Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Aralık '10

 
Kategori
Basın Yayın / Medya
Okunma Sayısı
26621
 

Osmanlı'da Basın ve Basın Tarihi

Osmanlı'da Basın ve Basın Tarihi
 

Ceride-i Havadis


 

Türkiye’de ilk basımevi 1495 yılında kurulmuştur. Samuel ve Nahmes Kardeşler, Hazreti Musa’nın “Beş Kitap” adlı kitabını 1494 yılında İstanbul’da basmışlardır. Bunu 1500’lü yıllarda Selanik, Halep, Edirne kentlerinde de başta Musevi basımevlerinin kuruluşu izlemiştir. Yine İstanbul’da 1567’de Ermeni, 1627’de Rum basımevleri kurulmuştur. 1494–1729 yılları arasında azınlıklar ve yabancı misyonlarca Türkiye’de açılan basımevinin sayısının 37’yi bulduğu sayılmaktadır. Bilinene göre basımevlerinin hiçbirinde kitaplar Türk diliyle basılmamaktaydı. Çünkü on binlerce insan geçimini el yazması ile sağlamakta, dengelerin bozulması istenmemekteydi.

 

Ülkede egemen olan aşırı taassup nedeniyle Türkçe gazetelerin ortaya çıkması yüz yıl daha gecikmiş, ilk gazeteler tıpkı kitaplarda olduğu gibi yabancı dilde ve genellikle Fransızca olarak yayınlanmıştır.

 

Türkiye’de ilk gazete bilindiği gibi Fransız Devrimi üstüne İstanbul’da Fransız Elçiliği’nde çıkarılmıştır. Osmanlı topraklarında 1795 ortalarında ilk kez bir gazete yayınlamıştır. Bu gazete Fransızca çıkmış “Bulletin des Nouvelles (Haberler Bülteni) ismini taşımaktaydı. İlk özel gazete de bir Fransız olan Alexander Blacque tarafından Fransızca olarak çıkan “Spectateur Oriental” (Doğu Gözlemcisi) adıyla yayınlamıştır.

Basım sanatı 1729 yılında Osmanlı ülkesine girmiştir.

İbrahim Müteferrika tarafından kitapların basılıp satılmasına rağmen, ilk gazetelerin yayınlanması için bir süre daha beklenmesi gerekli olmuştur.

 

Uzun uğraşlardan sonra İbrahim Müteferrika ve Sait Efendi, ilk Türk basımevini 14–16 Aralık 1727’de kurabilmişlerdir.

 

Türkiye’de gazete yayıncılığı etkin olmamıştır. Nedeni ise balkanlardaki Slav gruplarının açtıkları basımevlerinden yıllar sonra İstanbul’da açılması ve yayılmasının yeterli olmayışıdır.

 

 

Osmanlı Devleti’nde İbrahim Müteferrika tarafından 1727’de ilk Osmanlı resmi matbaasının kurulmasından sonra, haberleşme, risaleler aracılığıyla olmuştu. Matbaanın kullanılışından yaklaşık bir asır sonra Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa tarafından Kahire’de 1828 yılında Türkçe ve Arapça olarak Vakayı Mısriyye adlı resmi vilayet gazetesi yayınlandı.

İkinci Mahmut Han devrinde 11 Kasım 1831 yılında İstanbul’da Takvim-i Vakayı adlı resmi gazete çıkarıldı. Türkçe’nin yanında; Arapça, Fransızca, Rumca ve Ermenice de yayınlanan Takvim-i Vekayi’nin basılması için İstanbul’da Takvimhane matbaası kuruldu.

 

Haftalık olan bu gazetede resmi devlet haberlerinden başka iç ve dış dünya hadiselerine de yer verildi.

 

Ancak Sultan İkinci Mahmut Han’ın vefatından sonra sadece resmi devlet haberlerine yer verildi. Yıllık abone ücreti 120 kuruş olan bu gazete beş bin adet basılıyor, belli başlı devlet adamlarına ve memurlara, şehir ve kasaba ileri gelenlerine, yabancı devlet temsilciliklerine dağıtılıyordu. Önemli hadiseler olduğu zaman Varaka-i Mahsusa adıyla özel ilaveleri de yayınlanıyordu.

 

Tanzimattan sonra bir ara yayını durdurulan Takvim-i Vakayi, 1.2.1928’de Resmi Gazete adını alarak yayınına devam etti.
Takvim-i Vakayi’den başka, yabancı devletler nezdinde Osmanlı menfaatlerini korumak için Sultan Mahmut Han, “Le Moniteur Ottoman” adlı Fransızca bir gazete de çıkarttırmıştı.
 

Özel gazete ve mecmualar yanında bizzat devletin çıkardığı yayınlar da bir hayli yekûn tutuyordu. İkinci Mahmut Han tarafından çıkarılmaya başlanan Takvim-i Vekayi’den başka çeşitli devlet kuruluşları tarafından bir senelik hadiseleri içinde toplayan salnameler (yıllıklar) tertip edildi.

 

İlk zamanlar yüz küçük sayfayı geçmeyen salnameler, sonraları iki-üç yüz, en nihayet yedi-sekiz yüz sayfayı bulmuştur. Bunlarda, devletin resmi teşkilatından başka; memurların isimleri, tayin tarihleri, rütbeleri, nişanları gösterilir, birer vesika mahiyetini taşırlardı.

 

Vilayetlerce ilk salname ise, 1866–67 senesinde tertip edildi. Vilayetlerin bazılarında yalnız bir tek salname neşredildiği halde, bazılarında yirmiye yakın salname çıkarılmıştır. En çok salname çıkaran vilayetler ise, Bursa ve Selanik’tir.

Sultan Abdülmecit Han tahta geçince, 1840’ta Türkçe yayınlanan Ceride-i Havadis adlı gazeteyi neşrettirdi. Başında, William Churchill adlı bir İngiliz gazetecisi vardı. 1850 yılından sonra bu iki Türkçe gazeteden(Takvim-i Vakayi ve Ceride-i Havadis) başka Fransızca, İtalyanca, Rumca, Ermenice ve Farsça olmak üzere on altıya yakın gazete yayınlanmaya başladı.1864 yılında William Churchill’in ölümünden sonra oğlu, Ceride-i Havadis gazetesini kapatıp Ruzname-i Ceride-i Havadis adlı gazeteyi çıkarmaya başladı.
Türkler tarafından çıkarılan ilk özel gazete, 21 Ekim 1860’ta neşredilen Tercüman-ı Ahval’dir. Sahibi Çapanoğlu Agâh Efendi, başyazarı Şinasi olan bu gazete, bir haber gazetesi olmaktan ziyade, hükümet tenkidine kadar bugünkü gazetecilikte görülen pek çok şeyin menşeini teşkil eden hususlara yer verirdi. Ancak siyasi şartlar ve basında giderek artan rekabet karşısında 11.3.1866’da yayın hayatına son verdi. Tercüman-ı Ahval gazetesinden ayrılan Şinasi, 27 Haziran 1862’den itibaren Tasvir-i Efkâr’ı çıkarmaya başladı, daha çok fikir gazetesi özelliğini taşıyordu.
İlk Türk dergisi ise, 1850’de yayınlanmaya başlayan Vekayi-i Tıbbiye’dir. Meslek dergisi özelliğinde olan bu dergiden başka Temmuz 1862’de Münif Paşa tarafından Mecmua-i Fünun yayınlanmaya başladı. Ancak 1864’te kolera salgını yüzünden yayınını durduran Mecmua-i Fünun, 1866’da yeniden yayınlanmaya başladıysa da kısa bir müddet sonra yayınına ara verdi.

1860’tan sonra Türk basınının, devlet ve hükümet ile hükümet ricaline karşı tutum alması, diğer dillerde yayınlanan gazetelerin de Osmanlı Devleti’nin bütünlüğünü bozmaya yönelik yıkıcı yazılar neşretmeleri üzerine, saltanatı, hükümeti, Osmanlı toplumunu meydana getiren milletleri ve dinlerini saldırılardan koruyabilmek için bazı tedbirler alındı. 1860’ta özellikle yabancı basından şöyle bir taahhütname alınmaya başlandı:

“Osmanlı hükümetini, diğer devletlerle münasebetlerini, memurların çalışmalarını tenkit etmemek; başyazıları önceden Basın Bürosuna bildirip tasdik ettirmek, Basın Bürosunun tasdik etmediği haberleri yayınlamamak, Avrupa gazetelerinde çıkan yazıları düzeltmek gayesiyle Basın Bürosunca verilecek yazıları aynen yayınlamak...” gibi.

 

Bu doğrultuda yapılan uygulamalar birçok şikâyetlere sebep oldu. Tanzimat’ın getirdiği eşitlik ve kanunlara dayanan uygulama ilkelerinin çiğnendiğini ileri süren yabancı basın mensupları, kapitülasyonlardan faydalanmak istediler. Yabancı gazeteleri ve gazetecileri cezalandırma veya yasaklama teşebbüsleri karşısında, yabancı devlet elçilerinin basın hürriyetinin sınırlarını belirleyici bir kanun bulunmaması ve kendi konsolosluk mahkemelerinde muhakeme edilmek istemeleri sebebiyle kanuni düzenlemeye gidildi. 1864’te “Matbuat Nizamnamesi” çıkarıldı.
 

1864’te Matbuat Nizamnamesi'nin düzenlenmesinden sonra, Türk basın hayatı yeni bir döneme girdi. Bu nizamname, ön sansürü bütünüyle kaldırıp, yabancı basının sorumsuzluklarına da sınırlar getirmişti. Nitekim Nizamname'nin üçüncü maddesi, yabancıların da yerliler gibi muamele göreceklerini hükme bağladığından, kapitülasyonların basın alanına da yayılması önlenmiş oluyordu.

 

Nizamname, bir ön sansür koymuyordu ama, ağır para ve hapis cezalarıyla, başta padişah olmak üzere, bütün idareyi (bakanlar, meclisler, mahkemeler, devlet kurumları ve memurlar), yabancı devlet başkanları ve temsilcilerini, suçlayıcı ve kötüleyici yayınlardan koruyordu. Nizamname, umumi çizgileriyle 1909 yılına kadar yürürlükte kaldı.
Matbuat Nizamnamesi'nin boşluklarından faydalanan basının hükümet erkânını sert bir şekilde tenkit etmesi üzerine 1867’de basını kontrol maksadıyla bir kararname çıkartıldı. Sadrazam Ali Paşa tarafından, aynı zamanda kendi mevkiini kuvvetlendirmek düşüncesi ile hazırlanan bu kararnameye “Ali Kararnamesi” denildi. Bundan sonra basına karşı sert tedbirler uygulandı. .

Hükümetin kendilerine verdiği vazifelere gitmeyerek Avrupa’ya kaçan Ali Süavi, Namık Kemal ve Ziya paşalar, gittikleri yerde Prens Mustafa Fazıl Paşa ve Agâh Efendi ile buluşarak; Muhbir, Ulum, Hürriyet, İttihat adında çıkardıkları gazetelerde Babıâli’nin aleyhinde yazılar yazdılar. Dergilerin mali kaynağını mason locasına kayıtlı olan Mustafa Fazıl Paşa sağlıyordu.

 

Mustafa Fazıl Paşa, Sultan Abdülaziz’den affedilmesini isteyerek yurda dönünce, yurtdışına kaçmış olan ve sürgünde bulunan Yeni Osmanlılar, 1870 sonundan başlayarak yurda dönmeye başladılar. Saraydan gördükleri para yardımı ile “Basiret” adlı gazeteyi neşreden Yeni Osmanlıların ılımlı grubunu teşkil eden Basiretçi Ali ve arkadaşları, Türk ve Müslüman unsurların çıkarlarını savundular. Basiret Gazetesi bu sebeple 1871’de on binlik bir baskı sayısına ulaştı.

 

1870–1871 Alman-Fransız savaşında Almanya’yı destekleyen yazılar neşreden ve Alman hükümetinden destek gören Basiret, Çırağan Vaka’sından sonra Ali Süavi’nin bir makalesini yayınladığı için 20 Mayıs 1878’de kapatıldı.

1873 yılında memleketin içine düştüğü siyasi ve ekonomik sıkıntılara ortak ve yardımcı olması beklenen basın ve yayın organları tamamen devletin karşısında yer alınca, memleketin içine düştüğü sıkıntılar göz önüne alınarak basına karşı bazı tedbirler alındı. Bu tedbirler üzerine, Amerikan ve İngiliz misyonerlerinin mali desteği ile geniş bir Arapça yayın merkezi haline gelen Beyrut’taki basın çevreleri, 1874’ten sonra kendilerine daha rahat çalışma imkânı veren Mısır’a gittiler.

 

Mithat Paşa’nın sadrazamlığı zamanında İstanbul basınına karşı zecri tedbirler uygulandı. Bu tarihte vilayetlerde yayınlanan gazetelerin sayısı yirmiyi buldu. Ayrıca devletçe masrafları karşılanarak kurulan vilayet basımevlerinde yerli ve özel gazete ve kitapların basılmasına da izin verilince; kültür faaliyetlerini destekleme yolunda oldukça müspet adımlar atıldı. Yine aynı dönemde ülkenin dört bir yanında yayınlanan gazetelerin toplu halde okuyucuların incelemesine sunulduğu kıraathaneler (okuma salonları) açıldı. Ancak o zamana kadar hiçbir vergi ve rüsuma tabi olmayan gazetelere, 1874’te, her gazeteye iki paralık pul yapıştırma mecburiyeti getirildi.

Gazetelerin memleket şartlarını dikkate almamaları, tenkit ve hicivde ileri gitmeleri üzerine Haziran 1875’te siyasi özellikteki kitap ve dergilerin ön sansürden sonra yayınlanmasına karar verildi. Aynı yılın Eylül ayında, 1864 Nizamnamesi’ne “İlave baskıların sadece resmi ilanlar için kullanılabileceği” maddesi eklendi.

1877’de Mithat Paşa’nın sadrazamlığı zamanında bir matbuat kanunu hazırlandı. Bu tasarı mecliste kanunlaşmadan önce meclis dağıldı. İki bölümden meydana gelen bu kanunun birinci bölümü matbaaları, ikinci bölümü ise basına ait hükümleri ihtiva ediyordu. Aynı yıl içinde basın suçlarını yargılayan “Meclis-i Ahkâm-ı Adliye” kuruldu. Harb hali sebebiyle gazetelerin hükümeti tenkide yönelik yayınlar yapmaları yasaklandı. Bu suretle Osmanlı Basını yeni bir döneme girdi.

1876–1878 senelerinde pek çok gazete ve dergi çıkarıldı. Bunların belli başlıları; başyazarlığını Ahmet Mithat Efendi’nin yaptığı Çaylak, Tevfik Mehmet Bey tarafından çıkartılan Osmanlı Gazetesi, Şemsettin Sami’nin başyazarlığını yaptığı Tercüman-ı Şark Gazetesi, Ahmet Mithat Efendinin çıkardığı Tercüman-ı Hakikat Gazetesi; mizah gazetesi Karagöz ve çocuk gazetesi Bahçe’dir.

 

A.Buğra TOKMAKOĞLU

Abtokmakoglu@gmail.com

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Buğra bey. Yazınıza bir konuyu araştırırken rastladım. Koyduğunuz görüntü Ceride-i Havadis'e ait. Siz Takvim-i Vekayi demişsiniz. Düzeltirseniz iyi olur diye düşünüyorum. Saygıyla...

Ahmet YILMAZ 
 29.09.2017 9:45
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 430
Toplam yorum
: 738
Toplam mesaj
: 99
Ort. okunma sayısı
: 2056
Kayıt tarihi
: 18.06.07
 
 

20 Nisan 1989'da İzmir'de doğdu. İlköğretim ve lise öğrenimini Karşıyaka'da tamamladı. 20..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster