Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

11 Nisan '08

 
Kategori
Güncel
Okunma Sayısı
516
 

Şeriat isteyenler mutlaka okusunlar

Şeriat isteyenler mutlaka okusunlar
 

-Ne söylesek.
-Ne desek!
-Nasıl ifade etsek!
-Bilinmez.
-Alın size bir haber.
-Dramın adı.
-Rezaletin ta kendisi.
-Felaketin iz düşümü.
-İnsanın kanını donduracak cinsten bir uygulama.
-Ve şeriat isteriz diyenlere!
-Buyurunuz efendim.
-Yüzünüz kızarıyor mu acep.
-Ve buyrun.
-Hadi okuyun.
-Gazeteler ve internet siteleri baş sıradan yayınlamış haberi.

* * * * *

-Hataylı Sabri Boğday.
-11 yıl önce Suudi Arabistan’a gidiyor.
-Ve Suudi Arabistan’da berber dükkânı açıyor.
-13 aydır da cezaevinde.
-Neden mi?
-Allah’a küfrettiği için.

* * * * *

-Berber Sabri, yan komşusu olan terzi ile kavga eder.
-Zaman zaman olan şeylerdir esnaf arasındaki kavga.
-Olabilir.
-Kavgaya polis müdahale eder.
-Ve terzi polise verdiği ifadesinde, berber Sabri’nin, Allah’a küfrettiğini söyler.
-Bunun üzerine berber Sabri tutuklanır.
-Cezaevine konur.
-Sekiz defa duruşmaya çıkar.
-Terzi bu zaman dilimi içerisinde, ortadan kaybolur.
-Ve son duruşmada, idam kararı çıkar berber Sabri’ye.
-Ve berber Sabri şoka girer.
-Temyize başvurur.
-Ama bir gece, ansızın, cezaevi görevlisi, berber Sabri’nin yanına gelir.
-Bir telefon uzatır.
-Ve “Ailenle görüşüp vedalaş” der.
-“Çünkü senin başını keseceğiz”
-Hadi bakalım!
-Ne söyleyelim şimdi?
-Ne diyelim?
-Sunturlu bir küfür etmek gerekmez mi?
.
* * * * *

-Berber Sabri şokta.
-Ailesi şokta.
-Eşi şokta.
-Yakınları şokta.
-On üç aydır cezaevinde berber Sabri.
-Kaybolup giden koskoca bir on üç ay.
-Ve yaşamı tehlikede.
-İnanılır gibi değil.

* * * * *

-Berber Sabri’nin ailesi, yetkililerden yardım bekliyor.
-Cumhurbaşkanı.
-Başbakan.
-Dış İşleri Bakanı.
-Bir şekilde çözüm bulmak zorundalar.
-Son derece ciddi bir sorun.
-Yıl 2008.
-Bu kadar kolay mı insanları ölüme göndermek?.
-Saçma sapan bir iddiadan dolayı.
-Ne güzel valla!
-İdama gitmek bu kadar kolay mı?

* * * * *

-Alın size yaşanan bir dram.
-Siz dediklerimiz kim mi?
-Tabi ki şeriat ateşi ile yanıp tutuşanlar.
-Hayatlarını, şeriat hükümleri çerçevesinde, şekillendirmek için çaba sarfedenler.
-İlle de hayatını, dinin emir ve kaidelerine göre belirleme telaşında olanlar.
-Yani sizler.
-Okuyun bu haberi.
-Belki yüreğinizin bir yerlerinde, cızzz sesi duyarsınız.

http://www.milliyet.com.tr/default.aspx?aType=SonDakika&Kategori=dunya&ArticleID=515752&Date=11.04.2008&ver=12

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

yönetildiğini biliyorlar mı? Bilmiyorlarsa öğrenmeliler. Hem yönetip, hem sorumlu olup, daha sonra da sanki Atatürkçüler ülkeyi bu hale getirdiler gibi bir hava yaratmaya hakları yoktur. Bu gün ve sonrası içinde sorumlu olanlar bizleri yönetenlerdir. Bir damla nefes alıp, içtiğimiz suyu ağız tadında sindirebiliyorsak bu sıhhat ve afiyetimizin adı MUSTAFA KEMAL'dir. Tüm saldırı ve karalamalara rağmen ve öylede kalacaktır. Bunu biz istiyoruz ve biz halkız, statikoyla falanda ilgimiz ve alakamız yoktur. Selamlarımla...

Yaman Hasret 
 11.04.2008 21:34
Cevap :
Sevgili Fahrettin hocam; Öncelikli olarak hemen şu noktaya vurgu yaparak serzenişlerinize bir eleştiri getireyim. Dikkat ederseniz ben kendi siyasal kimliğimi hiç saklamaksızın yazılarımı bu siyasal kimlik eksenine oturtarak yazıyorum. Ve ben bir sosyalistim. Tüm eleştirel yaklaşımlarımda bu noktayı öne çıkartmışımdır. Yani bir Kemalist değilim. Ve düşüncelerin özgürce ifade edilebilmesi dışında ekonomik liberalizmede karşı bir insanım. Ve doğaldırki sosyalister var olan kapitalist sistemin eleştirisini yaparlar. Benimde yaptığım bundan farklı değil. Önemli olan kendi kimliğimi ortaya koyarak yazılarımı yazabilmem. Yani illede taraf olmam gerekiyorsa sosyalist çizgiden yanayım. Ne dinci gerici faşist AKP yanlısıyım. Nede; Her şeyi dilediği gibi kendisine yontan ne hukuk dinleyen, ne demokrasi dinleyen sivil ve asker idarecilerin yanlısıyım. Kısacası ülkeye hükmetme mücadelesinde olan bu iki kesim ve liberallere karşı alternatif bir düşünce ortaya koyuyorum. Hepsi bu. Saygılarımla  12.04.2008 10:03
 

diyenlerde mutlaka düşünsünler, diye başlarsam bana darılır mısınız? 9 Nisan 1928, İsmet Paşa ve 120 arkadaşının verdiği kanun teklifi ile 1924 Anayasasının 2. maddesi ile 16 ve 38. maddelerinde değişiklikle ülkemiz laik sistene adım atıyor. 246 üyenin oy birliği ile 1220 sayılı yasa kabul ediliyor. 10 Nisan 1928 laik Türkiye'nin aydınlandığı, karanlıkların ışıdığı gündür. 5 Nisan 1937'de de Anayasa'mıza giren laiklik ilkesi bu yazdığınız bloglara konu olmamızı engelleyen bir unsur. Ama ne yazıkki cumhuriyetimizin ilk 15 yılındaki atılım ve demokrasiye giden yolda alınanların, teba olmaktan birey olmaya yönelerek insan haysiyeti ve onurunun en üst noktalara geldiği yılların sonrası için diyeceğim olmamakla beraber; STATİKO deyiminizle başlayan her çalışmanız karanlıklara aydınlık değil, güç ve fırsat veren bir konuma doğru yöneliyor ne yazıkki. Bu çalışmalarınızı fırsat gibi kollayanlar, karanlıklara koşar adım pupa yelken açarlarken, Mustafa Kemal'in aydınlığıyla ülkenin kaç yıl.....

Yaman Hasret 
 11.04.2008 21:28
 

ama yazıyı elbetteki okudum... Şaka gibi olay ama ilk de değil son da olacağını sanmam. Yetkililerimizin yeterli olacağını ise hiç ummam...

Parlak Işık 
 11.04.2008 19:06
Cevap :
Maalesef. Ama bir çözüm bulmak zorundalar. Bir insanın hayatı bu denli ucuz olamaz.  12.04.2008 9:53
 

Bu tür öyküleri biliyor mu ülkemizde insanlar ; yoksa bilmeden körü körüne mi gidiyorlar? O zaman eyvah ki eyvah....

Mezopotamya Prensesi 
 11.04.2008 16:47
Cevap :
Ya öyle Gonca hanım. Bu tip öyküleri bilmeden gidip felaketi yaşayınca insanları neyin ne olduğunu anlıyor.  12.04.2008 9:54
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1509
Toplam yorum
: 3024
Toplam mesaj
: 195
Ort. okunma sayısı
: 1137
Kayıt tarihi
: 07.08.07
 
 

Yazarım... Okurum... Öğrencilik yıllarımda çok yazdım... Kompozisyon derslerinde yazdım... Duvar ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster