Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

03 Haziran '08

 
Kategori
Sosyoloji
Okunma Sayısı
27692
 

Öpüşen türbanlılar

13-01-2008 tarihinde "Türban ve Anayasa" başlıklı bloğumda, genç kızlarımızın ve kadınlarımızın türban takma nedenlerini şöyle sıralamıştım:

* Parasal nedenler yüzünden, modern giysi modasına uyumda zorlanma

* İlgili belediyelerde iş bulma kolaylığı

* İslami kesimden zengin biriyle evlenebilmek

* Bazı bedensel çirkinlikleri gizlemek

* Merak ve özenti


Şimdi, bu bloğumda, önceki bloğumda konu etmediğim "aile baskısı"nın da türban takmada ne kadar önemli bir yönlendirme olduğuna değinmek istiyorum.

Yukarıda sıralamaya çalıştığım hususlardan ilk üçü, aslında, türban konusunda aile baskısının içeriğinde saklı olan ekonomik nedenlerin başlıcalarıdır. Son ikisi ise, bayanlarımızın kendi seçimleridir.


Geçenlerde, Diyanet İşleri Başkanlığı, toplumda tartışma yapan bir açıklama yaptı. Neydi o açıklama?

"Flört = zina"

"Koku sürme =
günah"

"Bir kadının yabancı bir erkekle beraber kalması = Tahrik edici olup, zinaya yol açar"

Diyanet İşleri Başkanlığı'nın bu açıklamasından sonra, bazı televizyon kanallarının yaptığı sokak söyleşilerinde, türbanlı bazı bayanlar bile bu açıklamanın doğru olmadığını dile getirdiler. Çünkü onlar da sağlıklı birer genç kız ve sağlıkı bayanlardı. Onların da, kapalı olmayan diğer bayanlar gibi içleri kıpır kıpırdı; gençliklerinin gereği olan bazı hoşlukları, küçük kaçamakları yaşamak istiyorlardı. Başlarındaki türban buna engel olmamalıydı.

Dün(2 Haziran 2008) yine eşimle birlikte, daha önceki "çiçekleri" konu alan bir bloğumda anlattığım Gülhane Parkı'na gittik. Ağaçların koyu gölgesinde bulunan bir banka oturduk. Evden getirdiğimiz termos içindeki çayı içerken şöyle bir etrafımıza baktık. Çimenler üzerinde koşuşturarak oynayan küçük öğrenciler, çimler üzerine serdikleri bir yaygı üzerinde piknik yapmaya çalışan fakir ya da orta halli insanları gördük. Daha kuytu olan yerlere baktığımızda, ağaçların koyu gölgesine sığınmış genç sevgililerin sarmaş dolaş olmuş hallerine tanık olduk ve gülümsedik.

Ama bu sarmaş dolaş olanlar arasında çok sayıda "türbanlı" kızlarımızı da gördük. Sizi temin ederim ki, türbanlı kızlar, diğerlerinden daha cüretkardı. O kadar ki, sarmaş dolaş olmayı çok daha ileri boyutlara taşımışlar ve resmen dudak dudağa öpüşüyorlardı. Bizim dışımızda, parkı gezen çok kişi, başlarını çevirerek bu gençlere bakmaktan kendini alamıyordu. Bu gördüklerimize inanmayan İsatanbullular, günün öğlenden sonraki bir zamanında parka giderlerse bu manzaraları kendi gözleriyle görebilirler.

Burada benim konu etmek istediğim, türbanlı kızların erkek arkadaşları ile sarmaş dolaş olarak dudak dudağa öpüşmesi değil, değinmek istediğim konu türban konusunda "aile baskısı"nın varlığıdır. Bu öpüşen türbanlılar, şayet başlarındaki türbanı inançları gereği takmış olsalardı, parkın kuytu köşelerinde erkek arkadaşları ile sarmaş dolaş olup dudak dudağa öpüşmezlerdi diye düşünüyorum. Bu kızları, aileleri bu şekilde görmüş olsalardı herhalde gözlerine inanamazlardı.

Türbanlı kızlarımızın ve bayanlarımızın çoğunun, Diyanet İşleri Başkanlığı'nın yukarıdaki "fetva" niteliğindeki açıklamasına inanmadıklarını ve sosyal yaşamlarını bu doğrultuda sürdürmediklerini sanıyorum.


İstanbul'un eski belediye başkanlarından Ali Müfit Gürtuna'nın eşi Reyhan hanımın, yıllarca taktığı türbanı çıkarması ve çıkardığı türbanla birlikte modern dediğimiz bir kılık kıyafete bürünmesi de, aile baskısından bir kurtuluşu örnekleyen bir davranıştır. Bayan Reyhan Gürtuna'nın türbanı çıkarınca "Oh be dünya varmış!" dediğine pek inanmıyorum ama, sosyal yaşamında çok daha geniş ve daha özgür bir yaşam alanına kavuştuğuna inanıyor ve kendisinin de bundan mutluluk duyduğunu düşünüyorum.

Türbanı, "siyasal simge" olarak kabul eden radikal düşüncedeki genç kızlarımızın dışında kalanların çoğunun, ekonomik özgürlüklerine kavuştuklarında bayan Reyhan Gürtuna gibi, türbanlarını atarak sosyal yaşamın güzelliklerine kavuşacaklarına inanıyorum.

Bu düşünce beni Osmanlı'nın farklı bir dönemine götürdü.

Osmanlı'nın tarihsel geçmişinde bildiğiniz gibi "Lale Devri" olarak adlandırılan bir dönem vardır. Bu dönemde, Fransız sanatının ve kültürünün Osmanlı yaşamındaki büyük izleri görülmüştür.

Bu dönemde, Avrupa başkentlerine gönderilen Osmanlı elçilerinden, görevleri dışında, Avrupa kültürü hakkında da bilgi edinmeleri istenmiştir.

Bu elçilerden biri olan Yirmisekiz Çelebi Mehmet Efendi, gezip gördüğü yerleri, anı ve gözlemlerini anlatan "Sefaretname" adlı eserinde, İslam ve Hıristiyan dünyalarını, daha doğrusu anlayışlarını karşılaştırırken, "dünya, müminlerin hapishanesi, kafirlerin cennetidir" demekten kendini alamamıştır.(1)

Çelebi Mehmet Efendinin, yaklaşık üçyüz yıl kadar önceki bu gözlemi, günümüz için de geçerli midir, acaba?

Bana göre, dünyanın, kafirlerin(*) cenneti olmaya devam ettiği; ama müminlerin hapishanesinin de küçüldüğü söylenebilir.


cdenizkent


____________________

(1) Şerafettin Turan, Türk Kültür Tarihi, İstanbul: Bilgi Yayınları, 1990, s.190

(*) Kafir sözcüğünü, genelde kullanmam ama yaptığım alıntıda böyle dendiği için yazdım.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Din güzel ahlâktır... Saptamanız doğrudur. Dini kıyafete indirgemek ve bunu baskı unsuru olarak kullanmak bölücülüktür. Dış mihrakların arayıp da bulamadığı şeyi gerçekleştirir. Başarılar dilerim.

Ayten Dirier 
 24.10.2008 15:31
Cevap :
Merhaba...Yazdıklarım bir gözlemdi. Bu konuda sert yorumlar aldım ama ne anlatmak istediğimi anlayanlar çoğunluktaydı. Ülkemiz, öyle bir coğrafyada ki, jeopolitik ve jeostratejik konumu, hem özendirici hem de rahatsız edici. Bu coğrafyada güçlü bir Türkiye'yi kimse arzu etmiyor. Bu rahatsızlık ya da bu konumdan faydalanma daha Osmanlı'dan beri Türkiye üzerine oynanan oyunların baş nedeni olmuştur. Türban da, bu oyunlardan rahatsız edici biri. Geride daha, Alevi-Summi çatışması gibi rahatsız edici bir potansiyel daha var. Bu bakımdan, Türkiye'nin, etrafı ile çok yönlü ama dengeli bir dış politika izlemesi gerekiyor. Şu anda, Türkiye sanki böyle bir politika uyguluyor gibime geliyor ama, özellikle Amerika'nın bağlayıcı ya da engelleyici etkisinden pek kurtulamıyor sanki. Selamlar.  25.10.2008 12:20
 

sanırım asıl siz burayı gözden kaçırmışsınız. türbanlı bayanların türban takma gerekçeleri yazmışsınız. sizce bu genelleme değil de nedir?

Nurcan EKICI 
 25.09.2008 20:13
Cevap :
Merhaba...Türban konusunda daha başka bloglarım da var; onları da okursanız sanırım önyargıdan soyutlanmış olursunuz. Benim, türbanın takma nedenleri olarak sıraladığım şeyler, araştırma ve gözlem sonucudur. Ama, söylediğim gibi bunlar da ,gerçekten inanarak türban takanların dışındaki türbanlılardır. Gülhane Parkı'nda gördüklerim gibi... Selamlar.  26.09.2008 11:07
 

belki kendinizi bilgili sayıyorsunuz ama, genç kızların türban takma gerekçeleri olarak saydıklarınıza bakılırsa, islamiyet konusunda bayağı bir geride kaldığınız aşikar... bu ne cüret yaa! siz ne hakla örtünme sebepleri olarak bu kadar saçma sapan sebepler sayabiliyorsunuz? bu kadar örtülü kadını böyle bir itham altına bırakmaya ne kadar hakkınız var??? tabiki arada ark niyetli adı "örtülü" olanlar vardır. ama siz kalkıp hepsini genelleyemzsiniz buna hakkınız yok! başı açık insanlar arasında nasılki, çok ahlaksızı da , ahlaksızı da olduğu gibi ; kapalı bayanlar arasında vardır. ama lütfen bunu genellemeyin. ark niyetle, cahilce örtünmüş kimseler, asla dini gereği örtünmüş kadınlarımızı bağlamaz! iffetiyle örtünmüş nice örtülü bayanlarımız var ve siz tüm bu bayanlar adına sanırım bi özür borçlusunuz... kurunun yanında yaşı yakmak, ancak ve ancak yobaz zihniyetli insanların işidir.

Nurcan EKICI 
 24.09.2008 21:42
Cevap :
Merhaba Nurcan Hanım...Önce hitap şeklinizi hiç de nazik bulmadığımı va hatta dinine saygılı bir bayana da hiç yakışmadığını söylemek zorundayım.Türbanlı olup olmadığınızı bilmiyorum;benim için bunun fazla bir önemi de yok.Önemli olan insani davranışlardır.Bloğumun bir yerinde şöyle bir cümle var; herhalde gözünüzden kaçmış. "Bu öpüşen türbanlılar, şayet başlarındaki türbanı İNANÇLARI GEREĞİ TAKMIŞ OLSALARDI parkın kuytu köşelerinde erkek arkadaşları ile sarmaş dolaş olup dudak dudağa öpüşmezlerdi". Bu cümlede inancı gereği türban takanlara bir söz var mı? Benim gördüklerim, türbanı inançları gereği takmayanlardır.Genellemeyi siz yapıyorsunuz.Ben kurunun arasına girmiş yaşları gösteriyorum.Ve de bunların,tğrban takma nedenlerinin inancın ötesinde bazı nedenlere dayandığını söylüyorum ve bunda da ısrarlıyım.Diğer açık kızlarımızın da,parkta öpüşmesi doğru değil.Kötü örnek gösterilerek savunma yapmak hukuksal olmadığı gibi etik de değildir.Aslında sizin bana bir özür borcu var.Selamlar  25.09.2008 11:39
 

Aynı tablo ile ben defalarca karşılaştım.Bırakın türbanı çarşaf giymiş bir genç kızı daha beter bi halde gördüm.Keşke her şeye olan saygımız gibi giydiklerimize ve taktıklarımıza da saygılı olabilsek.Gençlerde suç aramamak lazım,hayatı kapalı bir mikab haline getiren zihniyetleri tartışmak lazım.Sevgiyle!

Serçe! 
 20.09.2008 20:24
Cevap :
Merhaba...Haklısınız. Konu olan kızların, içinde bulundukları yaşam tarzının, bir zorlama ile olduğu her hallerinden belliydi.Konu toplumsal bir sorundur. İlginize ve katkınıza teşekkür ederim. Selamlar.  21.09.2008 12:46
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 477
Toplam yorum
: 1229
Toplam mesaj
: 27
Ort. okunma sayısı
: 1236
Kayıt tarihi
: 11.12.07
 
 

İstanbul doğumluyum. İlk, orta ve lise öğrenimi İstanbul'da tamamladım. İstanbul Üniversitesi'nde..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster