Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

22 Şubat '07

 
Kategori
Ben Bildiriyorum
Okunma Sayısı
2284
 

Sosyal demokrasi ve türban konusu

Sosyal demokrasi ve türban konusu
 

Şimdi diyebilirsiniz ki, durduk yerde nereden ortaya çıktı bu türban konusu. Ülkenin gündeminde herhangi ağırlığı kalmayan bu problemi tekrar dile getirmek ne kadar anlamlı bir şeydir diye düşünenler oldukça çoktur. Hele ki, AKP hükümetinin alaşağı edilme çabasının yoğunlaştığı ve geniş bir cephe oluşturulmaya çalışıldığı bir dönemde, muhafazakâr kesimlerin yaralarını tekrar kanatmak ne işe yarar ki.

Ülkemizin hızlı değişen gündem ve düşmeyen temponun yarattığı kültürle, hiçbir sorun sakin bir zihinle tartışılamıyor. Zaten bir konu tartışılmadığı takdirde, bir problemin var olduğu da kabul edilmiyor.

2002 yılındaki seçimlere yaklaşılırken türban sorunu, son 20 yıl içerisindeki yüksek gerginlik noktalarından birisine ulaşmıştı. Üniversite önlerindeki eylemler tüm hızıyla sürüyordu. Hatta 1999 yılındaki depremin, türban sorunu nedeniyle yaratıcının bir cezası olarak başımıza geldiği söylemleri de yaygın bir söylence olarak ortada dolaşıyordu.

2001 krizinin halkın genelinde yarattığı fakirlik ve onun yaratığı tepkinin, tüm parlamentoda yer alan partilere yönelmesi ile, AKP, anayasayı değiştirecek bir çoğunlukla hükümet kurma olanağına kavuştu.

İşte bu tarihten itibaren, türban sorunu ve sorunu sokaklara taşıyan kitleler, ülke gündeminden yavaş yavaş çekilmeye başladılar. AKP ilk hükümet günlerinden itibaren, sorunu toplumsal mutabakatla çözülmesi gerektiği şeklinde ifade ettiği, ancak aslen sorunu bilinmez bir geleceğe havale eden bekleme politikası devreye girmişti.

Bu durumun kendisi bile, aslen türban sorunun siyasal gündeme taşınmasının suni bir girişim olduğu göstermektedir. Derinliği olan bir sosyal sorunun bu şekilde çözümsüzlüğe bırakılması durumunda, sorunu yaşayan kitleler tarafından, yeniden ve sorunu çözebilecek yeteneğe ve niyete sahip bir hükümeti daha fazla zorlayıcı eylemlilik sürecinin yaratılması gerekirdi.

Ancak, yaklaşık 4.5 yıl sürecinde, AKP hükümeti tarafından, sorunu çözücü herhangi bir adım atılmamış olmasına karşın, sorunun yaşayanların bırakın eylemlerini, nefes alışverişlerini bile duyamadık neredeyse.

Evet, sorunun siyasal gündemdeki yükselişinin suni ve zorlama bir çaba olduğu bu şekilde anlaşılmakla beraber, sosyal anlamda bu konuda bir sorun yaşanmadığını söylemek ise haksızlık olacaktır.

Ülkemizde bir siyasal söylemin, kendisine iktidar yolu açabilmesinin en önemli adımlarından birisi, yaşanılan sorunu, en yüksek perdeden ve halkın çoğunluğunu gözünü boyayacak şekilde abartarak, olmayanı olur kılacak şekilde sloganlaştırılarak politika yapmaktır.

Örneğin günümüzde, ulusalcılık sıfatı ile iktidara aday olan geniş bir cephe tarafından, ülkemizde insanların, “ben Türküm” demekten bile çekinir oldukları, bu ülkede Türklerin sözünün geçmediği, mevcut koşulların 19 Mayıs 1919 tarihinden daha kötü olduğu, ülkede yaşanan her sorunun dış güçlerin çabası sonucunda yaşandığı gibisinden, son derece abartılı ve gerçekle bağı olmayan söylemler giderek yaygınlık kazanmakta.

Geçmiş dönemde de, türban konusu yine gerçeğe oldukça uzak düşen iddialarla politikaya alet edildi. Bu iddiaların günümüze yansımalarından birisini, yakın bir zamanda muhafazakar tv kanallarımızdan birisinde yayınlanan dizinin bir sahnesinde de, bir hastanede, acil bir hastayı başındaki örtünün açılmadan tedavi edilmemesi sergilenmişti. Türkiye’de yaşanma olasılığı bulunmayan bu olay, insanların gözlerini karartmak için fazlası ile kullanıldı.

Ancak, bu kesimlerin, bu tür, çarpıtma, abartma, siyasal simge olarak kullanma ve siyaseten bir adım olarak kullanma çabalarının ötesinde, özellikle üniversitelerimizde eğitim görmek isteyen ve bu eğitim esnasında giyimini inancı doğrultusunda şekillendirmek isteyen insanların mağdur olmadığını söyleyemeyiz.

İşte bu noktada, kendi düşünsel alt yapımı oluşturan, sosyal demokrasi anlayışının, konuyu başka siyasal hareketlere malzeme yaratmasına müsaade etmeyecek şekilde çözüm üretmesi gerektiğini düşünüyorum. Ancak, siyasal yelpazemizde, kendisini bu şekilde tanımlayan hiçbir partimiz bu konuyu, çözüme kavuşturulması gereken bir sosyal sorun olarak değerlendirmemektedirler.

Burada, konunun türbana sahip çıkmak değil, inanç özgürlüğü olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Elbette ki sosyal demokrat anlayışın, kadını erkekten ayrıştıran, onu toplumdan soyutlayan bu özel giyim tarzına sıcak bakma şansı yoktur. Ancak, başka insanların inançlarını ve fikirleri doğrultusunda yer edinebilmesine de en başta saygı duyması gereken kesim, kendisini demokrat olarak tanımlayan bir kesimdir. Demokrat olmanın zorluğu da burada başlamaktadır.

Ben türban ya da başörtüsü konusunun, toplumda temel bir sorun olarak algılandığını düşünmüyorum. Ancak toplumun çok ufak kısmını oluşturan ancak oldukça göz önünde bulunan üniversitelerimizde yaşanan bu sorun, üniversitenin kendi kimliğini de yaralamaktadır. Tüm özgürlüklerin yuvası olması gereken bu kurumun, üniversiteye ilk adımın atıldığı noktada özgürlüğü kısıtlaması son derece üzücüdür.

Sosyal demokrasi anlayışın, bu sorunu temel insan hakları çerçevesinde değerlendirerek, sorunu çözme iradesi göstermesi, insanların sırf giyim tarzı nedeniyle siyasal taraf olmalarının önüne geçip, temel ekonomik ve sosyal kaygıları ile taraf olabilmelerinin önünü açmış olacaktır.

Aksi takdirde, ülkemizde, her beş yılda dönemde, bir milliyetçilik dalgası, bir siyasal İslam dalgasının esiri olarak seçim sonuçlarının belirlenmesi eğilimi devam edecek gibi görünüyor.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

O kadar güzel yazmışsınız ki bana yorum yapmak değil teşekkür etmek düşer. 3 türlü türban takan var. 1. kısım inançları nedeniyle takar, saygım sonsuzdur. 2. kısım elalem ne der korkusuyla istemeyerek takanlar ve 3. kısım da yaptıklarını gizlemek isteyen kişilerdir. Bunlar az olmakla beraber çoğalmaktadırlar. Son zamanlarda hırsızların içinde türban takanlar türemeye başladı. Güya kendilerini gizleyerek kirli emellerini gerçekleştiriyorlar. İyi akşamlar.

Eşit Ağırlık 
 02.03.2007 23:18
Cevap :
Katkınız için teşekkür ederim. Evet, ülkemizde evli her üç kadından ikisi türban takıyor. Bu benim asla kabullenemeyeceğim birşey. Ancak ilk tepkimiz saygı göstermek olmalı. Ancak gerek dinin gereksede toplumun baskıcı yönünü bertaraf etmek içinde elimizden geleni yapmalıyız.  03.03.2007 16:07
 

Demokrasiyi yok etmek isteyen insanlara karşı, demokrasi sınırları içerisinde davranmaya çalışmasıdır... Bu noktada banim özgürlüğümü kısıtlayacak hareketin neferlerine destek vermem gibi bir şeyle karşılaşılıyor... Dediğin gibi, başı örtülü birisine hastanede bakılmaması mümkün değil bizim ülkede ama 1996 yılında 19 Mayıs Üniversitesi Tıp fakültesinde 2 tesettürlü doktorumsu kişi, caiz değildir diye üst solunum yolu enfeksiyonuna bağlı hasta olan benim sırtımı bile dinlememişlerdi... Yani sağlığımı bile yok etmeye yönelik saldırı düzenleyenlere destek olmak??? Çok caiz değil sanki... Sevgiyle...

Barış 
 23.02.2007 19:00
Cevap :
Sayın Barış, insanların inançlarını, kişisel tercihlerinin ötesine toplumsal yaşam tarzı olarak dayatmaları elbette kabul edilir bir şey değildir. Bir doktoriçin doktorluk mesleğinin etiği elbetteki inançlarından önce gelmelidir. Bu yapılamadığı zaman gerek mesleki örgütlerce, gerekse de adalet kurumları tarafından gerekli cezai müeyyidenin uygulanması gerekir. Bir insanın giyim tarzını inançlarına göre belirlemesi başka bir şeydir, mesleğini inançlarına kurban etmesi başka birşey. Katkılarınız için teşekkür ederim.  24.02.2007 10:39
 

Bence türban çağımıza yakışmayan, estetik açıdan hoş olmayan ve üstelik de hiç kimseye bir yararı dokunmayan vecibe, adet, simge veya her ne ise odur. Çocukluklarından beri belli çevrede yetişmiş, şartlandırılmış insanların bir takıntısıdır diye düşünüyorum. Ama kalkıp da türbanlı kızların toplumdan dışlanmasını, üniversitelerden kovulmasını hiç bir şekilde savunmam mümkün değildir. İnsan neye inanacağına, ne şekilde yaşayacağına (başkasına fiziki bir zarar vermediği sürece) kendi karar verebilmelidir. Tamam türban çirkin, ama türbanın yasaklanması çok daha çirkin bir davranıştır. Kadına zorla türban taktırmak ile, Türban kullanan kadına zorla başını açtırmak arasında hiç bir fark olamaz. Hepsi de kadına bir dayatmadır. Sonuçta hep kadın eziliyor. Ben en çok türban yasağını savunan kadınlara şaşırıyorum. Zorla modernlik, liberalizm, özgürlük olacaksa, bırakalım hepsi kalsın. Zorun her şekli bence karşı durulması gereken bir haksızlıktır. Saygılar ve sevgiler

Matilla 
 22.02.2007 19:21
Cevap :
görüşlerinize katılıyorum, türban yasağına karşı samimi bir şekilde tavır aldığımız noktada, türbanı zorla takdıranlara karşıda, sorunumuzun onun dini inancı değil, özgürlüğü kısıtlayan tavrı olduğunu daha rahat anlatabiliriz. Ve dikkat ettiğiniz diğer nokta, yani aslen ezilenin kadın olduğu konusunda çok ama çok haklısınız, katkınız için teşekkür ederim  23.02.2007 8:51
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 453
Toplam yorum
: 1886
Toplam mesaj
: 174
Ort. okunma sayısı
: 1681
Kayıt tarihi
: 14.11.06
 
 

36 güneş yılı. 27 yıl G.antep, 9 yıl İstanbul. İstanbul, 90’lı yıllarda yaşandı, bitti.  Hep şe..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster