Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

30 Eylül '07

 
Kategori
Gündelik Yaşam
Okunma Sayısı
497
 

Margo

Margo
 

Pencerenin önündeki begonya bir haftadır sulanmadığı için kurumaya yüz tutmuş.

Uzun süredir yıkanmadığı renginden belli sentetik eski perde, yarı aralık.

Boynumu uzatıyorum içeriyi görebilmek için,

Bembeyaz saçları, zayıf kuru bedeniyle, elinde bastonu Margo’mu geçti ne, bir odadan diğerine?

Yok... onun sessiz varlığı sessizce ve yapayalnız göçüp gitmiş bilinmeyene.

Öyle söylediler.

Pencerenin önünde her sabah görmeye alıştığım o çok yaşamış, çok görmüş çizgili yüz uğurlanmış.

Kalanlar ruhunu yitirmiş, sisli, donuk, yalnız.

Karton kutuların içinde çıkıyor kapının önüne, çöpe atılacak eski kıyafetler, kâğıtlar, gazeteler, mutfak eşyaları, ayağı kırık bir sandalye, çer çöp.

Yakınları olduğu belli iki erkek ve bir kadın evi toparlamaya çalışıyor.

Eşyalar eski, götürülecek bir şey yok.

Birazı eskiciye, birazı çöpe.

Kapının önüne yığıyorlar sessizce, yaşanılanları, anıları, biten bir hayatı.

Ayaklarının altında sarı bir kedi bacaklarına sürtünüp miyavlıyor. Ağlıyor. Kimse onu umursamıyor bile.

Onun evi boşaltılan.

Ve onu yalnız bırakan da…

Erkeklerden birisi gidiyor, arkasından bakıyorum.

Bir süre sonra küçük bir kamyonetle kirli sakallı uzun boylu, hafif kambur birisiyle geri geliyor. Eskici olmalı.

Eski bir büfe, yüzleri eskimiş iki koltuk, bir çek-yat, 3 tane rulo yapılmış halı, buzdolabı kamyonete yerleştiriliyor.

Tuhaf, ne kadar sessizler.

Baş sağlığı diliyorum yakınlarına kapının önünde.

Bir karton kutu içinde sararmış kapakları ile o eski albümler gözüme çarpıyor. Yanında bir de poşet içindeki eski fotograflar. Belli ki onlar da atılacak.

Bir de düğme kutusu.

Renk renk, çeşit çeşit düğmeler, irili ufaklı.

Ne kadar çok düğme birikmiş.

Elime alıp bakıyorum birkaç tanesine, şimdikilere benzemiyor.

İri, gösterişli, kaliteli düğmeler.Başka bir zamanın tanıkları.

Şu gabardin bir mantonun düğmesi olmalı, şu tafta bir elbiseye yakışır deyip, üzerini süsledikleri elbiseleri hayal etmeye çalışıyorum.

Evi toparlamaya gelen bayan istediğim varsa alabileceğimi söylüyor.

“Albümleri?” diyorum.

Zaten atılacaklar.

Albümün birisini elime alıp, sayfalarını çeviriyorum.

İlk sayfada sararmış, kenarları oymalı kesilmiş siyah beyaz bir fotoğraf.

Genç ve güzel bir gelin, elinde çiçeği başında duvağı ve gelin telleriyle, siyah takım elbise , elinde beyaz eldivenlerini tutan damadın yanında poz vermiş. Yeni bir başlangıca umutla bakıyorlar.

Margo’nun ve yakışıklı eşinin başlangıcı.

Yeni bir hayata başlamanın anısına, o anı ölümsüzleştirmişler.

Yaşanmışlıkları, toparlıyorum.

Güzel kadınların zarif bedenlerini süsleyen elbiselerin düğmelerini.

İçinde uzun bir ömrü barındıran anları, anıları, fotograf karelerinde hapsedip, bir koliye dolduruyorum Margo'nun hayatını.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

peki o eve sinen yaşanmışlık götürülebilir mi acaba...silinebilinir mi, yok sayılabilir mi...çok güzeldi...

beenmaya 
 02.10.2007 14:12
Cevap :
Sevgili Özlem, galiba vefasızlığın da ötesinde kendimizle ilgili düşünmemizi sağlayan bir küçük anekdotdu yazdıklarım.Yaşıyoruz, ölüyoruz.Doğal süreç.Bu sürecin hem kendimiz hem de yaşamımızda bir şekilde birlikte olduklarımız için ya da bizi bir şekilde tanımış olanlar için ne anlam ifade etmesini istiyorsak öyle yaşamalıyız galiba.Dediğim gibi ölüm, bedensel yok oluş kaçınılmaz.Sevgiyle.  02.10.2007 16:32
 

ama, bence insanın geçmişide canlıdır ve insanın en değerli parçasıdır bazı zamanlarda geriye dönüş biletidir,bir felaket sırasında önce kurtalıcaklar arasındadır,eskidir lakin binlerce yeniye bedeldir....

esra ALTINOVA 
 01.10.2007 20:20
Cevap :
Katkınız ve yorumunuz için teşekkür ediyorum.  01.10.2007 21:03
 

Çok güzel aktarmışsın duygularını.. Bir şey takıldı kafama.. O fotoğraflardan nasıl vazgeçerler.. İnsan bu kadar mı kolay kopar kendi geçmişinden.. Ben bırakın kendi geçmnişimi nerede bir siyah beyaz fotoğraf bulsam gazete bile olsa kesip saklarım.. İnternette bulduğum eski fotoğraflarla ilgili bir arşivim var.. Bunlar nasıl kıymışlar.. Hüzünlendim  ve şaştım kaldım.. Sevgilerimle..

Serdar Özdemir 
 30.09.2007 18:29
Cevap :
Hem de ne fotograflar.Çalıştığım işyerinde bir hafta elimizden düşmedi.Daha sonra da uzunca bir süre baktık, senaryolar yazdık her birinin üzerinde:) Sonra ben oradan ayrıldıktan sonra akıbetlerini bilmiyorum . Sadece birkaç tane hoşuma giden düğme kaldı elimde.Evi toparlayan yakınları, çocukları olmayabilir.Yalnız ve yaşlı bir kadındı.Bizlerin bu dünyadan nasıl göçeceğini biliyormuyuz ki? Teşekkürler sevgi ve selamlar.  30.09.2007 20:12
 

Merhaba,70'li yıllarda o kadar çok düğmeci vardı ki yok oldu gitti çoğu.İnsanlar düğmelerini kendileri seçerlerdi.Şimdi konfeksiyoncular seçiyor."Zamana tanıklık eden düğmeler" diye betimlemişsiniz.Ne güzel bir gözlem.Beni çocukluğuma götürdünüz.Esen kalın.

mustafa ceydilek 
 30.09.2007 17:03
Cevap :
Öyle güzel düğmeler ki! Ben bugün kıyafetlerde böyle güzel düğme göremiyorum.İri,gösterişli, kemik düğmeler. Taşlı düğmeler,rengarenk.Haklısınız. Kıyafetler terzilerde dikilir düğmelerde kıyafetin sahibince seçilirdi. Onlar da hazır giyime yenildiler.Katkınız ve değerli yorumunuz için teşekkürler.  30.09.2007 23:18
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 156
Toplam yorum
: 955
Toplam mesaj
: 5
Ort. okunma sayısı
: 2768
Kayıt tarihi
: 03.04.07
 
 

SÖZ UÇAR, YAZI KALIR. 9 Eylül Ünv. İşletme mezunu, 9 Eylül Ünv.Sosyal Bil. Ens.Sağlık Kurumla..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster