Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

01 Aralık '09

 
Kategori
İlişkiler
Okunma Sayısı
1733
 

Sevdaya dair içli ve ıssız değinmeler

Sevdaya dair içli ve ıssız değinmeler
 

Görsel:www.kaliteliresimler.com


Aşk ve sevda, insanlık tarihi boyunca yoksunluğu en çok duyulan, temel ve insani bir duygudur.

Bu yoksunluğu giderelim derken, bilinir ki, tek başına yapıl(a)mayan, iki kişilik bir "giderme" girişimidir bu. Başarılırsa eğer, her iki taraf için de eş anlı, kalıcı bir zenginleş(tir)me halidir. Karşı cinsler arasında olanı... İki benlik tek bir benlik halinde, sevgi adıyla doğsun istenir.

Sevgisizlik; haklı ya da haksız yalnızlık (tek başınalık) ile akraba kılınır ve ondan çıldırmanın 'yalın hali' diye korkulur.

Yalnız insan, yaşam tavlasında bir o tarafa, bir bu tarafa geçip zar ata, ata oynamaktan sıkılır.

Sevgisizliğin 'yalın hal'den 'den hali'ne kadar tüm hallerini geçmişinde sabırla çeke, çeke yorulur. Issızlaşır, sevdaya sarılır.

Bu kez de başka bir 'hal'e, sevdanın dilbilgisi çekim kuralları arasında gizli olan 'karmaşa hali'ne takılıp kalabilir.

Bu 'karmaşa hali'; koruma-kollanma, dokunma-hissetme, konuşma-dinleme, arkadaş olabilme, paylaşma, dayanışma-savaşma, saygı, sorumluluk ve b-ilgi başta olmak üzere birçok merhalenin birlikte varlığını ve gizil uyumunu içerir de ondan!

Nasıl mı?

İnsan, "Koruyayım, kollanayım, sevdanın sıcaklığında, çifterden dört kanatlı upuzun bir uçuşun ılık maviliğinde" der... Duygu gardrobundan acelece seçilmiş giysilerle -yazın kışlıklarla, kışın yazlıklarla- gidebilir doludizgin aşka, sevdaya... İşte o zaman yanabilir ya da donabilir de...

Sevdanın en güzel hallerinden birisi de hiç şüphesiz ki dokunma halidir. Dokunmak, dokunulmak ister insan. Uzun metrajlı geçmişlerin tül perdeleri ve kemikleşmiş alışkanlıkların -insana yapıştımı çıkmayan- jelleri tenleri kaplayabilir ve gerçekte hissedemeden öylece kalınabilir...'Issız adam' bulaştırabilir 'ıslı' kadına ıssızlığını, ya da 'ıssız kadın' adama... Metraj daha da uzar, film olur!

'Sevginin sesi' ise dinlemektir.

Öncesini, bugünü ve ortak geleceği dinlemek... Yeri, göğü ve okyanusları dinler gibi, pür dikkat dinlemek.

Elmanın sesini dinlemek kadar zorlaşır birbirini dinlemek bazen. İçinizde biriktirdikleriniz çoksa ve kir yapmışsa kulaklarda eğer, birinden giren işleme uğramadan diğerinden çıkabilir.

Ama her nedense 'bir son dakika haberi' olumsuzsa eğer, her yerden duyulabilir...

Bilinir: Bu zorlu ve zevkli eylemde öncelikle birbirine 'arka' çıkmak, böylece karşılıklı dayanışma ve paylaşmanın erdemiyle 'arka'daş olmak çok önemlidir. Karşılıklı 'ego'lardan oluşan 'arka'plan, 'daş' takısını almakta zorlanır çoğu kez. Bu takı alınamazsa eğer, diğer takıları almak hepten zorlaşabilir... Tüm 'sır' ları tutsan da 'daş', 'ev' alsan, döşesen de 'li' ekini alamazsın kolay kolay... O ev, 'yuva' olamaz ve 'yuva'rlar aşağılara o talihsiz çifti, gizli saklı bazı köşeli taşlarına rağmen.

'Pay' vererek -ve alarak- 'pay'laşmak da esasdır. Yaşamın doğa(l) (k)iliminin eşitsizlik ve dengesizlikler tezgahında dokulu olduğunu bilerek, hiç olmazsa iki kişilik yuvanda eş ilmikler atma adına...Zorlu ama zevkli duygusal patikalar geçilir, kuruluş aşamasına gelince alış-veriş ve piyasa patikasına mecburen sapılır. Bu patika, o pay senin bu pay benim derken Ticaret ve Sermaye Piyasası Kanunları'nın sermaye ve kontrol maddelerine gelip de orada takılabilir. Geçmişin uzak, eş dostun yakın ülkesinden paylar getirip koymaya kalkılsa da bunu yaptıkça kişisel paylar artacağına azalabilir. Kritik soru(n): Yüzde 49 kimin, yüzde 51 kimin?

Herşeye karşın,

Sevdalının gücünün ve kavgasının cephesi, zayıf anlarının da sığınağı olmak istersin, yaşamın zorlu anlarında, o sert, hoyrat iklimlerinde...(*) Biraz zaman gerektiren. Oysa eş, dost, arkadaş kitlesi sabırsızdır...Korsan mitingler düzenlerler sizden izinsiz ellerinde pankartlarla; " Evlilik, evlilik. Haydi, haydi tam zamanı, tam zamanı", "Aşk savaş değil, sürekli bir barış halidir, barış!"

"Hazır malzemeler tek tip ve çoğu da moda ve dayanıksız" der, aşkın marangozluğuna özenirsin. Önce zemin oldukça pürüzsüz ve sağlam, vidalar da sıkı olmalı dersin. Sonrası da sevdamız; iki kutu parlak cila gibi sızsın üstüne istersin... Cila fazla kaçar ve kuruması beklenmezse eğer, ilk vals de birlikte kayar, düşebilirsin...(**)

Hiç istenmez ama,

Öyle derken, böyle derken... Girişte bahsettiğim "iki ayrı kişiden tek bir benlik doğumu" istenirdi ya! Bazen düşük hali, bazen de -fazla yaşayamayan- erken doğumlar olur. Daha baştan yenik düşülür zamana. Gerekli süreyi tamamlayıp da gerçekleşen doğumların çoğu da aslında pek istenmeyen doğumlar olarak sevda kütüklerine düşülür. Sosyal ve biyolojik mecburiyetlerden...

Şöyle ya da böyle. Uzayan zaman da bir şeyleri sönümletebilir! Bir de bakılır ki;

" Gün gelir azalır sevgi, - Değişir herşeyin rengi, - Bugün değil yarın belki - Unutursun Mihribanım..." (***)

Yine de,

Her şeyi düzeltip güzelleştirecek olan ellerimiz, bilincimiz ve yüreklerimizdir.

Her üçüne de kuvvet!

İ.Ersin KABAOĞLU,

1 Aralık 2009, Ankara

Blognotlar:

(*) Şiir:"Özlemim!" (İ.Ersin K.) http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=105131

(**) Şiir: "Aşkın Atölyesinde" (İ.Ersin K.) http://blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=94274

(***) Abdurrahim Karakoç ve Musa Eroğlu'nun -kaynak kişi olarak- ortaya koydukları anlamlı ve güzel bir türküdür. Musa Eroğlu bu türküde de etkiliyecidir. Ayrıca Selda Bağcan ve son dönemde 'Zara' yorumları da kanımca parçaya ayrı bir kalite getirmekteler.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

Bu blog Editör'den Öneriler alanında yayınlanmıştır

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

-Siz en son önerilen olduğunuzdan bu yazıyı en son olarak da size yazıyorum- "Kurşunkalem 2009'un en çok önerilen 10 bloğu" organizasyonunda toplam 36 kişilik bir liste oluştu fakat ilk 10 'u belirlemek gelen öneriler dahilinde mümkün olamadı. Ben de bloğu önerilen yazarlardan bu konuda destek istemeye karar verdim. Eğer katılmak isterseniz, kursunkalem34@yahoo.com adresime atacağınız bir mesaj ile -kendi bloğunuzun içinde olmadığı- ilk 10'a girmesini düşündüğünüz 10 blogu (sıralama yapmadan) belirtebilirseniz beni çok mutlu edeceksiniz. Eğer destek olmak isterseniz elektronik postanızı 31 aralık 2009 'saat 17:00'ye kadar gönderebilirseniz sevinirim. Sevgi ve Saygılarımla (Yukarıdaki elektronik posta adresime boş bir mesaj atarsanız mevcut listeyi MS Excel dosyası olarak size göndereceğim ve kolaylık açısından sadece listede işaretleme yapmanız yeterli olacaktır.)

kurşunkalem 
 26.12.2009 19:22
Cevap :
Tamam. Hemen belirleyip e-posta adresinize yollayacağım. Çabanız için saygı duyuyorum. başarı ve sabır dileklerimle...  26.12.2009 22:31
 

Yazmış olduğunuz bu blog Kurşunkalem 2009 - MB'de en çok önerilen 10 blog ödülleri' ne aday gösterilmiştir. Konuyu blog.milliyet.com.tr/Blog.aspx?BlogNo=209651 'dan takip edebilirsiniz. Bol şanslar.

kurşunkalem 
 26.12.2009 18:40
Cevap :
Hem öneren blog arkadaşlarına hem de öneriyi haber veren ve bu güzel organizasyonu gerçekleştiren size içten teşekkürlerimi iletirim. Takip edeceğim. Başarı dileklerimle...  26.12.2009 19:07
 

Yazınızı zevkle ve her bir satırına tüm kalbimle katılarak okudum.. Bir çok önemli noktayı bir yazının içinde, çok güzel benzetmelerle, cümlelerle bir araya getirip, zengin bir paylaşım yaratmışsınız, tebrikler.. "Keşke herkes bunların farkında olsa" dedim içimden.. İşte o zaman aşk, gerçekten hak ettiği şekilde yaşanırdı gönüllerde, bir ömür boyu.. Sevgilerimle..

Mor Okyanus 
 17.12.2009 14:55
Cevap :
Okumanız, yorumunuz ve ince beğeninizle güç verdiniz, onur verdiniz! Gurur duydum. İtiraf etmeliyim ki; bu tür -yoğun duyguve tanım bileşimi içeren- yazıları her zaman yazamıyorum. Özel anlarda, özel bir atmosferde oluşuyor. Zarın üst üste sürekli düşeş gelmesi gibi. Bilesiniz. İçten teşekkürler, sevgi ve selamlarımla...  17.12.2009 15:16
 

Attila İlhan bu şiirinde; ''rüzgâr / uzak karanlıklara sürmüş yıldızları / mor kıvılcımlar geçiyor / dağınık yalnızlığımdan / onu çok arıyorum onu çok arıyorum / heryerinde vücudumun / ağır yanık sızıları / bir yerlere yıldırım düşüyorum / ayrılığımızı hissettiğim an / demirler eriyor hırsımdan ...'' dese de, bu konuda üstad düşün insanı Spinoza'da,'' ... Bütün duygular üç temel duyguya indirgenebilirler ve onların kombinasyonlarından ibarettirler... Varolma ve eyleme gücüm (arzu), bu gücün artışı (sevinç) ve azalışı (keder). ''diyor!... Bir de, lise zamanlarından aklımda kalan, ( belki de o yıllarda ve şartlarda, sevdiğim kızlara ulaşamadığım için de, çok sevdiği bu sözle, durumu kendimce kurtarmaya çalışan...) Spinoza'nın değer verdiğim bir kelamı vardı sanki, ''Ben seni seviyorum, sana ne'', diyen!... Güzel, yararlı bir yazıydı, kendimce pek fazla bir yorum gerektirmeyen... Sevgiyle.Dostça selamlarımla.

zeki etferat 
 06.12.2009 17:19
Cevap :
1 Aralık'ta, "bir aralık", siz güzel bir şiir yazıp yollarken ben de bunu kaleme almıştım. Hayat, gözlemler ve deneyimler birlikte yazdırdı aslında bunları da "bir ara"! Büyük söz ustası, duygu alimi Atilla İlhan'dan kalkıp yaşamını düşünceye adayan ve bu uğurda birçok güçlüğe göğüs geren Baruch de Spinoza'ya uzanan yorumunuz bana yine güçlü çağrışımlar yaptırdı. Şöyle ki: Yaşamda bir varlığı ya da durumu asıl güçlü, anlamlı kılan “öteki”nin varlığı değil midir? Sevinci kederin varlığı, birlikteliği de yalnızlığın ve dahi ayrılıkların varlığı güçlü kılar! Kadını güçlü kılan erkek, erkeği güçlü kılan da kadının varlığıdır. O yüzden mi olsa gerek yoksa " Ayrılıklar da sevdaya dahildir...". Gönüldenden ve dostça selamlarımla...  06.12.2009 18:14
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 335
Toplam yorum
: 3201
Toplam mesaj
: 251
Ort. okunma sayısı
: 2328
Kayıt tarihi
: 05.10.07
 
 

Samsun/Ladik doğumluyum. Çocukluğum ve ilk gençlik yıllarım babamın görevi gereği ülkemizin Orta ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster