Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Eylül '06

 
Kategori
Psikoloji
Okunma Sayısı
1555
 

Kaybolmuşsun sen...

Kaybolmuşsun sen...
 

Dertleşelim mi seninle biraz? Dert derken, belirgin bir derdin adresini veremezsin bana belki de, sende hiçbir zaman pek belirgin olmadı çünkü böyle şeyler. Her şey birleşip karıştı, bulamaç haline geldi içinde, erteledikçe, daha önemlisi paylaşmadıkça. Sıkmamak için kimseleri dudaklarını mühürledin. İnsanlar çevrelerinde sıkıntı görmek istemezler diye, ya da kimisi ‘benim sıkıntım herkesten çok’ gibi rekabetçi bir düşünceye sahip olduğu için onlarla da konuşamadın. ‘Ne kadar neşeli, yaşam dolu bir insan’dın, anlatmak istedin, ‘Aman sen mi, senin ne gibi bir derdin olabilir ki?’ dediler.

‘Ben kendimi bildim bileli... ’ diye sayısız cümleler kurulur ya, sen kendini hiç bilmiyorsun artık. 18-24 yaşları arasında belki biraz biliyordun kendini ya da sen öyle sanıyordun; ama artık 25 yaşın geçince, yani her yerde ‘yetişkin’ olarak gösterilmeye başlandığından beri kafanda her şey bir anda karıştı. 24 iken genç sayılırken 25 iken niye yetişkin olman bekleniyordu? Hem sen küçükken hep büyüklerle biraradaydın, onlarla olmaktan ve onlar gibi olmaktan memnundun. Şimdi de yetişkin değil, genç olmak, onlar gibi davranmak istiyorsun. Hayatında hep zamanlama hatası yaptın sen zaten.

40’lı-50’li yaşlarındakiler belki de bunları gülerek okuyorlar, ‘Daha çocuksun sen.’ diyorlar; ama değilsin. Hissettiğin yaş genç değil. Hayat ellerinin arasından kayıp gidiyor gibi geliyor sana, değil mi? Birkaç yıl önce bir yerlerde hayatının ipleri kopmuş sanırım ve kaybetmişsin kendini, bulamıyorsun.

İyi bir insanla evlisin belki de, her gün gidecek bir işin var, dost değil belki ama birçok arkadaşın var; ama bir yerlerde hep bir eksik var, ta içinde bir yerlerde. Fulya’nın zırhla ilgili yazısındaki gibi belki de sana ‘yavaş yavaş giydirilen zırh deriye dönüştü’ sende, ayıramıyorsun artık kendinden. Nerede sen başlıyorsun bilemiyorsun.

Sürekli eleştirmekten, her şeyin suçunu kendinde bulmaktan sıkıldın. Biraz da affetmek istiyorsun kendini, yaptıkların için, belki de en çok yapmadıkların için. Kendini kaybetmişsin sen, şimdi anlıyorsun belki de, birkaç yıl önce bir yerlerde; ama nerede ne zaman bilmiyorsun.

Yaşam ırmağın akıyor, sense onunla beraber yüzeyinde sürükleniyorsun o seni nereye götürürse oraya. Belki ta derine dalmalısın, belki de yanlardan sarkan dallara tutunup kendini çekmelisin; ama nerede durmalısın hayatta ya da hangi taraftan gitmelisin karar veremiyorsun, değil mi? Ta içinde derinlere bakamıyorsun; çünkü bir daha çıkamayabilirsin oradan, bulacaklarından da korkuyor olabilirsin. Dipsiz bir karanlık var orada seni bekleyen belki de, kimbilir? Ama bulmalısın kendini, durmalısın bir yerlerde yaşamın. En kötü karar, kararsızlıktan iyidir, öyle değil mi?

Blog Foto: Emmet Gowin

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Sevgili Pınar, Hayat ırmağı akıyor ve bazen sürükleniyoruz. Ama bazen akışa bırakmak lazım kendini. Çünkü derler ya "su yolunu bulur" Hayat her zaman kendi denetimimizde gelişmiyor. Zaten eğer onu her daim kendi denetimimize alırsak çok fazla yorulmaz mıyız? Ve insan kafası karşıksa ve bir yol bulmaya çalışıyorsa daha da çıkmaza düşüyor ne dersin? Ama akışa bir süre bırakırsan tıpkı durulan bir su gibi oluyorsun ve her şey rayına giriyor kısa bir süre sonra. Çok güzel bir yazıydı yüreğine sağlık. Kucak dolusu sevgiler...

Fulya 
 20.09.2006 11:14
Cevap :
Sevgili Fulya, hayatı her daim kendi denetimimize almaya çalışmak gerçekten çok yorucu, hatta tüketici bir şeydir, sürekli diken üstünde olmaktır. Kendimizi akışa bırakmak evet bir süreliğine dinlendirici olabilir; ama uzun zamandır kendini akışa bırakıp sonuçta geldiği yeri tanıyamayanlar da vardır ve dönüş için çok geç kalmış olabilirler. Ama dediğin gibi kafası karışık biri, nasıl bataklığa debelendikçe daha çok batarsın işte öyle çıkmazlara girebilir. O nedenle biraz basit bakmak lazım yaşama sanırım, biraz rahat olmalı dediğin gibi. Kafası hep karışık olanlar ne yapmalı onu ise bilemiyorum... Teşekkürler, Sevgiyle kal...  20.09.2006 14:20
 

Öylesine yazılmış bir metin değil bu... İlk gençlikten bir sonrası da değil sorun...Bilincimizi ne belirler sorusunun karmaşık bir yanıtsızlık yazısı belki... Üst yapı nasıl belirse sunulanları ;alt yapının cehaleti varsa şayet tam sunulana yanıt verir.... Oysa gelişen bilim çözmüş sorunu.."Sınıfsal konumumuz bilincimizi belirler" ( Elle tutulacak kadar)gelişmiş artık bilincimiz.Sunulanları sorgulamak yerine ,çekici mistik bencilliğimiz sorun çıkaran.... karışan bir şey yok özellikle karıştırılanlar var bu anlamda... Ne denli çekici olsada ayrıntı; daha iyi bir yaşam için gereksiz.... Görevlerimiz mi var? hayır ya nedir sorun?...neden daha iyi bir yaşamın yanıtı nedir o zaman... Evrim, sürekli evrim sürekli evrim ... Diğer canlılardan ayrılan tek yanımız beynimiz değilki yada ayrıntı içinde boğulduğumuzu sandığımız duygularımız.. evrim çözüyor görece olarak yavaş ta olsa... Aşk örneğin,üreme dürtüsünün ayrıntılanmış allanmış,pullanmış hali sonuçta..

Yücel EVRENN 
 19.09.2006 12:03
Cevap :
Sevgili Yücel, gerçekten eleştirinin eleştirisine iyi bir katkı yapmışsınız. Teşekkür ederim. Dediğiniz gibi, ayrıntılar belki hiç istemesek de hep çekici gelmiştir çoğumuza ve durmadan daha iyi bir yaşama nasıl ulaşırım, yaşamdaki yerim nedir diye sorgularken kendimizi ve yaşamı, belki de evrim bize yanıtlayacaktır.  19.09.2006 13:54
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 132
Toplam yorum
: 408
Toplam mesaj
: 82
Ort. okunma sayısı
: 2896
Kayıt tarihi
: 09.08.06
 
 

Odtü mezunu; edebiyat ve sinema düşkünü biriyim. AFSAD’ta fotoğraf, Sinematek’te film yapımı üzer..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster