuğu günlüklerin hepsinin bulunup, Atatürk'le aralarının epeyce limoni olduğu 1938'e ait günlüklerin "bulunamaması", zihinlerde dikkat çekici olmanın ötesinde birtakım sorular akla getiriyor. (3)

...

“İsmet İnönü’nün “Defterler” Not defterlerinin 1920, 21, 26, 31, 32, 33, 34, 38 ve 64 yıllarına ilişkin kısmı 'Defterler'de yok.

Atatürk'le aralarının fena halde bozuk olduğu, hatta ikisi arasında var olan ilişkinin boyutu anlatılırken "ölüm, öldürme, öldürtme" gibi ifadelerin geçtiği, Atatürk'ün son yılına, 1938'e ilişkin notların ortalıkta olmaması manalı bir vaziyet mi, yoksa tarihsel muammayı ortaya çıkarma fırsatı yakalamış bir araştırmacı/kitap için talihsizlik mi bilinmez.

İsmet Bey'in Milli Mücadele saflarına katılmakta epey isteksiz davranıp İstanbul'da geçirdiği günlerini bilardo ve satranç oynamayıp, aile ziyaretleri yapmakla, hastalıklarla doldurduğunu görüyoruz.

Mustafa Kemal'in, ordu müfettişi sıfatıyla Anadolu'ya Padişah tarafından gönderildiğini de (3 Mayıs 1919 tarihli not) öğreniyoruz (bakalım, onun Padişah'tan gizlice, ona rağmen ve tehlike altında gittiğini iddia eden birtakım bağnazlar buna ne diyecek).

Cepheden gelip Lozan'a giden İsmet Paşa'nın, görüşmeler sırasında heyette bulunan Rıza Nur'la fikir ayrılığına düştüğünü, 4 Aralık 1922 notundan anlıyoruz. Notta, "Rıza Nur gönderilecek" diyor.

Rıza Nur, sonraları Lozan hatıralarını yazıp, Türkiye'nin ve davanın orada İsmet Paşa tarafından satıldığını iddia edecekti.

Notlarda 1935'ten itibaren yerinden alınacak veya bazı görevlere atanacak isimler geçmeye başlıyor. Bu nokta önemli gibi. Zira, İnönü'nün devlet kadrolarına kendine yakın isimleri getirmek istediği belli oluyor. Kurtuluş Savaşı'nın kazanılmasında büyük payın kendisine ait olduğuna başından beri inandığı anlaşılan İnönü, kendisi için yazılan bir dörtlüğü 1 Ocak 1923'te, üstelik Lozan görüşmelerinin sürdüğü sırada defterine almış.

Dörtlük şöyle:

İsmet Paşa'ya,

Hûn ı İsmet neşr i derkenseyfi satfetle çekin,

Askerin serdâr ı âlîşânı sendin çok yaşa,

Azm i kahhârınla hasmın oldu pâmâl i celâl,

Galibiyet bak bugün ardındadır İsmet Paşa...

Dörtlükteki fikre katılıyor olmalı ki, İsmet Paşa bunu 1923 günlüğünün ilk sayfasına koymuş. Bu fikirdeki birinin gerek siyasi rakipleri, gerekse Atatürk'e karşı kadrolaşması kaçınılmaz.

Görünen o ki Atatürk'le sürtüşmeye başlamalarının temel sebeplerinden biri İnönü'nün kadrolaşmaya gitmedeki ısrarı.

Notların 18 Eylül 1937 olanından, Atatürk ile aralarında ihtilafa yol açan gelişmenin, Nyon anlaşması için giden Hariciye Vekili Tevfik Rüştü Aras'a, kendisi haricinde Atatürk'ün de talimat vermeye başlaması ve ardından başlayan tartışma olduğu anlaşılıyor.

Bu, asıl sebep olmak yerine bardağı taşıran damla olarak görülmeli.

Atatürk'le ünlü kavgalarını ve 'çekilme' olayını, 18 Eylül 1937 tarihli notta detaya girmeden, "Akşam, Gazi, istasyondan hareket, çekilme kararı" şeklinde geçiştirmiş.

Atatürk ölüp, İnönü cumhurbaşkanı olduktan sonra, 'Şubat 1939' ibaresiyle yazdığı günlükte, ilişkilerini ve kavgalarını, Atatürk'e bakışını, kendi yandaşlarının vaziyetini bir yerde özetliyordu:

"-Son seneler hükümet azasının ayrı kendisine çok bağlı olmasını düşünüyordu. Bunun için iptidai usuller kullanmak istedi. Hülasa Eylül 1937 kavgası oldu. Bu kavgada haksızlık esasında Atatürk'ündü... (Başbakanlıktan ayrılma kararını) gizli tutalım derken, kendisi gece gündüz benden şikayet etti.

-Devletin maliyesini banka gibi bir hale getirmek huyumdan bahsetti... Bütün dikkatim yeni tertibin muvaffakiyetsiz ve antipatik olması ihtimaline mahal vermemek için dostlarıma hep sükun ve yardım tavsiye ettim. İlk anda Atatürk'e benim çekilmemin halkça iyi telakki olunduğu raporunu vermişler.

-Atatürk hakikatin tam zıddı olduğunu hadisat ile öğrendikçe çok şaşkın oldu... Stadyumda, konserde, sokakta bana tezahürat devam etti. Bir yere çıkamaz oldum. Stadyum tezahürü hakiki bir hadise oldu. Hayatım fazla gelmeye başladı... İstanbul'a geldiğimi istemiyordu. Temasa gelmekten katiyen çekiniyordu. Çok iyi muamele ediyordu. Hatırımı almağa çalışıyordu. Arada bir derin bir mahcubiyet ve muhabbet nöbetine uğruyordu. Fakat benden çekiniyordu."(4)

...

İnönü Nasıl Oldu da Cumhurbaşkanı Seçildi?

-“Atatürk’ün ölümünden tam 26 saat sonra yeni cumhurbaşkanımız seçildi: İsmet İnönü.

Hem de meclisteki oyların tamamı alarak. İşte burası çok ilginç. İsmet Paşa, Atatürk’ün ölümünden önce tam bir sene etrafta görünmüyordu. 1937 Eylül’ündeki ünlü kavgadan sonra yolları ayrılmış, sağlık sorunlarıyla boğuşan Atatürk’le ölümüne kadar hiç görüşmemişti.

Hatta öyle ki; Atatürk’ün hastalığının son evresinde ismet İnönü’nün görüşme isteğine izin verilmemişti. Atatürk’ün son bir yılda çevresinde kümelenen gruptakiler Hasan Rıza Soyak, Şükrü Kaya, Tevfik Rüştü Aras bir ölüm durumunda İsmet Paşa’nın Atatürk’ün yerine geçmesini engellemeye çalışıyorlardı.

Eğer İstanbul ziyareti olursa ve Atatürk’le görüşmeye gelirse suikast düzenleneceği haberleri dolaşıyordu.

İsmet Paşa Atatürk’le ölüm döşeğinde görüşemedi. Ama her ne olduysa oldu ve ölümden tam 26 saat sonra alelacele yapılan meclis oturumunda İsmet İnönü bütün milletvekillerinin oyunu alarak (348) cumhurbaşkanı seçildi.

Peki ne oldu da son günlerinde Atatürk’le görüşmeyi dahi beceremeyen İnönü bütün oyları alarak cumhurbaşkanı seçilmişti? Onu öldürtmeye kalkan milletvekillerinden hiçbiri muhalefet etmedi ve oturuma katılan milletvekillerin oylarının tamamını aldı.

Atatürk’ün girdiği son komada Dolmabahçe’de toplantı yapılıp Meclis Başkanı Abdülhalik Renda’ya cumhurbaşkanlığı vekâleti zaten verilmişti. Daha cenaze kaldırılmadan bu acele niyeydi?

Devletin devamlılığı için dense de sakın inanmayın. Kıran kırana bir iktidar savaşı yaşanıyordu. Hangi gizli el bu seçime dokunmuştu acaba?

Peki, Atatürk öldükten sonra Dolmabahçe Sarayı’ndan Ankara’ya yapılan uğurlama töreni ve cenaze namazına Cumhurbaşkanı İnönü katıldı mı? Hayır katılmadı.

Ata’nın naşı ne zaman Etnografya Müzesi’ne kaldırıldı? Mart 1939’da. O halde 19 Kasım’dan Mart ayına kadar cenaze neredeydi?

Katafalkta!

Atatürk’e uygun bir kabir yapma girişimi ise İnönü’nün 12 yıllık iktidarında tam bir yılan hikâyesine dönüştü.

Anıtkabir’in yerinin tespiti için bir komisyon kurulmasına 1941 yılında karar verilmişti, yani Atatürk’ün ölümden üç yıl sonra! Tek parti dönemi: İsmet Paşa tek adam. Ama Anıtkabir için yer konusunda bir türlü karar verilemiyor! Aynı yıl uluslararası proje yarışması açıldı. Yarışma sonucunda Türk mimarlar Emin Onat ve Orhan Arda’nın eserleri layık görüldü ve inşaata 1944 yılında başlandı.

Yani tam 6 yıl Atatürk için yapılacak anıt mezarının inşasına başlanamamıştı.

Anıtkabir’in temelini o günlerin Başbakan’ı Şükrü Saraçoğlu attı. Saraçoğlu’nun temelini attığı Ankara Ulus’taki devasa Gençlik Parkı ise birkaç yılda hizmete (1943) girmişti.

Hem de ödenek yokluğundan birkaç kez inşaat durduğu halde. Anıtkabir ise bir türlü bitmiyordu.

1945’te mozole ve tören meydanını kapsayan 2. Kısım inşaatına başlandı. Giriş kuleleri çevre düzenlemesi ile ağaçlandırılması ise 1950 yılma gelindiğinde bitmemişti.

İsmet İnönü 1950 seçimleriyle birlikte koltuğunu Celal Bayar’a devrettiğinde tam 12 yılda bitmemiş bir Anıtkabir inşaatı ve Etnografya Müzesi’nde bekleyen bir naaş bırakmıştı.

Bugünden baktığımızda yobazlara kol kanat gerdiğini düşündüğümüz Celal Bayar ise önce Atatürk’ün aziz hatırasına yapılan saldırıları engellemek için Atatürk’ü Koruma Kanunu’nu çıkarttı (1951).

Ardından da bütün hızıyla yarım kalmış Anıtkabir inşaatını bitirdi. Hatta 1951 yılında projenin bir an önce bitirilebilmesi için bir tadilat bile istedi.

Mimarlar mozole bölümünde değişiklik yapıp kısa sürede inşaatı bitirdiler ve 1953 yılında önder Atatürk ebedi istirahatgâhına defnedildi.

İsmet Paşa cumhurbaşkanlığı koltuğunu Atatürk’ün ölümünden tam 26 saat sonra, yani 11 Kasım s sabahı almıştı. Ama Anıtkabir’in yapımını 12 yılda bitirememişti!

Banknotlardan Atatürk’ün resmini kaldırıp kendi fotoğrafını koyan ismet Paşa mı daha fazla Atatürkçü, yoksa Anıtkabir’i bir an önce tamamlayıp ulu önderi ebedi istirahatgâhına uğurlayan Celal Bayar mı?

Bu noktada o dönemi daha iyi anlamak için İsmet Paşa’yı da biraz anlatmak istiyorum.

...Önce Milli Mücadele günlerinden başlayalım. Özbekler Tekkesi ve menzil hattından Anadolu’ subay kaçıran ilk örgütlenme Karakol Cemiyeti’yi  İstanbul’daki bütün subaylar bu irtibat noktasından karakol cemiyeti başta olmak üzere gizli örgütlenmelerin aracılığıyla Anadolu’ya geçiyorlardı.

Milli Mücadele’nin ilk günlerinde o kadar da kararlı olmayan ismet Paşa, Anadolu’ya gitme konusunda da karasızdı. Karakol yöneticileri bir türlü İsmet Bey’in çekingenliğini kıramadılar ve onu 7 gün göz hapsine aldılar. Daha doğrusu alıkoydular.

-Ya Anadolu’ya gideceksin ya da ayağımıza dolanmayacaksın dediler.

İsmet Paşa, Anadolu’ya ne zaman geçti peki? 1920’de… (1920’nin Ocak başında bir iki günlüğüne yaptığı Ankara ziyaretiyle karıştırmayın.) Yani Milli Mücadele için bütün örgütlenmeler tamamlanmış Erzurum ve Sivas kongreleri bitmiş, ama en önemlisi İstanbul’daki meclis 16 Mart’ta İngilizler tarafından basılıp dağıtılmıştı ve bu dönem Ankara’daki meclisin hazırlıkları tam sürat devam ettiği bir zamandı…

Milli Mücadele’ye en son katılmasına karşın Cumhuriyetin kadroları içinde hemen sivrildi ve Atatürk’ün sağlığından en son yıla kadar hep ikinci adam olmayı başardı.

Şevket Süreyya Aydemir’in anlattıklarından yola çıkacak olursak İsmet Bey, o günlerde Kazım Karabekir Paşa’ya “bir çiftlik alalım ve çiftçilik yapalım” teklifini yapıyordu.

İsmet Bey subaylık günlerinden kalma bir alışkanlık hep günlük tuttu’. İnönü hemen her şeyi kısa şifreler inde küçük takvim yapraklarına not etmişti. Örneğin Bir gün içinde şu notları görmek mümkündü:

-İngiltere elçisiyle toplantı… Heyet-i vekile… Erdal’a Matematik çalıştırılacak, Ömer’in diş ilacını unutma!..

Bütün bir hayatını kısa kısa notlarla kayda geçiren İsmet Bey, en önemli yılları atlamıştı. Ona soyadını armağan eden 1. Ve 2. İnönü savaşlarının olduğu yıllar günlüklerde yoktu. Defterler 1919’un 11 Aralık’ında kesiliyor, 16 Nisan 1922’de tekrar başlıyor ve hayatının sonuna kadar gidiyordu.

Acaba İsmet Bey, cephede kâğıt kalem mi bulamamıştı? (5)

...

“Atatürk’ün ölümü ve  İsmet Bey’in iktidara dönüşü...

Atatürk’ün 1937-1938 yıllarında çabuk öfkelenir ve sıkça karar değiştirir olması belki de kötüye giden sağlık durumu yüzündendi.

1923 ve 1927 yıllarında geçirdiği ve daimi hasar bırakmamış olduğu anlaşılan iki kalp krizi bir yana bırakılırsa, Mustafa Kemal, 1937 yılı başlarına kadar genel olarak sağlıklıydı. Yıllar süren alkol alışkanlığı yüzünden ilerlemiş durumdaki sirozun arazları bu tarihten itibaren kendisini göstermeye başladı. Hastalık ancak 1938 yılı başında resmen teşhis edildi ve durumu Mart ayından itibaren hızla ağırlaşmaya başladı.

Hastalığı halktan gizlenmişti (Ekim’de hastalıktan söz eden bir gazete derhal üç ay kapatılmıştı), ancak üst düzey siyasetçiler yaklaşan sonu bilmekteydi ve böylece bir iktidar kavgası başladı.

Son yılın olaylarına rağmen İsmet İnönü açıkça önde gelen adaydı, ama hükümetteyken birçok düşman edinmişti. En azılı düşmanları da Atatürk’ün “sofra kabinesi”nin üyeleriydi. Bu kişiler onu (Washington’a büyükelçi atamak suretiyle) bertaraf etmeye ve Atatürk’ün ardılını seçecek olan, İsmet Bey’in yandaşlarıyla dolu meclis için yeni seçimlere gidilmesini tezgâhlamaya girişmişlerdi.

Cumhurbaşkanının, İsmet Bey’in ardıl olmasına karşı çıktığı yolunda sözlü bir “siyasal vasiyet” inden bile söz ediliyordu.” (6)

Ancak bütün bu girişimlerden bir sonuç çıkmadı. Mustafa Kemal (Paşa) Atatürk, 10 Kasım 1938’de İstanbul’da, son birkaç aydır hasta yattığı Dolmabahçe Sarayı’nda öldü. 11 Kasım’da Millet Meclisi İsmet İnönü’yü Cumhuriyet’in ikinci Cumhurbaşkanı seçti.

Bu atanmayı dört etkene borçluydu:

-Başvekil Bayar’ın, İnönü’nün hasımlarıyla işbirliğini reddetmesi (Bayar bu süre boyunca İnönü’yle temasını sürdürmüştü);

-İnönü’nün hasımlarının kabul gören bir aday bulmayı becerememesi; hem milletvekillerinin hem de parti bürokratlarının yıllar önce bizzat İnönü tarafından seçilmiş olmaları;

-Askerî liderlerin İnönü’yü destekleme kararı ve

-Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak’ın, mecliste büyük destek göreceği bildirildiği halde, aday olmama kararı.

Atatürk’ün naaşı geniş çaplı keder ve yas gösterileri arasında Ankara’ya getirildi ve geçici olarak Etnografya Müzesi’ne konuldu; 1953’te, o zamanlar başkentin dışında kalan, ama şimdi tam merkezde olan bir tepeye kendisi için inşa edilmiş görkemli bir Anıtkabir’e defnedildi.

Devam edecek...

www.canmehmet.com

Meraklılarına not; Blog yönetimi tarafından; “Yazınız Milliyet Blog sitesi yayın çerçevesine uygun bulunmamıştır.” Bildirimi ile yayınlanmayan serinin 2 sayılı; (Mustafa Kemal Paşa ve Kuran’ın Türkçeye tercümesinin perde arkası (2), yazısını, http://www.canmehmet.com/?p=2035 adresinden okuyabilirler.

Resim;resulsarica.blogcu.com

Kaynakça; Erik Jan Zurcher,  “Modernleşen Türkiye Tarihi”

(1) a.g.e. Dip not 10; Cemil Koçak (1986) Türkiye’de Millî Şef Dönemi, Ankara: Yurt, 17-19

(2) a.g.e. Sahife.272

(3) "Defterler 1919-1973", Aksiyon; Sayı 929 | 24 - 30 Eylül 2012, Ahmet Dinç

(4) “Defterler 1919-1973: 1-2 Cilt / Takım, Yazar   İsmet İnönü, Yayınevi: Yapı Kredi (1/2002) (Aksiyon;  9 Mart 2002 / AHMET DİNÇ)

(5) Hep inanmamızı istediler, Gürkan Hacır

(6) Erik Jan Zurcher, Dip not,11; Andrew Mango (1999) Atatürk, Londra: John Murray, 524; yazar Hasan Rıza Soyak’ın anılarını temel almıştır.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

MERHABALAR....Sevgili C.MEHMET bey :-) Yazınız çok değerli tarihi bir belgesel olarak OLTAYA TAKILDI..! :-) "Tarihi" ve "Belgeseli" seven bütün arkadaşlarıma tavsiye ederim :-) Sevgiler,selamlar ve saygılar :-)) BEN ve OLTAMA TAKILANLAR

BEN ve OLTAMA TAKILANLAR 
 28.09.2012 17:20
Cevap :
Değerli, "BEN ve OLTAMA TAKILANLAR" Konuya ilginize, yorumunuza ve nezaketinize teşekkür ediyorum. Sağlıcakla kalınız.  29.09.2012 19:34
 

Mehmet bey, dipnot'ta belirttiğiniz yazıyı kendi sitenizden okumuş bulunuyorum...Elinize sağlık...Selamlarımla

ali açıköz 
 28.09.2012 14:26
Cevap :
Değerli Ali Bey, Doğru bilgiye bu kadar zor ulaşılan ülkelerin başında Türkiye herhalde ilk sırada olmalıdır. Bununla birlikte ilginçtir, milletimiz kızgınlığını kendilerini aldatanlara değil, bunları ortaya koyanlara yönetmektedir. Konuya ilginize teşekkür ediyorum. Sağlıcakla kalınız.  28.09.2012 16:54
 

Yakın tarihini bilmeyen, uzak tarihini ne kadar bilir? Herşey ortadadır ama tarih kitabı tek bir kitaptır ve milyonlarca sayfası vardır. Günü gelir o kitaba herkes bakar...

Sevgi Yazıları 
 28.09.2012 11:49
Cevap :
Değerli "Sevgi yazıları", konuya ilginize ve paylaştığınız görüşünüze teşekkür ediyorum. Sağlıcakla kalınız.  28.09.2012 13:53
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
 
Toplam blog
: 591
Toplam yorum
: 2170
Toplam mesaj
: 239
Ort. okunma sayısı
: 1530
Kayıt tarihi
: 29.08.06
 
 

Ticari ilimler akademisinde öğrenciliğim sırasında bir kamu iktisadi kuruluşunda başladığım çalış..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster