Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

06 Nisan '09

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
856
 

Molla Hatice

Molla Hatice
 

“İstanbul'a gelin gidiyorsun” denildiğinde çok da şaşırmamıştı....
 
30'lu yaşlarını yaşıyordu, gitmek de istiyordu içten içe, belki de bu bir kaçıştı, yaşadığı köyün en sevilen ve en ağırbaşlı kadınıydı. Bu nedenle, Hatice adının başına “Molla” lakabını almıştı.
 
Hiç tarla sürmemiş, hiç odun kesmemişti dağdan, elleri hamur kokmazdı. Farklı olduğunu çocukluğundan beri bilirlerdi. Haksızlığa tahammülü olmaz, erkek çocuklar dahil hemen haklardı. Köy düğünlerinde, atıyla en önde giden “hakçı” denilen atlı o olurdu, çevre kasabalar dahil her zaman en iyi ve en güzel at onundu. Bembeyaz ve davulun her vuruşuna ayak uydurarak yürüyen Molla Hatice'nin Atı.
 
Molla Hatice'nin abisi Katip Ahmet Efendi, köyün imamı idi, İmamlığına tezatmış gibi görünsende, günümüzde bu tezatlık daha da belirgindir koyu bir cumhuriyet halk partiliydi. Abisi İstanbul'da Şakir Efendi ile evlenmesini uygun görmüştü. Vatman Şakir Bey, nede olsa orada devlet kapısındaydı, geçinir giderlerdi.
 
İstanbul'a geldiğinde önce tanıdığı eş dostunun evine yerleşti. Evlendirildiği adamı tanımıyordu, hiç görmemişti. Evlenmişti artık, en sıkı gerçeklerin arasından yinede yeni hayatının neler getireceğini merak etmeden geçemiyordu.
 
Gri takım elbiseler içinde, mavi gömlekli bir adam, kapıdan içeri girdiğinde kocasının geldiğini anladı, artık gitme zamanı gelmişti yeni evine!
 
Kızıltoprak'ta, bahçe içindeki o üç katlı köşke vardıklarında, Vatman Şakir Bey cebinden çıkardığı kocaman demir anahtarla, büyük kapıyı gürültüyle açtı. Bavulları ağır ağır içeriye taşıdı. Girişte, uzun zamandır silinmemiş, aralarına topak olan tozların sıkıştığı tahta döşemeli bir açıklık, köşede gelişi güzel yerleştirilmiş bir divan, kenar örtüsü yatağın altına sıkışmış, ayakları yer yer pas tutmuş somya, geldiği köyün en gözde kadınının beyninde, bir fotoğraf makinesinden daha hızlı resmedilmişti bile.
 
Şakir Bey'in üst kata çıkışını tahta merdivenlerin gıcırtısından anlamıştı.
 
Karşı duvara aralıklarla çakılmış çivilere, birden çok defa giyildiği hemen belli olan, tahta askılara asılmış gri takım elbiselerin üzerinden kaydırdı gözlerini. Tahta bir masanın, üzerinde defalarca yemek yenip silinmemiş kırıntılarında durakladı, tam arkasında duran kapıdan çıkarak mutfağa geçti. Mutfakta, beton rengine bürünmüş, yerde duran gaz ocağına ve içinde her ne yapıldıysa temizlenmemiş tencereye baktı, yerden yüksekte duran, o zamanların buzdolabı görevini gören, tel dolap önündeydi. İçinde plastik küçük tabaklarda duran zeytin ve sararmaya yüz tutmuş peyniri seyre daldığında, kapıda, çorapları ayaklarından yarı çıkmış, aralarındaki birkaç yaş farkı hemen belli olan, bakımsız, solgun yüzlü, meraklı iki küçük çocuğun kendisini sessiz ve dikkatlice takip ettiğini fark etti.
 
Şakir Bey, çocukları hafifçe birbirinden ayırarak mutfağa girdi.
 
daha büyük olan çocuğun başını okşayarak;
 
-“bu İlhan” dedi,
 
-“bu da Yüksel”
 
-”Ağabeyin söylemedi mi sana? Benim bunlar, anneleri Emine Hanım geçen yaz öldü....”
 
Molla Hatice'nin bakışları anlamsızlaştı. Şakir Bey bu iki küçük çocuğun üvey annelerinin karşısında kalakalmıştı, Katip Ahmet Efendi'nin bu gerçeği daha önce söylemediğini fark etti.
 
Birazda telaşla, hemen İlhan ve Yüksel'i omuzlarından hafifçe iterek içerideki odaya götürdü. Molla Hatice, bir Anadolu köyünde doğup büyümesine rağmen hiç boyun eğmemenin, dimdik her şeye karşı gelmenin, kendini kaçırmaya gelen köy delikanlısı Rafet'i, yanındaki iki arkadaşıyla beraber bezirganın çitlerine kadar kovalamanın, Ömer Efendi'yi çok sevmenin, aşkı için ağabeyine karşı gelmenin bedelini ödemeye bu iki küçük çocukla mı başlayacaktı?
 
Peki; Şakir Efendi hakkında neler anlatmıştı? Bu iki küçük çocuktan bahsetmeyen ağabeyi Katip Ahmet Efendi, Şakir Bey'e kendisi hakkındaki sırların ne kadarını anlatmıştı? Tüm bunları, kısa bir zamanda, uzun bir anı yolculuğunda düşündü.
 
Bir bedel mi ödeyecekti? Bir hayat mı alacaktı?
 
Gri taşlı mutfak, çıktığı tünelin soluk ışığı mı, yoksa yeni bir tünelin girişi mi.......
 
her şeye karşı gelmenin, kendini kaçırmaya gelen köy delikanlısı Rafet'i, yanındaki iki arkadaşıyla beraber bezirganın çitlerine kadar kovalamanın, Ömer Efendi'yi çok sevmenin, aşkı için ağabeyine karşı gelmenin bedelini ödemeye bu iki küçük çocukla mı başlayacaktı?
 
 
 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 22
Toplam yorum
: 35
Toplam mesaj
: 11
Ort. okunma sayısı
: 479
Kayıt tarihi
: 22.07.06
 
 

7 ayda tamamlanan embrio gelişimi, 2 burcu olan ama ikisinde de inanmayan, tramvay delisi, acelem..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster