Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

23 Mart '07

 
Kategori
Haber
Okunma Sayısı
994
 

İstanbul - Ankara: 5 Saat!

İstanbul - Ankara: 5 Saat!
 

Yazımın başlığına bakıp Bolu Tüneli ile ilgili bir yazı olduğunu sanmayın. Bu yazı yaklaşık 2, 5 yıl önce yazıldı. Yetkililere ve medyaya bir tepki olarak. Hiç değiştirilmeden şimdi neden mi yine burada? UNUTMAMAK VE UNUTTURMAMAK İÇİN!

22 Temmuz 2004 Perşembe, saat 18:00… Yakup Kadri Ekspresi hareket etmek üzere. Yolcular sadece 5 saat sonra Ankara’ya ulaşacaklar. İşte bu rahatlıkla ve güvenle koltuklarına yaslanıyorlar. Acaba hangi güven? Bu güven kime? Sıcakta genişleyen raylara mı, makiniste mi, ‘sayın’ ulaştırma bakanına mı, TCDD yetkililerine mi yoksa daha önce başka bir isimle binilen daha sonra başına sadece “hızlı” sıfatı eklenerek ekspres hale getirilen trene mi?

Tren Pamukova’da raydan çıkıyor ve kızılca kıyamet işte o zaman kopuyor. Çünkü kızılca kıyametin kopması için ne sivil toplum örgütlerinin ne de akademisyenlerin uyarıları yeterliydi bu hükümet için. Birileri ölmeliydi ki hatalarının farkına varsınlar, geri adım atsınlar. Yoksa akademisyenler sürekli konuşur, ‘boş konuşur’ değil mi ‘sayın’ bakanım? Ne gerek var dinlemeye, görüşlerini almaya bilim adamlarının? Boşuna mı kadrolaştınız TCDD’de ve diğer kurumlarda? Orada vardır danışacak birileri.

Demiryolları birikim ve deneyim isteyen bir alandır. TCDD’deki deneyimli elemanlar, mevcut raylarla ve hiçbir altyapı çalışması yapılmadan, sadece trenin ismini değiştirerek bu işin olmayacağını biliyorlardı ve bu projeye karşı çıktılar. Dolayısıyla uzaklaştırıldılar ve yeni elemanlar (yandaşlar) onların yerini aldı. Yetkililer ‘trenlerde Ülker ürünlerinin ücretsiz ikramı hakkında’ Emin Çölaşan’ın sorularını geçiştirdiler, işlerine baktılar. Hızlı tren projesiyle uğraşıyorlardı. Neyiyle uğraştılarsa artık? Herhalde ismine karar veremediler. Konu uzadıkça uzuyor, dağıtmamak lazım yoksa içindeki nefreti sayfalara sığdıramaz insan.

TCDD’den yapılan tek açıklama: “Tren hızlı değildi, kazanın olmaması lazımdı.” Yok canım! Bu kadar basit mi? Sizin de o koltuklarda olmamanız lazım beyler. Akademisyenler sizi uyarırken neredeydiniz? Kazadan sonra iki makinist gözaltına alındı. Vurun abalıya! Günah keçisi lazım size. Olayın duyulduğu anda ulaştırma bakanı istifasını açıklamalıydı. İstifa etmek bir yana dursun ‘beyefendi’ açıklama yapıyor: “İstifa etmeyeceğim, zoru görünce kaçanlardan değilim.” Bu göz boyayan sözler “Bir Koltuk Sevdası” filminden tanıdık geliyor bize. İstifa etmek zoru görünce kaçmak değil, aksine dürüst bir davranış olurdu. Ve ekliyor: “Yaptığım her uygulamanın arkasındayım, gerekirse her şeyin hesabını veririm” Her uygulamanın arkasındaysa ve sorumlusu kendisi ise; 36 kişi için başka sorumlu aramaya gerek yok. Hesap vermeye gelince, oradan söylemekle olmaz. İstifa etmeden yargı yolunun açılmayacağını herkes biliyor ve hesap vereceği tek yer bağımsız mahkemelerdir. Bir kuru özürle geçiştirilecek şeyler değil bunlar, buyurun istifa edin de görelim.

Kazazede Abdülkadir Güzel kazadan 10–15 dakika önce restoran vagonuna gittiğini, dolu olduğu için geri dönerken vagonların arasındaki hız göstergesinde hızın 132km/h olarak göründüğünü söyledi. Diğer bir kazazede Muhittin Anık 145km/h hızı gördüğünü, 136km/h hızdan biraz sonra kaza olduğunu, trende görevli garson Aykut Dağlar ise trenin o bölgede her zamankinden daha hızlı gittiğini söylüyor. TCDD başkan vekili ise o bölgede hız yapılmadığında diretiyor. Yılların makinisti sıcaktan rayların genişlediğini, bakan ise rayların müsait olduğuna dair raporlar olduğunu söylüyor. Bu ne çelişki beyler? (Yazımı yazarken henüz kaza sebebi belli olmamıştı)

Birleşik Taşımacılık Sendikası ve çeşitli mühendislik odaları suç duyurusunda bulunacaklar. Lütfen hiç kimse bu olaya duyarsız kalmasın. Yetkililer, suçlu olanlar cezalandırılsın ki bir daha insanlar ölmesin. Ama keşke suçlular cezalandırılınca her şey düzelse. Artık biz gençleri daha fazla isteyemez hale getirdiler, daha fazlasını bekleyemiyoruz. Ne beklenebilir ki? Kopenhag Kriterleri arasında uçak alım-satım anlaşması olduğunu sanan başbakan, hızlı trenin de sadece isimden ibaret olmadığını anlamıştır umarım.

Bir de görsel basın var ki sormayın! Haberi en hızlı alabileceğimiz araç TV, fakat en doğru mu bilemiyorum. Kazadan hemen sonra canlı telefon bağlantıları başladı. Durgun bir günün ardından, haber kanalları için müthiş bir fırsattı bu. Herkes TV başında… Ne yapıp edip izleyiciyi kendi kanallarına çekmeliydiler. Peki, nasıl olur? Pekâlâ olur! Eğer haberi farklı verirseniz, ölü sayısını fazla söylerseniz en kanlı canlı kanal oluverirsiniz. Hali hazırda şok içindeki seyirci ne olduğunu anlamaya çalışırken ölü sayısının beşer onar arttığını sanarak, en çok ölü sayısını söyleyen kanalı izler doğru olduğunu düşünerek. Bir kanalda 14 ölü diyor, kim izler o kanalı diğerleri 50–60 ölü derken? Açık arttırma gibi… 20, 40, 70 ve 100’ün üzerinde ölü sayın seyirciler. En yüksek sayıyı söyleyen reytingi kapıyor. 234 yolculu trende 100’ün üzerinde ölü ve artması bekleniyor. Ortada henüz görüntü de yok. İşte bu şartlarda trende bir yakınınızın olduğunu düşünün. Ertesi gün gerçeği öğreniyoruz. 36 ölü, 81 yaralı varmış. İnsan tren kazasında 36 ölü olduğunu duyunca rahat bir ‘oh’ çeker mi hiç? Bu medyayla çeker kardeşim. Bu mu sizin sosyal sorumluluk anlayışınız, yayın politikanız, saygın güvenilir kimliğiniz? Hiç mi düşünmüyorsunuz trendekilerin yakınlarını?

Bilecik Valisi canlı telefon bağlantısıyla kendisine soru soran spikere : “Yeter!” diyor, ‘yeter saçmaladığınız’ dercesine, “çalışıyorum” diyor. Başka bir kanalda alt yazı: “100’den fazla ölü var.” Yazının üzerindeki spiker telefondaki kişiye soruyor: “30–44 civarında ölü olduğu sanılıyor, bilginiz var mı?” Aynı kanalda tutarsız haberler. Muhabirin biri konuşuyor: “Şimdi bir yaralı çıkarttılar, ona soralım. Aaa, cesetmiş, yaralı sandım.” Elma seçen birinin ‘aaa çürükmüş’ demesinden ne farkı var bunun? Başka bir muhabir: “Son yaralıya soruyoruz…” Sanki tüm yaralılar ölmüş gibi, sanki hiç kimse onları izlemiyormuş gibi, sanki umursamazca… Biraz sonra alt yazılar değişip 50’ye düşüyor ölü sayısı. ‘En az 50 ölü’ yazıyorlar garanti olsun diye, izleyen izledi zaten az önce 100 yazarken, kapıldı reytingler. Sanki elma armuttan bahsediyorlar, insan hayatından değil. Kamera arkası konuşmaları tahmin edebiliyorum: “Abi 100 çok oldu, fazla salladık galiba.” “Tamam, 50 yazın garanti olsun.”

Bir hatırlatma: ABD başkanlık seçimleri sonucu AL Gore’un başkan seçildiğini önce duyuran CNN muhabiri, Bush başkan seçildikten sonra ( o da mahkeme kararıyla) istifa ediyor. Bu hatayı gururuna yediremeyip, şerefli bir davranış sergiliyor. Televizyoncularımıza ve ulaştırma bakanına örnek olması dileklerimle…

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 12
Toplam yorum
: 24
Toplam mesaj
: 7
Ort. okunma sayısı
: 1472
Kayıt tarihi
: 26.01.07
 
 

İzmir, 1983 doğumluyum. İstanbulda lisans eğitimimi tamamladıktan sonra İzmir'e döndüm. Hedeflerim d..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster