Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

27 Kasım '10

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
1343
 

Kutsal mutsal değiliz, öğretmeniz...

Kutsal mutsal değiliz, öğretmeniz...
 

Kutsal mutsal değiliz kardeşim, herkes işine baksın!

Bugün gazetesi yazarı “Sayın Gülay Göktürk “26 Kasım 2010 tarihli “Hiçbir meslek kutsal değildir” başlıklı yazısında, öğretmenlerin böyle günlerde yakınma, sızlanma yerine çuvaldızı birazcıkta kendilerine batırması gerektiğini belirtiyor.

Yazısına devamla benimde yıllardır sinir olduğum "öğretmenler kutsaldır! martavalının” analizini şöyle yapıyor.

<ı>"Peki neden bizde öğretmenlik kutsal bir meslek olarak algılanır? <ı>Bunun sebebi, "milli eğitim" politikamız ve devlete ilişkin algımızdır. Bu politika öğretmeni devletle aile arasında bir köprü olarak görür. Devlet, yeni kuşakların yetiştirilmesinde, aileye kesinlikle güvenmediği için, aslında ailenin görevi olması gereken "sağlıklı, ahlaklı, üretken ve mutlu bir çocuk yetiştirme" görevini aileden alıp okula devreder. Öğretmenlerin asli görevlerini de bilgilendirmekten önce eğitmek (eğip büküp bir kalıba sokmak) olarak tanımlar. İşte bu asli görev tanımı içinde, öğretmenlik "kutsal" bir nitelik kazanırken öğretmenlerin iyi öğretmen olmak için bilgi çağını yakalama gibi zahmetli işlere girmelerine gerek kalmaz. Rejime sadık oldukları konusunda şüphe doğmadıkça kimse fazlasını istemez. İyi öğretip öğretmediklerine, verimlerine, yaratıcılıklarına, pedagojik formasyonlarına, bilgi dağarcıklarına bakılmaz. Kısacası devlet, öğretmenler aracılığıyla yeni nesilleri devletleştirir. Ve bu süreç, hamasi nutuklarla taçlandırılıp, öğretmenler bir nevi "devlet misyonerleri olarak" kutsal bir kata yerleştirilir.

Gülay Göktürk gerçektende, tam olarak öğretmenler gününde, öğretmenlerin içerisinde bulunduğu “korkunç durumu” gözler önüne seriyor. Belkide öğretmen, Cumhuriyet tarihi boyunca asıl görevi olan “Öğretmek” konusuna neredeyse hiç girmedi.

Bu yönde çok az konuştu. Aslında böyle bir konuyu konuşma ihtiyacı bile duymadı.

Öğretmen asıl görevini bir yana bırakarak, devletin istediği gibi “ezberci, ” saçları model olarak da belli ölçülerde kesilmiş tercihan jölesiz, kravatlı, söz dinleyen, ilköğretimde mavi önlüklü, ortaöğretimde lacivert ceketli, kızlar için diz altı etek, asla kot giymeyen , hatta kot pantolondan nefret eden, kanvas pantolon karşıtı, mont giyim özürlü, “otur!” deyince oturan, “kalk!” deyince kalkan, törenlerde iki eli yanda, hava soğuk, hava buz, hava ayaz, hava sıcak, hava hamam gibi olmasına rağmen hazır olda kımıldamadan duran, eleştiri, yorum, “özgür düşünce” nedir bilmeyen robot öğrenci tiplemesi için mesai harcadı..

Aslında bu, tabiî ki öğretmenin hatası değildi. Çünkü öğretmen de yaşamı boyunca kendine verilen aynı kalıpları aldı ve kullandı.

Her öğretmen adayı mezun olduğunda vatana millete yararı dokunan bir evlat, pardon bir öğrenci yetiştirme azmiyle iş başı yaptı.(!)

Öğretmen hep geleceği kendisinin şekillendirdiğini zannetti. “Hâlbuki geleceği öğretmenden ziyade ailenin çocuklarına verdiği 'eğitim' şekillendirmiştir.”

Diğer taratan velilerin bizi bir psikolog, şekil verici, terbiye edici zannetmesi de boşuna değildir.(!)

Paradigmalar kolay yıkılmıyor maalesef.

Bu yüzden öğretmenler olarak, öğretmenler gününde ağlamayı, sızlamayı bir kenara bırakarak, gerçekten şu tipte soruları artık kendimize sormamız gerekir.

“Ne yaparımda öğrencilerime ilgili konuyu daha iyi anlatırım? Öğrencilerime en yararlı nasıl olabilirim? Onlara dürüstlüğü, korkmadan eleştiri yapmayı, fikir üretmeyi nasıl öğretirim? Cebimde, arabamda kitap taşısam, öğrencilerime okuma alışkanlığı kazandırabiliriyim? Neden her sabah bir gazete alıp okula gitmiyorum? Teknolojiyi öğretimde nasıl kullanırım? Dünya aynı seviye müfredatı nasıl? Onlar nasıl öğretiyorlar? Neden onlarda bizlerdeki gibi insanlara, çocuklara ne giymesi gerektiğini söyleyen, garip bir "kılık-kıyafet yönetmeliği yok?" Neden çocukların kılık-kıyafetiyle onlara öğretmekten daha fazla uğraşıyorum? Neden bana göre uzun görünen bir erkek öğrenci saçı, başka bir öğretmene göre uzun görünmüyor? Veliler toplantısında neden her öğrenci psikolojisi için veliler bana soruyor bende zevkle cevaplıyorum? Vb.

Güz Özlemi bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

TDK'da bu sözcüğün karşılığına (Tanrısal, olan, dokunulmaması gereken vs) bakıldığında en baştan kutsal meslek diye birşey olmadığı görülebilir. Üstüne üstlük para karşılığı verilen bir "hizmet" nasıl kutsal olabilir ki? Toplumsal düzenin sağlanması için insanlar nitelik ve tercihlerine göre meslekler seçer, bunları yerine getirirler, karşılığında hayatlarını sürdürecek bir gelir elde ederler. Bu da konun başka bir boyutu. Her zaman kutsal meslek saçmalığı bana itici gelmiştir. Doktorluk, askerlik, öğretmenlik... Suratlarına baktığınızda sizden hiç te farklı olmayan insanlara, neredeyse insaüstü bu sıfatın verilmesinin nedenleri var elbette. Bazıları sizin çok güzel açıkladığınız şeyler. Bir de bunu bir tür dokunulmazlık zırhı olarak kullanıp, psikolojik tatmin sağlayanlar da var. Ülke ve toplum olarak aydınlanmanın daha A'sında bile değiliz maalesef. Bir tabuyu sorgulamaya değer bulmanızı ve paylaşmanızı takdirle karşılıyorum. Selam ve saygılar.

Güz Özlemi 
 09.01.2011 19:21
Cevap :
Güzel bir yorum daha. Aynen katılıyorum. Saygılarımla...  11.01.2011 1:10
 

merhaba Bana göre kutsal olmayan meslek yoktur. Öğretmenlik ne kadar kutsal ise gazetecilik de o kadar kutsaldır. Tüm meslekler kutsaldır. Çünkü icra edilirken samimiyet, içtenlik ve sorumluluk alma hepsinde olması gereken kriterlerdir. Öyle topu taça atmayla kimse kendisini cemberin dışına çıkaramaz. Ancak öğretmenin yükü bu işlerde biraz daha zor ve biraz daha sorumluluk ister. Yazınızda aşağıdaki cümleye aynen katılıyorum. Öğretmen hep geleceği kendisinin şekillendirdiğini zannetti. “Hâlbuki geleceği öğretmenden ziyade ailenin çocuklarına verdiği 'eğitim' şekillendirmiştir.” En önemli öğretmen anne ve babadır. Onlar öğretmenliğini yapmadıkları için öğretmene eğitim yükü daha çok yükleniyor, yüklenmek isteniyor. Aile, sokak, basın-yayın üzerine düşen yükü sorumluluk çerçevesinde yerine getirmiş olsalar öğretmen kendi işini çok daha verimli bir şekilde yerine getirecek. Kendimizi sütten çıkmış akkaşık misali görüp, sucu başkalarına atma hastalığından kurtulmalıyız. Sağlıklı günler di

DurmuşGüler 
 06.12.2010 13:20
Cevap :
Katkınıza teşekkür ederim  06.12.2010 18:56
 

Yazınızın sonunda sorular sormuşsunuz, biliyorsunuz bu memlekette böyle aydınlık soru soranlara "komünist" damgası yapıştırılmış yıllarca. Ve en basitinden "gazete" hangisi? Cumhuriyet mi Zaman mı? İlkokul öğretmenimi anımsıyorum, o cumhuriyet kadını kimliğinin getirdiği derli toplu etek döpiyesiyle... Kırk yıl öncesinde derdi ki "Kalemi öyle ucuz satarlar ki, bir süre sonra kendin üretmekten vazgeçersin çünkü pahalıya mal olmaktadır. Sonra bir gün istedikleri fiyata satarlar kalemi sen de almak zorunda kalırsın" Tabi ki öğretmenimiz; "komünistti", "solcuydu" Yıllarca suçlandı ama biz yıllarca onun suçunun ne olduğunu anlayamadık... Ne deyim? Ruhu şad olsun sevgili öğretmenimin.

derinmavi.. 
 01.12.2010 23:32
Cevap :
Gazete okusun da...Nasılsa seçimini yapar. Çocuklarımızı emanet ediyoruz düşünmeden... Diğer taraftan böyle bir ayırım yapıyorlar. Öğretmeni nasıl öğrettiği ile değil, devlete bağlılığı ile ölçüyorlar. Buda her işimizde olduğu gibi birbirimizi yaftalamaya, ayırıma yol açıyor. Haklı olduğunuz gibi gazete adı bile ayırımcılık için yeterli. Saygılarımla.  02.12.2010 9:05
 

Her öğretmenin yaklaşımı farklı. Ders anlatabilme kapasitesi farklı ve evlatlar bir şeyler öğrenmek zorunda. Oğum bazı öğretmenlerinden "anlatamıyor" diye dertlendiğinde "Oğlum bu hayat boyu böyle olacak, sen baş etmenin yolunu bulup öğrenmen gerekeni öğrenmelisin" diyordum. İnsan olarak "iyi" olmak yetmiyor "öğretmen" olmak için. Ama tepki gösterdiğinizde "kişiselleştiriliyor".... Diyorum ya aklıma çok şey geldi ama konu dağıldı. Beyin fırtınası diye düşünün :) Reşat Nuri Güntekin'in yeşil Gece adlı kitabını okumuş muydunuz? Çalıkuşunu herkes bilir oysa bu kitabını herkes bilmeli ve okumalı. Kurtuluş savaşı ve sonrasında memleketim ve öğretmenlerin "karanlıkla" savaşı. Hala bu savaş var ama maalesef savaşamıyorlar; balık baştan kokuyor. Uzun lafın kısası öğretmenler "kutsaldır" diye düşünüyorum.

derinmavi.. 
 01.12.2010 23:24
Cevap :
Ölçülerimiz evrensel olmalı. Örneğin neden sadece "Türklerin öğretmenleri kutsal?" Neden eli öpülesi öğretmen oluyoruz? Mesleğin üzerini kutsallıkla kapattığınız zaman bizler nasıl en iyi olabiliriz? Her öğretmenin yaklaşımı bilimsel olmak zorunda. Karanlıkla savaşları da öyle. Katkınız için teşekkür ederim.  02.12.2010 9:15
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 126
Toplam yorum
: 507
Toplam mesaj
: 168
Ort. okunma sayısı
: 1422
Kayıt tarihi
: 06.02.07
 
 

Gazete ve kitaplara hep tersten göz atar, daha sonra okumaya başlarım. Bu özelliğim devrik cümlel..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster