Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

16 Temmuz '07

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
290
 

İşgüzar tefecinin marifetleri

Giyimine çok özen gösterir, dış görünüşün hayatta pek çok şeyden daha önemli olduğuna inanırdı. Yalnız, kılık ve kıyafetinde abartıya kaçmaz ortamın gerektirdiği şey ne ise buna uyum sağlamayı da bilirdi. Tabiî ki bir nebze diğerlerine göre daha dikkat çekici olurdu giydikleri. Belli başlı markaları kullanır, modayı yakından takip ederdi. Pijamaları dahi hep ütülü ve göz okşayıcı yumuşaklıktaki çizgilere sahipti. Kullandığı parfüm, türünün en kaliteli markalarından olup etkisi bulunduğu ortamlarda defalarca test edildikten sonra seçilen bir üründü. Nedense bu markayı benimsemiş, kişiliğinin dışa vuran ayrılmaz bir parçası olarak özdeşleşmişti onunla. Giyim ve kuşamda dengeleri gözetiyor olsa da parfümeri söz konusu olduğunda zaaflarını gizleyemez, çocuksu bir saflıkla aklından geçenleri ulu orta dökerdi ortaya. Bu özelliğinin çevresindekilerce beğeniyle karşılandığını fark ettiği gün bu durumu ilgi odağı haline gelmek istediği zamanlarda kullanmaya karar verdi. Nitekim girişimlerinde başarılı da oldu. Güzel bir kokunun sihirli etkisine kapılmayacak kişi yoktur diye düşünüyordu. Gardırobunda aynı markanın yıllar öncesinden kalan cicili bicili şişeleri birikmiş, yenilerini koyacak yer kalmayınca o’da gidip sırf şişeleri saklamak üzere küçük bir komodin almıştı. Ürünün piyasaya düşen serisinden her defasında üç tane alır. Bunlardan birini kullanır, birini saklar ve diğerini de ne olur ne olmaz diye yedeklerdi. Kısa zaman içinde güzel bir koleksiyona sahip olmuştu. Şişelerin tozunu bile kendisi alır, kimsenin bunlara dokunmasına izin vermezdi. Öyle ki, bir defasında eve gelen temizlikçi kadın şişelerin bulunduğu odanın temizliğini yaptı diye işinden olmuş, zavallı kusurunun ne olduğunu dahi öğrenememişti. Parfümeriye olan düşkünlüğü zaman içinde işte böyle güçlü bir tutkuya dönüşmüştü. Gözü gibi koruduğu bu koleksiyonu çok özel anlarda çok özel dostlarına gösterirdi. Tabiî ki misafirleriyle dolabı arasına kendisini siper ederek, aralarından seçtiği birkaç şişeyi uzaktan görmelerine izin vererek olurdu bu kaçamak anları!

Dış görünümün tek başına yeterli bir nitelik olmadığının farkındaydı bizimkisi. Görünüşün karşı tarafta uyandırdığı etkinin sürdürülebilmesi için tavır ve davranışların da bu etkiyi dengelemesi gerektiğine inanıyordu. Bu denge öyle bir kurulmalıydı ki fiziki görünümle şekillenen imaj, davranışlarla kazanılan imaj ile örtüşmeli ve ortaya çıkan görüntü tamamen doğal olup aralarında herhangi bir tezat bulunmamalıydı. Örneğin kılık ve kıyafette ağırbaşlı bir insan izlenimi vermek isteyen biri, hal ve davranışlarıyla da bu imajı destekleyebilmeliydi. Aksi durumda amacına ulaşamayacağı gibi başkalarınca alay konusu olmaktan kurtaramazdı kendisini. Ya da ortamın gereğine uygun davranamamak ta aynı sonucu verir diye düşünüyordu. Bunun için yakından tanımadığı insanlar arasına katılacağı zaman eğer yeterli zaman bulabilirse önce onlar hakkında bilgi sahibi olmaya çalışır. Bu fırsatı bulamamışsa bir süre aralarında sessizce kalır, bu insanların genel eğilimlerini anlamaya çalışır ve sonra harekete geçerek gösterirdi kendisini.

İnsanlar arasında bulunduğu sürece onlar arasında ayırım yapmaz, birini diğerine tercih ettiğine dair en ufak bir açık bile vermezdi. İnsanların kendisi hakkında olumlu bir izlenime sahip olmalarına son derece dikkat eder, her taşın yerinde ağır olduğu inancıyla insanlara gereken saygıyı göstermekte kusur etmezdi….

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 177
Toplam yorum
: 79
Toplam mesaj
: 39
Ort. okunma sayısı
: 1247
Kayıt tarihi
: 09.03.07
 
 

1965 Almanya doğumluyum. Atatürk üniversitesi İlahiyat fakültesi mezunu olup, öğretmen olarak çalışm..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster