Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Aralık '08

 
Kategori
Kültürler
Okunma Sayısı
545
 

Kadın koca alırken özgürlüğünü satmamalı

Kadın koca alırken özgürlüğünü satmamalı
 

Nazım Hikmet nasıl da güzel özetleyivermiş kadına genel bakışımızı:

“Ve sanki hiç yaşamamış gibi ölen

Ve soframızdaki yeri

Öküzümüzden sonra gelen

Ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız”

Oysa kadının toplumdaki yeri bu olmamalıdır. Yıllardır “Her başarılı erkeğin ardında bir kadın vardır” denilmemiş midir? Ev yönetimi bakımından, tüm erdemlere sahip olan kadın, kocasının en yakın dostu, hayat arkadaşı, dert ortağıdır. Evin düzeninden, yemekten, çocuk bakımından, giyimden kuşamdan, misafirlerin en iyi şekilde ağırlanmasından hep kendini sorumlu tutmuştur kadınımız. Kısacası evi yaşanası kılan odur. Dolayısıyla kadın hakkı, öyle kolay ödenecek cinsten değildir.

Hal böyleyken kadınlar, erkek egemen toplumlarda, sürekli horlanmış, aşağılanmış, saçı uzun aklı kısa olarak nitelenmiştir. Bazı ülkelerde çalışması bile kocasının iznine bağlanmıştır. Tapular genellikle hâlâ erkeğin üstüne kesilir, bankaya para erkeğin adına yatırılır. Kadının yeri evi, görevi ise doğurmak ve çocuğuna bakmak olarak algılanır. Sırtından sopayı, karnından sıpayı eksik etmeyeceksin dedikleri kadın, doğurmazsa, dışlanır ve “kunnamadık katır” nitelemesi yapılır. Erkeklerin övünme payı çıkardıkları yolsuz ilişkiler, kadınlar için hoş karşılanmaz; bu tip ilişkiler kadın için yüzkarası, erkek içinse elinin kınası olur. Erkek milleti, kadının kendilerinden üstün ya da aynı düzeyde olmasını hiç ama hiç kabul edemez, nedense? Hükümetlerde, meclislerde, üst düzey görevlerde bulunan kadın sayısının oldukça az olması bunun kanıtı sayılmaz mı?

Bu durumun sorumlusu biraz da kadınlardır. Yasalarımızda kadın erkek ayırımı olmamasına karşın, kendini kocası ile aynı düzeyde göremiyor bizim kadınlarımız. Çocukluğundan beri şükretmeye alıştırılmış olduklarından olacak, çoğu bu çağda bile hâlâ sindirilmeye, susturulmaya, sömürülmeye rıza gösteriyor. “Kaderim bu benim” demekle yetiniyor ve savaşmaktan kaçıyor. Çok büyük bir bölümü de ekonomik özgürlüğe sahip olmadığı için eşlerine bağımlı kalıyor; evlenmeden önce başı açık olanlar bile evlenince, kişiliklerinden ödün veriyor: Saçlarını örtmek, çarşafa bürünmek zorunda hissediyorlar kendilerini. Çoğu da evde hırgür çıkmasın diye, kocasının istediği partiye oy veriyor.

Bizde aynı görevde bulunan kadın ile erkek aynı ücreti alırken, kendilerini medeniyetin beşiği sayan ülkelerin bir kısmında eşit işe eşit ücret de yoktur. Kadınlarımıza, seçme ve seçilme hakkı bu ülke kadınlarından çok önce verilmiştir. Bu nedenle feminist hareketler bizde değil Batı’da başlamış. Onlarla bizimkiler arasındaki en büyük fark, onların istemeyi ve almayı bilmeleridir. Bizimkilerin çok ama çok büyük bir bölümü ise verilene razı oluyor, hakkını bile kullanmıyor ya da kullanamıyor.

Elime komşularımızın Fransızcaya çevrilmiş ve Le Robert tarafından yayımlanan “Atasözleri Sözlüğü” geçti. Komşularımızın kadına nasıl baktığını atasözlerinden anlamaya çalışalım.

ARAPLAR: 1-Kadının camisi evidir. 2-Karını her sabah döv, nedenini sen bilmesen de o bilir.

İRANLILAR: 1- Bir kadın doğurmadıkça, aileden sayılmaz. 2- Bir köpekten sadakat bekleyebilirsin ama bir kadından asla.

GÜRCÜLER: 1- Kadın iyi olsaydı, Tanrının da bir karısı olurdu. 2- Binlerce koca, güzel karıları için öldürülmüştür.

ERMENİLER: 1- Karınızı bir yaşlının, atınızı ise bir gencin gözüyle seçiniz. 2- Pas tutmayan yegâne kılıç, kadının dilidir.

RUSLAR: 1- Şeytan çaresiz kalınca, yerine bir kadını yollarmış. 2- Akıllı birisi, karısının gözyaşlarında sadece su görür.

BULGARLAR: 1- Dişi köpeğine güven ama güzel karına asla. 2- Karını döversen, barındırdığı yedi şeytanı kovarsın.

YUNANLILAR: 1- Dünyada üç felaket vardır: Ateş, kadın ve su. 2- Kocasının kürekle getirdiğini iğne ile dışarı atan kadın yuvayı yıkar.

Ne yazık ki onlar da kadınlar hakkında farklı düşünmüyor: Hangi üzüm, hangi üzüme bakarak karardı acaba?

Cevap ne olursa olsun, kadınların toplumda hak ettiği yer bu olmamalıdır. Onların arzu edilen düzeye gelebilmeleri içinse, öncelikle kadınların bilinçlenmesi, bu uğurda daha fazla çalışması, daha çok çaba sarf etmesi, beylerin de onlara yardımcı olması gerekmektedir.

Unutulmamalıdır ki bir ailede mutluluğun temel taşı eşitliktir. Evdeki huzur için, erkeğin eşini bir kadın olarak değil de bir insan olarak görmesi kaçınılmazdır. “Dövülmemiş kadın, kaşağılanmamış kısrak gibidir” diyen Romanyalılardan değil de “Karısını döven, sol eliyle sağ elini döver” düşüncesindeki Danimarkalılardan yana olmak, daha insancıl bir tavırdır ve insanlığın gereğidir.

Kimi der ki kadın

Uzun kış gecelerinde yatmak içindir.

Kimi der ki kadın

Yeşil bir harman yerinde

Dokuz zilli köçek gibi oynatmak içindir.

Kimi der ki ayalimdir,

Boynumda taşıdığım vebalimdir.

Kimi der ki hamur yoğuran.

Kimi der ki çocuk doğuran.

Ne o, ne bu, ne döşek, ne köçek, ne ayal, ne vebal.

O benim kollarım, bacaklarım, başımdır.

Yavrum, annem, karım, kız kardeşim,

Hayat arkadaşımdır.

NAZIM HİKMET

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 95
Toplam yorum
: 70
Toplam mesaj
: 21
Ort. okunma sayısı
: 1711
Kayıt tarihi
: 12.06.07
 
 

Emekli öğretim görevlisi, çevirmen, öykü yazarı, kültür ve düşün dergisi Gerçemek'in sahibi ve ge..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster