Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

21 Aralık '06

 
Kategori
Sağlık
Okunma Sayısı
1238
 

Nasıl felç oldum (3) / yürüyemeyecek miyim?

Nasıl felç oldum (3) / yürüyemeyecek miyim?
 

Yoğun bakımda ateşimi bir haftada ancak düşürdüler septisemiye girmişim (en yüksek ölümcül ateş). Yattığım oda tek kişilikti ve asansör kapısı odamın aynı başındaydı kazayı duyanlar, asansörden inenler çıkanlar bana acıyarak bakıyorlardı. Odama girenler ''ah yazık artık sen hiç yürüyemeyecek misin?, arkadaşın hangi hastanede onun durumu nasıl?'' diye soruyorlardı. Nasıl cevap verecektim ki… Ben de zaten bu soruların cevabı yoktu, tam tersine kimi görsem sorduğum sorular bunlardı.

Hayatım boyunca boyumun uzunluğundan hep şikayet eder dururdum. Boyum 1.80’di yakınlarım ''Semra, manken gibisin insanın boyu uzun olduğunda ne güzel taşıyor giydiklerini'' dediklerinde bile bu fikrimi değiştiremezlerdi. Allah’ım şu bacaklarımı kesekte boyum 1.50 olsa ne kadar güzel olurdu diye düşünürdüm. Annemde bana bu konuda çok kızardı... Bacaklarıma baktığım da bana kızanlar ne kadar haklıymış ben kıymetini bilememişim diye düşündüm. Şimdi sandalyede oturduğumda boyum tam 1.50 :)

Ben oda da yaşam ve hayata dönüş mücadelesi verirken ailemde yüklü hastane masrafları nasıl ödeyeceklerini düşünüyorlardı. Kazam sırasında babam Almanya’dan daha yeni dönüş yapmıştı ve bunca yıl çalışıp hak ettiği emeklilik parasını son kuruşuna kadar bana yatırmıştı. Kardeşim ise en son olarak araç telefonunu da satarak tedavilerime katkı sağlamaya devam ediyordu.

Uzun süreden beri yatalak olduğumdan dolayı kuyruk sokumumda yatak yarası açılmıştı. Hastalığım hakkında hiçbir bilgim yoktu beniüç saate bir çarşafla yatakta çeviriyorlardı.
Hemen mesane eğitimine başladılar belimden aşağı hiçbir kontrolüm yoktu. Benim için en acısı da bu durumdu. Omuriliğin ne kadar önemli bir hazine olduğunu yavaş yavaş anlamaya başlamıştım.

Aylar sonra ilk tekerlekli sandalyeye oturmamı bugün gibi hatırlıyorum. Sanki beni elektrikli sandalyeye oturtmuşlardı. Aman Allah’ım!.. Ben bu sandalyeye asla alışamam diye düşündüm ve yine hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım. Ardından tansiyonum düştü ve baygınlık geçirdim. Hemen beni yatağa aldılar. Ertesi gün sabah kahvaltısından sonra ilk fizik tedavim başlamıştı. Tekerlekli sandalyem geldi beni üç kişi sandalyeye oturttu yine baygınlık… Bu sefer yatağa almadan sandalyeyi arkaya yatırarak ''bak pes etmek yok gayret et Semra! bundan sonra sürekli yatmayacaksın sen yatalak hasta değilsin bunu unutma. Kendini bırakma biz senin yanındayız hazırsan ilk yolculuğa çıkıyoruz'' dediklerinde onların çabalarına karşı çıkmanın artık faydası olmayacağını düşünerek sesimi çıkartmadan asansöre bindim.

İlk defa ayna ile karşılaştım ve aylar sonra asansörün aynasında kendimi gördüm. Aynada halimi görür görmez iki elimle yüzümü kapattım rengim bembeyaz saçlarım yok vücudum şiş. Ya bu ben değilim, ben kâbus görüyorum diye düşündum. Fizik tedavi bölümüne girdiğimde her taraf yerden tavana kadar aynalarla kaplanmış sanki: ''bak işte sen busun ‘yani’ tekerlekli sandalyede oturan bir sakatsın'' der gibi geliyordu bana. İlk seansım da gözlerimi hiç açmadım. Biran önce yatağıma gitmek istedim. Her gün iki sefer fizik tedaviye girmek zorundaydım orda bacaklarıma eksersiz yapılıyordu kollarımla da ağırlık çalışıyordum bel kontrolü için eksersizlerim vardı. Haftalar sonrasında ilk ayağa kalkmam geçekleşecekti. Bacaklarımın önüne ve arkasına uzun tahttalar bağlandı. Bileklerime, dizlerime ve baldırlarıma deri kemerlerle tahtalar sabitlendi. Paralel barın önüne getirildim karşımda yine boy aynası yanımda iki fizyoterapist ‘Hadi Semra kalk ve boyunu görelim sakın heyecan yapma bara kendini sıkıca tut biz seni kaldıracağız hadi bakalım'' dediklerinde. Sanki ben Adana’da ki uçurumun başında duruyordum. Gözlerim kapalı, bin bir güçlükle beni ayağa kaldırdılar.''Süpersin ama gözlerini aç ne kadar güçlü olduğunu aynadan bak'' diye zorla ikna etmeye çalıştılar. Gözlerimi açtım kendimi aynadan gördüm daha sonrasını hatırlamıyorum gözlerimi açtığımda yine yatağımda yatıyordum. Bayılmışım.
O dönemde ailem ve yakınlarım omurilik felçlisinin tedavileri hangi ülkede yapıldığını araştırıyorlarmış. Ama nafile bunun tıpta hala bir çaresinin bulunmadığını öğrenmişler bana söylemiyorlarmış.

Sururi bey personelinden benim hakkımda her gün rapor alıyormuş. Aylar sonra tedavim esnasında bir gün fizyoterapistim
Muharrem ‘Günaydın güzel bayan bugün fizik tedavinden sonra senle öğle yemeğine çıkmak istiyorum teklifimi geri çevirmek yok’ dediğinde. Asla diye cevap verdim ben sandalye ile sokağa çıkmak istemiyordum. ''Kapris yok benden kaçamazsın söz sen ne yemek istersen seni o restorana götüreceğim beni kırma lütfen .’ dedi. O gün çocuklarım yanıma ziyarete geleceklerdi. Onlara güzel bir haber vermek istedim. Muharremin teklifini kabul ettim. (devam edecek)

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 21
Toplam yorum
: 86
Toplam mesaj
: 84
Ort. okunma sayısı
: 1192
Kayıt tarihi
: 02.12.06
 
 

1962 doğumluyum. 1994 senesinde geçirmiş olduğum bir trafik kazası sonucunda omurilik felçlisi oldum..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster