Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Ekim '09

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
12642
 

Nazım Hikmet'in Silivri'den Atatürk'e yazdığı mektup

Nazım Hikmet'in Silivri'den Atatürk'e yazdığı mektup
 

Sen Memleketimsin


“Cumhurreisi Atatürk’ün Yüksek Katına, Türk Ordusunu ‘isyana teşvik’ ettiğim iddiasıyla ‘on beş yıl ağır hapis’ cezası giydim. Şimdi de Türk Donanmasını ‘isyana teşvik etmekle’ suçlanıyorum. Türk inkılabına ve senin adına and içerim ki suçsuzum. Askeri isyana teşvik etmedim.

Kör değilim ve senin yaptığın her ileri dev hamleyi anlayabilen bir kafam, yurdumu seven bir yüreğim var. Askeri isyana teşvik etmedim.

Yurdumun ve inkılapçı senin karşında alnım açıktır. Yüksek askeri makamlar, devlet ve adalet, küçük bürokrat ve gizli rejim düşmanlarınca aldatılıyorlar. Askeri isyana teşvik etmedim.

Deli, serseri, mürteci, satılmış; inkılap ve yurt haini değilim ki, bunu bir an olsun düşünebileyim. Askeri isyana teşvik etmedim.

Senin eserine ve sana, aziz olan Türk dilinin inanmış bir şairiyim. Sırtıma yüklenen ve yükletilecek hapis yıllarını taşıyabilecek kadar sabırlı olabilirdim. Büyük işlerinin arasında seni bir Türk şairinin felaketi ile alakalandırmak istemezdim. Bağışla beni. Seni bir an kendimle meşgul ettimse, alnıma vurulmak istenen bu ‘inkılap askerini isyana teşvik’ damgasının ancak senin ellerinle silinebileceğine inandığımdandır. Başvurabileceğim en inkılapçı baş sensin. Kemalizm ve senden adalet istiyorum. Türk inkılabına ve senin başına and içerim ki, suçsuzum.”

Nazım Hikmet Ran

Nazım Hikmet bu mektubu yazdığı sırada Silivri açıklarında demirli bulunan Erkin isimli gemide bir tuvaletin içine tıkılı durumdaydı ve başka bir davadan yargılanıyordu. Atatürk Hatay’ın Türkiye’ye bağlanması için gittiği Adana’dan dönmüş, Dolmabahçe’de ağır hasta olarak yatıyordu. Mektubun yerine ulaşabilmesi için birinin Nazım Hikmet’i ziyaret etmesi gerekiyordu. Çünkü yerine ulaşmayacağını düşünerek Nazım Hikmet, kendisini kapatanlara vermek istemiyordu.

17 Ağustos 1938’de karısı Piraye’nin ailesinin Altunizade’den komşusu savcı Haluk Şehsuvaroğlu ziyaretine geldi ve mektubu okuyabilmesi için açık olarak ona verdi. Haluk Şehsuvaroğlu da kaybolma olasılığına karşı mektubun bir kopyasını çıkarıp postaya verdi. Nazım Hikmet’in dayısı General Ali Fuat Cebesoy Dolmabahçe’deydi. Mektup ona ulaştı. Özel kalemde kayda geçti. İçişleri Bakanı Şükrü Kaya’ya teslim edildi. Ancak bir kaynağa göre Atatürk’ün ağır hasta oluşu nedeniyle hiçbir zaman ona okunamadı. Bir kaynağa göre Ali Fuat Cebesoy mektubu okudu. Atatürk, “Görüyorsun ne durumdayım. Mareşal’i (Fevzi Çakmak) darıltmadan siz bir çözüm bulun, ” dedi. Bir çözüm bulunamamış olacak, Nazım Hikmet verilen cezayı çekti. İki davadan toplam 28 yıl cezası vardı. 13 yıl sonra aftan çıktı. Sayılar dile kolay geliyor ama insan zaten kaç yıl yaşar?

Mektubun bir öncesi vardı tabi. En çarpıcı özelliği Nazım Hikmet'in bir kanıta dayanarak mahkum edilmeyişidir. Düşüncesi mahkum edilmesi için yeterli sebep olmuştur.

Okunan kitapların yasak olmadığı Adalet Bakanlığı tarafından mahkemeye bildirmesi üzerine savcı Şerif Budak’ın ettiği söz tarihe geçti:

“Biz bu davada delil arayacak kadar saf değiliz.”

Davaya adaleti hakim kılmak isteyen hakimler de vardı; Mahkeme Başkanı Amiral Hüsnü Gökdenizer, “ortada hiç bir şey yok, bu çocuklara yazık ediyorsunuz. Bu yaptığınız donanmaya kötülüktür” diyerek istifasını verdi.

Gazeteci Falih Rıfkı Atay yıllar sonra TBMM’de Kazım Özalp’tan duyduğu sözleri gazetesinde yazdı: “Vesika yokmuş ha? Delil bulunamazmış ha? Biz onu Divani Harbe mahkum ettirelim de gününü görsün” (Dünya Gazetesi, 2 Mayıs 1965)

Mektubun sonrasını özetlersek, hapisten çıktıktan sonra arkadaşları öldürüleceğini söylediler. Yazar ve şair Sabahattin Ali (Başın öne eğilmesin/Aldırma gönül aldırma 'nın yazarı) o sıralarda kaçarken öldürülmüştü. O da önce Bulgaristan’a kaçtı, oradan Rusya, Moskova’ya gitti ve orada yaşamı kalp krizi geçirerek son buldu.

1951 yılında bakanlar kurulu kararıyla Türk vatandaşlığından çıkarılan Nazım Hikmet, 58 yıl aradan sonra yine bir Bakanlar Kurulu kararıyla resmen Türk vatandaşı oldu. Bakanlar Kurulunun 5 Ocak 2009 tarihli ve Nazim Hikmet'in vatandaşlığının iadesini öngören kararı, Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe girdi. Nazım Hikmet'e yeniden vatandaşlık verilmesini kararlaştıran AKP hükümeti, daha önce benzer bir talebi geri çevirmişti.

26 Nisan 2006 günü, TBMM İçişleri Komisyonu'nda Türk Vatandaşlığı Kanunu Tasarısı ele alınırken, CHP İzmir Milletvekili Hakkı Ülkü, Nazım Hikmet'e yeniden Türk vatandaşlığı verilmesi önerisinde bulunmuştu. Tasarıya, "25 Temmuz 1951 tarihli ve 13401 sayılı Bakanlar Kurulu kararının yürürlükten kaldırılmasını" içeren bir fıkra eklenmesini teklif eden Ülkü'nün önerisine, AKP'liler "Bu konuyu hükümete bırakalım" diyerek karşı çıkmıştı. Dönemin İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu'nun da, şahsın müracaatı halinde yeniden Türk vatandaşı olunabileceğini söylemesi, "Ölü insan nasıl başvursun?" itirazlarına neden olmuştu.

Bazı kişiler işlerine gelmediği için şunu anlamamakta hâlâ ısrar ediyorlar. Bir kişinin düşüncelerine katılmayabilirsiniz ama bu onun hapislerde sürünmesini, öldürülmesini veya vatandaşlıktan çıkarılmasını gerektirmez. Eline silah alıyor mu almıyor mu. Başkalarını isyana teşvik ediyor mu etmiyor mu. Kişileri, elmalarla armutları birbirinden ayıran asıl soru budur.

Buna demokrasi deniyor.

Kaynak:

http://images.google.com.tr/

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

"Buna demokrasi deniyor" Yazının final sözü.

Kerim Korkut 
 26.04.2016 18:33
Cevap :
İyi değil mi? Önce suç var mı yok mu ona bakılır. Sonra suç varsa suça göre ceza verilir. Devlet adam kıyma makinesi değildir. Ama gücü eline geçiren kıymaktan çekinmiyor, bugünlerde olduğu gibi.   27.04.2016 18:31
 

Bu mektubun aslı saklı mıdır bilmiyorum ancak benim de başka açıdan ilgimi çekti. Atatürk sağken Kemalizm in kelime olarak telaffuz edilmediğini söylüyorlar oysaki bu mektubun aslı olması olması durumunda bu kanıt olabilir. İlginç bir tarihi noktayı yazmışsınız. Saygılarımla

Gök Tengri 
 09.11.2009 15:43
Cevap :
Merhaba. Bu konuyu düşünmemiştim. Ancak Kurtuluş Savaşı sırasında Kemalistler sözünü ilk kullananların İngilizler olduğunu biliyorum. Tabi o sırada devrimler yapılmamıştı. Onlar da yalnız Kemal'in peşinden gidenler anlamında kullanmışlardır. Mektubun aslını bulmak herhalde çok zor. Ama Haluk Şehsuvaroğlu'nun yazdığı kopya herhalde vardır. Bu konuda Soner Yalçın yazmıştı. Teşekkürler.  09.11.2009 16:59
 

Bir ülkenin kendi değerlerini nasıl heba ettiğini ibretle izliyoruz. Sizinde ifade ettiğiniz gibi sayıları söylemek kolay. Düşünsenize 13 sene demir parmaklıklar ardında kalmanın ne demek olduğunu? Nazım Hikmet, Sabahttin Ali ve daha birçok değerimiz ülke idarecilerinin basiretsizliği sebebi ile kâbus dolu bir hayat sürüp ölüp gittiler.

Yıldız Nihat 
 24.10.2009 10:20
Cevap :
Ne yazık ki hiçbir şeyi, özgürlüğü bile bedavaya vermiyorlar. Neler olacağını göreceğiz belki. Teşekkürler.  25.10.2009 17:37
 

Bazıları insanı öldürmekle düşüncelerinin de yok edilebileceğini sanıyorlar hala. Yıllar önce Ankara'da Bahriye Üçok caddesini sordum. Tarif eden kişi "O kadını sevmezdim." diye ekleme gereğini duydu nedense. Yani öldürünce de bitmiyor kin. Bu nasıl bir bakış açısıdır? Hangi dinde var? Bu kini içlerinde yaşatanlar hangi yüzle dinsel ögelerle toplumun karşısına çıkıyorlar? Anlamadım gitti. Kaleminize sağlık.

Uguristanbul 
 23.10.2009 9:56
Cevap :
Teşekkürler.  23.10.2009 12:12
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 159
Toplam yorum
: 301
Toplam mesaj
: 18
Ort. okunma sayısı
: 8117
Kayıt tarihi
: 27.09.09
 
 

Antakya 1955 Doğumluyum. O.D.T.Ü. Mimarlık Fakültesi 1982 Mezunuyum. O zamandan beri firmalarda m..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster