Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

02 Kasım '08

 
Kategori
Ekonomi - Finans
Okunma Sayısı
958
 

İslam ve ekonomi (3) Komünizm işçinin dramından doğmuştur. Yiğit ölecek, hakkı yenmeyecektir.

İslam ve ekonomi (3) Komünizm işçinin dramından doğmuştur. Yiğit ölecek, hakkı yenmeyecektir.
 

"Bütün ülkelerin işçileri, birleşiniz."


İçerikte komünizm; isim babalarının kaleminden, tarafsız, basit ve anlaşılır bir şekilde verilmektedir. Kapitalizm ve komünizm; insan ve meselelerine, bir gözlerini kapatarak bakmışlar ve bu nedenlerle; ya bireyi ezmiş, ya da, topluma huzur verememişlerdir. Özetle; hak ve adalet dengesini kuramamışlardır. Bir sonraki yazı kapitalizmi, arkasından İslam ekonomi anlayışı açıklanacaktır. Karar her zaman olduğu gibi okuyanındır. İşte insanlığın ekonomi tarihi ve ilk sırada komünist anlayışın doğuşu;

* * *

-İnsan doğar, doğmasına doğar da; barınma, yeme ve öğrenme ihtiyacı ile birlikte doğar.

-İnsan; barınacaktır, beslenecektir. Sonra da sıra öğrenmesine gelecektir.

-Neyi öğrenecektir insan? İleride adına; “Hayvan” diyerek aşağılayacağı canlıdan daha farklı olduğunu ve olması gerektiğini;

-İnsan; barınmış, beslenmiş ve öğrenmiştir. Neyi öğrenmiştir? Önce yaşaması gerektiğini, sonra da yaşayabilmesi için yaşatmasını;

-Üstelik bunları yaparken; tüm uygulamalarını, insanca ve insana yakışır şekilde yapmalıdır, yapmalıdır ki; diğer canlılardan bir farkı olsun, farklı olsun ve yaptıklarından huzur bulsun.

* * *

-İnsanın tek derdi önceleri beslenmekti. Bu nedenle avcılığı öğrenir;

-Öğrenmeye başlayan insan, kısa sürede, sürekli avlanmakla yiyeceğinin azaldığını görür, avladıklarını yetiştirmeyi akıl eder;

-Ve insanın giderek deneyimi artar, elbette bilgisi ve öğrenmedeki ustalığı da. Beslenmesi için hayvanları yetiştirmeyi öğrendiğinde, yerleşik hayatı da öğrenmiş ve bulunduğu yerde; ziraatçılığa, ekmeye ve ektiklerini biçmeye başlamıştır.

-Artık avcılıktan, yerleşik düzene, yerleşik düzenle birlikte tarıma geçmiştir.

-Akıllı insan, zamanla deneyimi doğrultusunda, barınmasını, beslenmesini zor ve tehlikeli olmaktan çıkarır. Avcılık artık insanlık için bir beslenme kaynağı değil, bir eğlence aracı olmaya başlar.

-Şimdi sırada; deneyimi ve atalarından öğrendikleri ile mızraklarının yanında, ok ve yayı, ok ve yaylarının yanında, günlük yaşamında ona yarar sağlayacak aletleri üretmeye, bunların yapımında ustalaşmaya ve ustalaştıkça sanatkâr tarafına kavuşmaya başlaması vardır.

-İnsanın deneyimi arttıkça; İhtiyaç ve beklentileri de artar, çevreye olan ilgiside;

-Ustalaşan insanların ürettikleri ve yaptıkları, ihtiyaçlarının çeşitlenmesi ile talep görmeye başlar. Böylece insanlar artık adına; ticaret-takas-ekonomi dediğimiz döneme girmiş olurlar.

-Yerleşik hayata geçen insanlar, aynı zamanda yaptıkları aletlerin yardımı ile de daha fazla üretmeyi öğrenmişlerdir.

-Sırada yaptıkları ve ürettiklerinin fazla olanlarını, diğer ihtiyaçları ile değiştirmeye, bunun için; önce bulundukları yerlerde pazar oluşturmaya, daha sonra; ırmaklar ve deniz kıyılarında dolaşarak diğer insanlara ulaşmaya, onların fazlalıkları ile değiştirmeye, takas etmeye başlarlar.

-Üretimin artması, ustalaşması, ihtiyaçlarının zorlaması, beklentilerini tatmin düşüncesi ve bunların yanında diğer bir önemli etken de; üretmenin ve kazanmanın keyfi, insanlığın gelişmesini hızlandırmaya başlamıştır.

-İnsan; avcılıktan tarıma; alet yapımından yarı makineleşmeye; yarı makineleşmekten; hammaddeden farklı ve yeni ürünler yapmaya; üzümden şaraba, iplikten elbiseye; iplik eğiren iğ'den, dokuma tezgâhlarına giden yolda hızlanmaya başlar;

-Ticaret büyümeye başlamıştır, doğal olarak sermaye de.

-Sermaye yavaş yavaş; büyük tarım arazilerine, imalathanelere, atölyelere, fabrikalara dönmeye başlar;

-Büyük tarım arazileri, imalathaneler, atölyeler, fabrikalar olur da işçiler, çalışanlar olmaz mı? Elbette olur.

-Artık karşımızda daha çok kazanmak isteyen büyük servetler, toprağı ve mesleği olmayan ancak geçinmek için paraya ihtiyacı olan köylü, işçiler vardır;

-Özetle; bir tarafta, daha fazla kazanmak (sömürmek) için büyük sermaye, diğer tarafta; çalışmaya ihtiyacı olan (sahipsiz) fakir, köylüler, işçiler…

-Takvimler bu arada 17. Asrı göstermektedir ve Avrupa özellikle İngiltere, sanayileşme yolunda hızla ilerlemektedir.

-Ve dünya 19’ucu asra geldiğinde, bilinen ilk sanayi devrimini İngiltere gerçekleştirir. Ve o güne kadar bulunan teknik gelişmeler, üretim yapan atölyelere, fabrikalara, makinelere daha yoğun bir şekilde uygulanmaya başlanır. Üretim de hızla artar, işçiye olan talep de.

-Artık Karşımızda; ezilen işçi sınıfı ve lehine bir denge oluşturmak isteyen düşünürler (Komünistler) vardır;

* * *

Kendi kalemlerinden; komünistler ve komünizm anlayışı;

-“Özgür insan ile köle, patrisyen (elitler, soylular) ile pleb ( köylü, işçi), bey ile serf ( topraksız köylü, ), lonca (sanatkâr) ustası ile kalfa, tek sözcükle, ezen ile ezilen birbirleriyle sürekli karşı-karşıya gelmişler, kesintisiz, kimi zaman üstü örtülü, kimi zaman açık bir savaş, her keresinde ya toplumun tümüyle devrimci bir yeniden kuruluşuyla, ya da çatışan sınıfların birlikte mahvolmalarıyla sonuçlanan bir savaş sürdürmüşlerdir...”

-“Feodal toplumun yıkıntıları arasından uç vermiş olan modern burjuva (sermaye, toprak sahibi) toplumu, sınıf karşıtlıklarını ortadan kaldırmadı. Yeni sınıflar, yeni baskı koşulları, eskilerin yerine yeni savaşım biçimleri getirmekle kaldı. “

-“Ne var ki, bizim çağımızın, burjuvazinin çağının ayırıcı özelliği, sınıf karşıtlıklarını basitleştirmiş olmasıdır. Tüm toplum, giderek daha çok iki büyük düşman kampa, doğrudan birbirlerinin karşısına dikilen iki büyük sınıfa bölünüyor: Burjuvazi (sermayedar) ve Proletarya (işçi)…”

-“Ortaçağın serflerinden ( köylülerinden), ortaya, ilk kentlerin ayrıcalıklı kentlileri çıktı. Bu kentlilerden de burjuvazinin ilk öğeleri gelişti…”

-“Sınai üretimin kapalı loncalar (sanatkarlar) tarafından tekelleştirildiği feodal sanayi sistemi, yeni pazarların büyüyen gereksinmelerine artık yetmiyordu. Onun yerini manüfaktür (alet, tezgah yardımı ile yapılan üretim) sistemi aldı. Lonca ustaları imalâtçı orta sınıf tarafından bir kenara itildiler; farklı lonca birlikleri (sanatkarlar) arasındaki işbölümü, tek tek her atölye içindeki işbölümü karşısında yok oldu. “

-“Bu arada, pazarlar durmaksızın büyümeye, talep durmaksızın yükselmeye devam etti. Manüfaktür (atölyeler) bile artık yeterli değildi. Bunun üzerine, buhar ve makine, sınai üretimi devrimcileştirdi. Manüfaktürün yerini dev modern sanayi, sanayici orta sınıfın yerini, sanayici milyonerler, tüm sanayi ordularının önderleri, modern burjuvazi aldı.”

-“Modern sanayi, Amerika'nın keşfinin temellerini attığı dünya pazarını kurdu. Bu pazar, ticarete, gemiciliğe, kara ulaştırmacılığına büyük bir gelişme kazandırdı. Bu gelişme de, sanayiin yayılmasını etkiledi; ve sanayiin, ticaretin, gemiciliğin, demiryollarının genişlemesine orantılı olarak, burjuvazi de aynı oranda gelişti, sermayesini artırdı ve ortaçağdan kalma bütün sınıfları geri plana itti. “

-“ Böylece, modern burjuvazinin kendisinin, nasıl uzun bir gelişim yolunun, üretim ve değişim biçimlerindeki bir dizi devrimlerin ürünü olduğunu görüyoruz. Burjuvazinin gösterdiği her gelişmeye, bu sınıfın buna denk düşen bir siyasal ilerlemesi eşlik etti…”

-Feodal (toprak sahipleri, derebeyler) soyluluğun egemenliği altında ezilen bir sınıf, ortaçağ komününde silahlı ve kendi kendini yöneten bir topluluk olan; şurada bağımsız kentsel cumhuriyet (İtalya ve Almanya'da olduğu gibi), burada monarşinin vergi mükellefi "üçüncü katman" olan (Fransa'da olduğu gibi), daha sonraları, asıl manüfaktür döneminde, soyluluğa karşı bir denge unsuru olarak ya yarı-feodallere, ya da mutlak monarşiye hizmet eden ve, aslında, genel olarak büyük monarşilerin temel taşı olan burjuvazi, en sonunda, modern sanayiin ve dünya pazarının kurulmasından bu yana, modern temsili devlette siyasal egemenliği tamamıyla ele geçirdi…”

-“Modern devletin yönetimi, tüm burjuvazinin ortak işlerini yöneten bir komiteden başka bir şey değildir….”

-“Burjuvazi tarihte son derece devrimci bir rol oynadı. Burjuvazi, üstünlüğü ele geçirdiği her yerde, bütün feodal, ataerkil, romantik ilişkilere son verdi. İnsanı "doğal efendiler"ine bağlayan çok çeşitli feodal bağları acımasızca kopardı ve insan ile insan arasında, çıplak öz-çıkardan, katı "nakit ödeme"den başka hiç bir bağ bırakmadı. Dinsel tutkuların, şövalyece coşkunun, dar kafalı duygusallığın en ilâhi vecde gelmelerini, bencil hesapların buzlu sularında boğdu…”

-“Kişisel değeri, değişim-değerine indirgedi, ve sayısız yokedilemez ayrıcalıklı özgürlüklerin yerine, o tek insafsız özgürlüğü, ticaret özgürlüğünü koydu.

-“Tek sözcükle, dinsel ve siyasal yanılsamalarla perdelenmiş sömürünün yerine, açık, utanmaz, dolaysız, kaba sömürüyü koydu…. “

-“ Burjuvazi, şimdiye dek saygı duyulan ve saygılı bir korkuyla bakılan bütün mesleklerin halelerini söküp attı. Doktoru, avukatı, rahibi, şairi, bilim adamını kendi ücretli emekçisi durumuna getirdi….”

-“Burjuvazi, aile ilişkisindeki duygusal peçeyi yırtıp attı ve bunu salt bir para ilişkisine indirgedi. “

-“Ürünleri için sürekli genişleyen bir pazar gereksinmesi, burjuvaziyi, yeryüzünün dörtbir yanına kovalıyor. Her yerde barınmak, her yere yerleşmek, her yerde bağlantılar kurmak zorundadır.

-“Burjuvazi, dünya pazarını sömürmekle, her ülkenin üretimine ve tüketimine kozmopolit bir nitelik verdi. Gericileri derin kedere boğarak, sanayiin ayakları üzerinde durmakta olduğu ulusal temeli çekip aldı. Eskiden kurulmuş bütün ulusal sanayiler yıkıldılar ve hâlâ da her gün yıkılıyorlar…”


-“Bunlar, kurulmaları bütün uygar uluslar için bir ölüm-kalım sorunu haline gelen yeni sanayiler tarafından, artık yerli hammaddeleri değil, en ücra bölgelerden getirilen hammaddeleri işleyen sanayiler, ürünleri yalnızca ülke içinde değil, yeryüzünün her kesiminde tüketilen sanayiler tarafından yerlerinden ediliyorlar….”

-“Burjuvazi, bütün üretim araçlarındaki hızlı iyileşme ile, son derece kolaylaşmış haberleşme araçları ile, bütün ulusları, hatta en barbar olanları bile, uygarlığın içine çekiyor. Ucuz meta fiyatları, bütün Çin setlerini yerlebir ettiği, barbarların inatçı yabancı düşmanlığını teslim olmaya zorladığı ağır toplar oluyor. Bütün ulusları, yoketme tehdidiyle, burjuva üretim biçimini benimsemeye zorluyor; onları uygarlık dediği şeyi benimsemeye, yani bizzat burjuva olmaya zorluyor. Tek sözcükle, kendi hayalindekine benzer bir dünya yaratıyor….”

-“Sanayiin ve ticaretin tarihi, on yıllardan beri, modern üretici güçlerin, modern üretim koşullarına karşı, burjuvazinin ve onun egemenliğinin varlık koşulu mülkiyet ilişkilerine karşı isyanının tarihinden başka bir şey değildir. Bu konuda, tüm burjuva toplumunun varlığını dönemsel yinelenmeleriyle her keresinde daha tehdit edici bir biçimde sorguya çeken ticari bunalımların sözünü etmek yeterlidir….”

-“Aşırı üretim salgını. Toplum kendisini birdenbire, gerisin geriye, geçici bir barbarlık durumuna sokulmuş buluyor; sanki bir kıtlık, genel bir yıkım savaşı, bütün geçim araçları ikmalini kesmiştir; sanki sanayi ve ticaret yok edilmiştir; peki ama neden?

-“Çünkü çok fazla uygarlık, çok fazla geçim aracı, çok fazla sanayi, çok fazla ticaret vardır da ondan. Toplumun elindeki üretici güçler, burjuva mülkiyet ilişkilerinin ilerlemesine artık hizmet etmiyor; tersine, bunlar, kendilerine ayakbağı olan bu ilişkiler için çok güçlü hale gelmişlerdir ve bu ayak bağlarından kurtuldukları anda, burjuva toplumunun tamamına düzensizlik getiriyor, burjuva mülkiyetinin varlığını tehlikeye sokuyorlar.


-“Burjuva toplum koşulları, bunların yarattığı zenginliği kucaklayamayacak denli dardır. Peki, burjuvazi bu bunalımları nasıl atlatıyor?"

-"Bir yandan üretici güçlerin büyük bir kısmını zorla yok ederek; öte yandan yeni pazarlar ele geçirerek ve eskilerini de daha kapsamlı bir biçimde sömürerek. Yani, daha yaygın ve daha yıkıcı bunalımlar hazırlayarak ve bunalımları önleyen araçları azaltarak…”

-“Burjuvazinin feodalizmi yerlebir ettiği silahlar, şimdi, burjuvazinin kendisine karşı çevrilmiştir…”

-“Ama burjuvazi kendisine ölüm getiren silahları yaratmakla kalmamış; bu silahları kullanacak insanları da var etmiştir, -modern işçi sınıfını- proleterleri.

-“Burjuvazi, yani sermaye, hangi oranda gelişiyorsa, proletarya da, modern işçi sınıfı da aynı oranda gelişiyor. İş buldukları sürece yaşayan ve emekleri sermayeyi artırdığı sürece iş bulan bir emekçiler sınıfı. Kendilerini parça parça satmak zorunda olan bu emekçiler, bütün öteki ticaret nesneleri gibi, bir metadırlar ve bunun sonucu olarak, rekabetin bütün iniş çıkışlarına, pazarın bütün dalgalanmalarına açıktırlar….”

-“Yaygın makine kullanımı ve işbölümü yüzünden, proleterin işi, tüm bireysel niteliğini, ve bunun sonucu olarak da, çalışan insan için tüm çekiciliğini yitirmiştir. Kendisi makinenin bir eklentisi haline geliyor ve ondan beklenen yalnızca en basit, en tekdüze ve en kolay edinilen hüner oluyor.

-“Dolayısıyla, bir işçinin üretim maliyeti, hemen tamamıyla, kendi bakımı ve neslinin çoğalması için gerek duyduğu geçim araçlarından ibaret oluyor. Ama bir metaın, ve dolayısıyla emeğin de fiyatı, kendi üretim maliyetine eşittir. Dolayısıyla, işin iğrençliği arttığı oranda ücret azalıyor..."

-"Dahası, makine kullanımı ve işbölümü hangi oranda artıyorsa, ister çalışma saatlerinin uzatılması ile, ister belli bir zamanda çıkarılması gereken işin artırılması ile, ya da ister makinelerin hızının artırılması, vb. ile olsun, işin ağırlığı da aynı oranda artıyor….”

-“El emeğinin içerdiği hüner ve güç harcaması ne denli az olursa, bir başka deyişle, modern sanayi ne denli gelişirse, erkeğin emeğinin yerini o denli kadınınki alır. Yaş ve cinsiyet farklılıklarının işçi sınıfı için artık herhangi bir ayırıcı toplumsal geçerliliği yoktur.

-“Bunların hepsi de, kullanılmaları, yaşlarına ve cinsiyetlerine bağlı olarak, az ya da çok pahalı iş araçlarıdırlar. Fabrikatör tarafından sömürülmesi son bulup ücretini nakit olarak alır almaz, emekçinin üzerine burjuvazinin öteki kesimleri, ev sahibi, dükkâncı, tefeci, vb. çullanır….”

-“Öz olarak olmasa bile, biçim olarak, proletaryanın (işçi) burjuvaziyle (sermayedar) savaşımı ilkin ulusal bir savaşımdır. Her ülkenin proletaryası, elbette, her şeyden önce kendi burjuvazisiyle hesaplaşmalıdır.

-“Bugüne kadarki bütün toplum biçimleri, görmüş olduğumuz gibi, ezen ve ezilen sınıfların karşıtlığı üzerine dayandırılmıştır. Ama bir sınıfı ezebilmek için, ona hiç değilse kendi kölece varlığını sürdürebileceği birtakım koşulların sağlanması gerekir. Serflik (topraksız köylü) döneminde serf, kendisini komün üyeliğine yükseltmiştir, tıpkı küçük-burjuvanın, feodal mutlakıyetçiliğin boyunduruğu altında bir burjuva haline gelmeyi becerdiği gibi…”

-“Modern emekçi ise, tersine, sanayiin gelişmesiyle yükseleceği yerde, gittikçe daha çok kendi sınıfının varlık koşullarının altına düşüyor. Sadakaya muhtaç bir kimse oluyor, ve sadakaya muhtaçlık, nüfustan ve servetten daha hızlı gelişiyor. Ve burjuvazinin artık toplumda egemen sınıf olarak kalacak ve kendi varlık koşullarını topluma belirleyici yasa olarak dayatacak durumda olmadığı burada açıkça ortaya çıkıyor… "

-“Burjuva sınıfın varlığının ve egemenliğinin esas koşulu, sermayenin oluşması ve çoğalmasıdır; sermayenin koşulu, ücretli emektir. Ücretli emek, bütünüyle, emekçiler arasındaki rekabete dayanır. Sanayiin, burjuvazinin elde olmayarak teşvik ettiği ilerleyişi, emekçilerin rekabetten ileri gelen yalıtılmışlıklarının yerine, birlikteliklerinden ileri gelen devrimci dayanışmalarını kor…”

-“Demek ki, modern sanayiin gelişmesi, burjuvazinin ayaklarının altından bizzat ürünleri ona dayanarak ürettiği ve mülk edindiği temeli çeker alır. Şu halde, burjuvazinin ürettiği, her şeyden önce, kendi mezar kazıcılarıdır. Kendisinin devrilmesi ve proletaryanın zaferi aynı ölçüde kaçınılmazdır. BÜTÜN ÜLKELERİN İŞÇİLERİ, BİRLEŞİNİZ! (1)

(1)Kaynak; Aralık 1847 - Ocak 1848'de Marx ve Engels tarafından yazılan bildirge

Resim;www.birlesikmetal.org'dan alıntıdır.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

kapitalizm, komunizm başlıklı ekonomik ve siyasal sistemler üzerine yazdığınız yazı dizisini keyifle okuyorum.

SEMA KILIÇ 
 08.11.2008 22:57
Cevap :
Saygıdeğer SEMA KILIÇ, ilginize ve nezaketinize teşekkür ediyorum. Yazılanlar çoğumuzun bildiklerinin özetidir. Sağlıcakla kalınız.  09.11.2008 7:34
 

Ayrıldığım tarafları olmakla beraber kanaatimi söyleyecek olursam, "o zaman için Marks ve Engels doğru tesbitlerde bulunmuş" diyebilirim. Sanayileşmenin, (kapitalizmin) insani ilişkilerin samimiyet yanını, ailenin önce duygusal tarafını, sonra da tamamını değerden düşürmüş olması, geleceğe bıraktığı en tehlikeli miras olmuştur. Tabi ki, şimdi durum o günlerden farklıdır da; ilişkiler gene ruhsuz, gene katı ve gene çıkara dayalıdır. Selamlar.

Hüseyin Atacan 
 03.11.2008 18:20
Cevap :
Değerli Hüseyin Bey, Özellikle kapitalizmle ilgili, insan ve aile konusunda tespitleriniz çok yerinde. Bildiğiniz gibi Avrupa'da sanayi devrimi ile birlikte artan işçi talebini takip eden dönemde; çalışanların sahipsiz olduğu ve ezildiği bir gerçektir. Ancak, komünizmin de, kapitalizm gibi bir çok eksiğe sahip olması, gerçeğinde kurtarıcı olarak geldiği işçilere sonunda zulüm aracı olmasına neden olmuştur. Kapitalizm ve İslam ekonomi anlayışı ayrı ayrı yayınlandıktan sonra, en son yazıda; Kapitalizm, Komünizm ve İslam ekonomi anlayışı karşılaştırmalı olarak verilecektir. Elbette okuyanlar kendilerine göre, kendi pencerelerinden değerlendireceklerdir. Katkınız için teşekkür ediyorum. Sağlıcakla kalınız.  03.11.2008 19:15
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1054
Toplam yorum
: 2668
Toplam mesaj
: 242
Ort. okunma sayısı
: 1718
Kayıt tarihi
: 29.08.06
 
 

Ticari ilimler akademisindeki öğrenciliğim sırasında, bir kamu iktisâdi kuruluşunda başladığım ça..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster