Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Şubat '16

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
163
 

Kapan susam kapan

Kapan susam kapan
 

resim internetten alıntıdır


Bir kaç kez hayatı sonlandırmayı düşünmüştüm. Öyle alışılagelmiş bir intihar değil. Avuçla hap yutma ya da yüksek bir binadan atlama eylemlerinden çok uzak. Bir anda hiç bir eyleme gerek kalmadan sonlanacaktı. İlkokulda ki gibi bir iki üç “tıp” duracaktı her şey. O kadar tembelim ki doğru dürüst bir intiharı düşünememiştim bile. Hep kendiliğinden olsundu. Hep o çizgi filmler, tatlı cadılardır bunlara sebep suçları sabittir.

Yaşamaya yeltendiğim zamanlar da oldu, hakkımı yemeyelim. Ne zaman nefes almaya başladıysam…

Siz hiç sinek oldunuz mu? Pencerenin ne olduğunu bile bilmeden arasından geçip,  sevimli yüzlü bir yaratığın elinde ki tanımlayamadığınız bir şeyin içinde kaldığınız oldu mu? Uçmak bu kadar mümkün görünüyorken, kanatlarınızı  görünmez bir yerlere çarpıp çarpıp defalarca düştünüz mü? Pencere, o sevimli yaratık, ileride ki sokak, ağaçlar hepsi önünüzde hiçbir engel yok gibi ama olmuyor, her türlü uçuş tekniğini denemenize rağmen nasıl olmaz? Umutsuzluğa kapılmıyor, bir süre sakin bekliyorsunuz. Kuvvet toplayıp, dikkat toplayıp geldiğiniz yöne doğru sıkı bir hamle, bir hamle daha aynı merkeze tepe taklak düşmek ne sinir bozucu, ne korkunç. Çırpınmak kelimesi bu eylemden sonra keşfedilmiş olmalı.

Siz yukarıda ki satırları okurken “hımm! Kafka’dan esinlenme demek, köşeye sıkıştın yazarcık” diye içinizden geçirmiş olabilirsiniz. Ben sizin yerinizde olsam, düşünebilirdim bunları. Ama içinde bulunduğum durumları size anlatabilmek, anlaşılır kılabilmek içindir bu benzeştirmeler.” Köşeye sıkıştım” ifadesiyle geçiştirilebilecek bir durum değil ki bu. Sıkıştım evet ama köşeye değil tam orta yere; ben her tarafımı engelsiz görüyorken, evren de beni görüyorken. Sıkıştım, kaldım her yaşama esnasında.

Zaman zaman umurumda da değil yaşayıp yaşamamak. Yaşam hakkı denen bir hakkınız var mesela, size sunulmuş, sunulurken size sorulmamış. Ya da sorulmuşsa bile biz şu an bunun bilincinde değiliz. Bilincinde olmadığımız bir şey gözümüzü çıkartacak kadar yakınımızda da olsa bizler için yoktur. Her şey bilincin ulaştığı yere kadar. Bana yok olan, bir başkasına var. Hepimiz kendi gerçekliğimiz kadarını yaşıyoruz. Ne garip ben hala eşit, ortak bir yaşam diyenlerdenim.

İnsan kendi başına açtığı sorunlarla boğuşmaktan yaşamın, yerkürenin,  evrenin, işleyişin ayırdına varmaya zaman bulamıyor. Yaşam sandığı o döngünün arasında sıkışıp kalıyor. Çevresel, sosyal, siyasal, global…meselelerin kaç türü var? Ne zaman geleceğiz yaşama, ne zaman doğacağız?

Duygular, akıllar yer ile yeksan. Her an yeni bir sınavdan geçmekteler de ondan. Aklımı koru ya rabbim (tanrım ya da her ne derseniz) dediğiniz olaylar çoğunlukta değil mi? Sırtınızı dönüp işinize bakabilmeniz kendinize dönebilmeniz de bir mesele haline gelmiyor mu?

İşte tam o andır üzerinizde o cam kavanozu hissettiğiniz ve hep aynı yere düştüğünüz. Oysa görüyorsunuz ağaçlar az ilerde,  şu yaprağa konup oradan tekrar havalanacaksınız kat edeceğiniz daha çok uzun yolunuz var. Bal böcekleri, kuşlar, kelebekler, ateş böcekleri  ve adını anmayı unuttuğunuz ne kadarı varsa hep bir yerde buluşacak. Hayatın ritmiyle hep birlikte yaşamaya kanat açacaksınız. Ne mümkün. Çember daralıyor, arılar kelebeklere saldırıyor, kuşlar ölüyor. Kanatlı kanatlının kanadından ölürken biz nasıl uçacağız hep birlikte kesif edeceğimiz  yerlere?

Oysa yaşamak isterdim hür bir dünyada, hür insanlar arasında. Gördükçe insan insana tutsak, insan insana cellat, insan insana set, insan insana kalmamış. Koskoca bir yalan olmuş hürriyet. 

Hayatı durdurmak istiyorum, siz istemiyor musunuz? Bir anda dondurup sonra yeniden başlatmak mesela. Açma kapama düğmesi nerede bunun?

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

İçinde yaşadığımız; kör, yüzeysel, akıldışı varoluşların (ki aslında 'yokolus' gibidir) genç bir insanı "açıl susam açpıl" hayallerinden sokup alarak tüm güzel dileklerin kapandığı bir yengeç kıskacına itisini anlayışla karşılıyorum. Kafka ve Camus'ya göz kırparak ak sayfalara düşen bu ince isyana rağmen sorumluğu yine de bürokratik, iktisadi ve militarist aklın (ki aslında bir tur 'akil dışılıktir') egemenliğindeki "sistem dünyasında" görüyorum. Oysa, onun karşısında duygularımız, yüz yüze ilişkilerimiz ve gündelik hayatlarımızdan oluşan bir "yasam dünyamız" var! Birincisini değiştirmedikce benzer dostlar arasında sıkı dayanışmanlarla ağırlığı bu ikinci dünyamıza vererek yaşamanın katlanma, direnme açısından önemli olduğunu düşünmekte ve önermekteyim. Sevgi, selâm ve esenlik dileklerimle...

Ersin Kabaoglu 
 21.02.2016 12:11
Cevap :
Atıfta bulunduğum sizin de belirttiğiniz sistem dünyasıdır. Sistem dünyasının, günlük hayatımıza ve ilişkilerimize de nüfuz etmesi kaçınılmaz. Nerde o eski dostluklar, komşuluklar, saygı, sevgi, mütevazı insanlar... sözlerine hep aşinayız.Genç arkadaşlarım arasında dostluk kavramının yitirildiğini ya da çok ender olduğunu gözlemliyorum. Ben onların bir nesil öncesi olmakla şanslı tarafta hissediyorum. İnsanlık kendi kendini tüketmede durmuyor ve tarihin bu döneminde dünyanın kararan bölümünde bir de üstelik bu karanlığa kucak açan söz sahipleriyle uçuruma birer ikişer bazen onlarca düşmekteyiz.Tüm bunların ötesinde Hayatı çekilir ve çekici kılan öğrenme merakı. Hayat bitmeyen bir öğrencilik. İsimlerin başında hangi ünvanlar olursa olsun,öğrenciyiz aslında.Önerdiğiniz aile,dost dayanışmalarımızla güç topluyor, direniyoruz. Yoksa bir, iki, üç, "tıp"... dünyada hayat donmuştu:)Sayfamda değerli varlığınız için teşekkürlerimle, saygılar   22.02.2016 3:01
 

İnsan,varlığını biçimlendirmede sıkıntıya düştü.Kutsallaştırdıkları da yetmedi.Bağlılıkların en yoğununu bile denedi,ama yine de eksikliğini ve kusurunu gideremedi.İçindeki savaşı durduramadığı için acılarından kurtulamadı.Ne güzel mutlu eğilimlerle doğmuştu oysa.Her şeyle birlikte kendisini de başıboş bıraktı.Ne doğasıyla ne dünyasıyla ne de evreniyle uzlaşabildi.İnsanlık kuruntusuna saplanıp kaldı.Özbenliğinin paslı kilidini kırıp ruhunun kapılarını da açamadı.Ve kendi ışığıyla içindeki karanlıkları aydınlatamadı.Varlığından habersiz yokluğunu zenginlik saydı,ama dağılıp ufalandıkça lapalaştı...Anlamlıydı!Selam ve saygılarımla.

Abbas Oğuz 
 19.02.2016 22:33
Cevap :
İnsan kendi muhteşem doğasının bile farkına varmadan tüketip yitiyor değil mi? Anlamlı yorumunuza teşekkürler, selamlar  21.02.2016 1:54
 

"Kafka'dan esinlenmek" bir yana, A.Camus'u anımsattı bana yazınız.Tam da yaşamın "coğito ergo sum"unu bulmak. Ne yaşam ya da evren tek başına absürd'tür ne de insan. Camus'un Düşüş'ünün kahramanı J.B. Clamance'nin "boğuntu hücresi"nden herkeste var sanırım. Derin felsefik, anlamlı bir deneme. Elinize, yüreğinize sağlık. Sorgulamaya devam. Sevgilerimle...

Akın Yazıcı 
 18.02.2016 15:19
Cevap :
Etrafımızda görünen duvarlar yok ama iç odalarımızda hapisiz. Rahatsız bir uykunun rüyasıdır yaşam kim bilir? Kıpırdayamamanın ağrısı çöreklendikçe kaosa düşüp kabusa dönüyor uykularımız. Kuşku duymadığım tek şey düşündüğümüzdür uykumuzda bile:) Yeni ufuklar açtınız fakir zihnimde teşekkürlerimle  19.02.2016 1:11
 

Düşünmez mi, düşünüyor elbette insan bazı çaresiz zamanlarda. Durdurma tuşu ya da ileri sarma, geri sarma tuşu... Kendimi çok güçsüz hissettiğim, içinden çıkamayacağımı sandığım durumlarda hep yaşamı ileri sarmak istemişimdir. "Bitsin nasıl biterse bitsin ama kurtulayım şu andan" diyerek. Güçlü zamanlarımda da geri sarıp yanlışlarımı düzeltip gelmek isterim. Hayat, insanlar boğdukça bizi çaresizce arıyoruz elbette bir çıkış düğmesi ama yok... Çok güzel bir yazıydı Devrimce. Hislerime tercüman olmuşsunuz. Sevgilerimle.

Adil Serkan SATI 
 17.02.2016 10:51
Cevap :
"Hayat kısa, kuşlar uçuyor" diyor Cemal Süreya. Geride kalanlara da uzuyor. Uzun dümdüz bir monolog, üstelik aynı cümlenin tekrarı hayat artık. Sosyal, global, çevresel, siyasal...sorunlar, güç savaşları, açlık.. Ben stop düğmesini ararken, siz ileri geri sarma tuşunu düşünmüşsünüz:)En yakın zamanda bulmalı Adil Bey. Hep birlikte evrene pozitif düşüncelerimizi yayarsak başarabiliriz belki:)Teşekkürlerimle  18.02.2016 2:22
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 24
Toplam yorum
: 73
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 183
Kayıt tarihi
: 23.06.11
 
 

Çocukken en çok gökyüzünü merak ederdim. Sürekli sorular sorardım, o kadar bıktırırdım ki, "çok f..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster