Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

07 Kasım '09

 
Kategori
Eğitim
Okunma Sayısı
1225
 

Okullar açılırken değişen bir şey yok -3-

Okullar açılırken değişen bir şey yok -3-
 

tabut.net


Blogda yazısını okuyarak önerdiğim “Ali İhsan Özçakır” hocamız, okul bayrak törenlerinde, öğrencilere, gereksiz bir biçimde uzun nutuklar atılmasının, öğrenciler üzerinde yarattığı olumsuz etkileri, oğlunun yaşadıklarından yola çıkarak örneklemiştir. Aynen katılıyorum.

Özellikle soğuk havalarda törenleri uzatarak öğrencileri daha uzun süre ayakta tutmak, birçok olumsuzlukları da beraberinde getirebiliyor. Böyle bir uygulama, öğrenci ve öğretmenin sağlığını etkilediği gibi öğrencinin okuldan uzaklaşmasına da yol açıyor. Törenler bazen sadece uzatılmakla kalmıyor, bir de öğrenci kılık-kıyafet kontrolü yapılıyor. Bu yüzden Pazartesi günleri daha fazla sayıda öğrenci okula ya hiç gelmiyor ya da kontrolden kaçmak için, geç geliyor.

Birçok okulda, “29 Ekim Cumhuriyet Bayramı Kutlama Töreni, ” 29 Ekim “grip tatiline” rastladığı için okullarda (5) beş günlük aradan sonra yapıldı. Düşünsenize, çocuğunuz grip olmasın diye gözünün içine bakıyorsunuz, okula gönderiyorsunuz, bayrak töreni ve arkasından Cumhuriyet bayramı kutlaması; hem de Ankara’nın soğuğunda…

İstediğiniz kadar töreni çabuklaştırın. Nerden bakarsanız bakın bu durum öğrenci ve öğretmenlerin soğuk alanda 15-20 dakika bekletilmesi demektir. Üşütmezsiniz de ne yaparsınız? Hele bir de tasarruf amacıyla veya tamirat nedeniyle okul ısıtılmamış ise…

Buradaki itirazım, Cumhuriyet Bayramı kutlamaları yapılmasına değildir. Öğrencilerin soğuk havada, hem de grip salgını varken üşümelerine neden olunmasıdır. Üstelik sadece Cumhuriyet bayramı kutlamaları değil, soğuk havalara rastlayan 10 Kasım, 24 Kasım vb anma ve kutlama günleri için de geçerlidir.

Öğrencilerin sıra yapılarak ayakta toplandığı alanda, onların ilgilerini ne Cumhuriyet Bayramı kutlamaları, ne anma günleri ne de buna benzer bir etkinlikler çeker. Pazartesi sabahları bir an önce içeri girmek, Cuma günleri de bir an önce okuldan çıkmak isterler.

Bu gibi dışarıda soğuk havalarda ve alanlarda yapılan törenlerde, sadece öğrenci üşümez. Aynı zamanda öğretmen de üşür.

Peki, neden öğretmenler bu durumu idareye bildirmezler? Bildirirler bildirmesine de değişen pek bir şey olmaz. Okul müdürünün öğretmen ve öğrenciye karşı herhangi bir sorumluluk hissetmemesi, törenin yapılma zorunluluğu ve ülkemizde “öğretmen kalite rekabet ölçüleri, ” yapılan hamaset ve törenlerde öğrencilere fırça atmanla doğru orantılı olduğu sürece sonuç pek fark etmeyecektir.

Kaldı ki, “öğrenciler üşüyor, töreni uzatmayalım” düşüncesini sesli olarak dile getiren bir öğretmen, daha küçücük yaşlarda “ezelden” beri hepimize verilen “çılgın kalıplar” sayesinde okul, veli ve çevrede pek başarılı olarak nitelenmezler. Tam aksine gelişmelerle karşılaşırsın. Israrcı olursan yaftalanabilirsin.

Aslında normal olarak duruma bakıldığında, yaftalayanlar için de hayat pek gerçekçi değildir hani…”Kalıplarla büyümek, kalıplarla yaşam sürmek ve kalıpları babadan oğula devretmek demek, kuşaklar boyu “kısır döngüden” çıkamamaktır. Ve bu bence utanç vericidir.”

Peki nasıl olacak hocam? Öğrenci, İstiklal Marşımızı, andımızı, nasıl okuyacak? Nasıl öğrenecek? Cumhuriyet bayramı vb. kutlaması yapmasınlar mı?

Cevap çok basit aslında, tüm Dünyada bu işler nasıl oluyorsa bizde de öyle olmalı. Dünya da kaç ülke var ki öğrencileri sabahları sıraya sokup onları üşütüp hastanelik edene kadar anma ve kutlama günlerini uzatıp duran? Hem de “Domuz Gribi” salgını varken. Bence bu, tam bir çılgınlık.

“Hayır, efendim biz farklıyız. Tüm Dünya ne derse desin, ne yaparsa yapsın, biz böyle devam edeceğiz, çünkü biz Türk’üz” derseniz, rol icabı Deniz subayı olan Ediz Hun’un eski bir filminde sevdiği kadına söylediği, “Bir Türk Subayı asla yalan söylemez” kalıplamasının saçmalığını tekrar etmiş olursunuz. Yani evrenin kurallarına ters düşmüş olursunuz. Ve başınıza gelmeyen kalmaz

Görüyorsunuz, bir kez olması gerekenle savaştığınız zaman, yani doğanın kurallarıyla ters düştüğünüzde saçmalayıp durursunuz. Okula sağlam gönderdiğiniz çocuk hastalanarak size geri döner.

2010 yılına girerken, çocuklar aç karnına sabahları soğuk havalarda, ayakta okulun arka giriş kapılarında bekletilmemelidir. Anma ve kutlama günleri okulun salonlarında, öğrencilerin ilgisini çekebilecek kalitede, insanca oturarak ve her yönüyle sıcak ortamlarda gerçekleştirilmelidir. Böyle bir uygulamaya hiç kimsenin itirazı olmaz.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Özellikle kış günlerinde sabahçı öğrencilerin ayazda her sabah Andımız okumaları tam bir işkence haline geliyor. Bir kaç kez sınıflarda Andımız okutulabileceğini söylediysem de beni dinleyen olmadı. Tamamen size katılıyorum. Öğrenciler de bu soğukta beklememek için çoğunlukla okula geç geliyorlar. Bir yürekli yönetici çıkıp, törenlerin en azından kışın dışarıda yapılmaması direktifini veremez mi acaba? Saygılar, sevgiler...

moonlight1 
 08.11.2009 11:42
Cevap :
Çocuklara yazık oluyor. Elbette iyi yöneticiler var tabi. Propoganda filmiydi sanırım. Müdürünü şikayet eden, onun yerinde olan ikinci kişi. Yöneticiyi bu durumlarda tek başına bırakmazlar. Derhal şikayet ederler. Çocukları kurtarayım derken birden bire kendi derdine düşer. Sistemi çok iyi çalıştırıyorlar. SAygılarımla.  08.11.2009 16:27
 

Size katılıyorum ve yazınızı öneriyorum.

Eşit Ağırlık 
 07.11.2009 21:50
Cevap :
Teşekkür ederim Harun Bey.  08.11.2009 8:24
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 142
Toplam yorum
: 564
Toplam mesaj
: 168
Ort. okunma sayısı
: 889
Kayıt tarihi
: 06.02.07
 
 

Gazete ve kitaplara hep tersten göz atar, daha sonra okumaya başlarım. Bu özelliğim devrik cümlel..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster