Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

18 Ocak '17

 
Kategori
Deneme
Okunma Sayısı
423
 

Sustum…

Sustum…
 

Koca bir derinliğin içinde dibe doğru yuvarlanarak ilerleyen duygularım var. Hızla, etrafına çarpa çarpa azalarak hedefe ilerliyor. Hedef suskunluk seviyesi. Susturulan, bastırılanların eşliğinde derin sessizliğin içine yerleşiyorum adım adım. Yaşıyorum. Hayat akıyor. Güneşin doğduğunu, yağmurun toprakla birleştiğindeki kokusunu, rengarenk çiçekleri, bulutları, sayamadığımız yıldızları, ayı, derin maviyi görerek, varlıklarını kabul ederek ama sadece görerek yaşamaya alışmak üzereyim.
 
Doğuma hazırlanırken yaşadığımız o bilinmeyen dünyanın içindeki yalnızlık hissi bu. Sesler, hisler var ama tanımsız gibi her şey. Ruhum acıdıkça kaybolanların derinliği bu. Eksiliyorum kendimden lime lime. Temizlik yapıyor hayat ruhumun bahçelerinde. Güzel olanları, en sevdiklerimi, en çok ben olanlarımı sildi, süpürdü, attı hayat. Tanımadıklarım kaldı birikintilerin arasında. Güven, inanç koca bir çöp yığını oldu artık.
 
Kendimle başbaşayım. Kuşbakışı dedikleri o bakışla bakıyorum tanıdığımı sandığım, tanımadığım insan ruhlarına teker teker. Darmadağınık akşamlar, aymamış günler yüzünden böyleyim. Şeffaf bir kürenin içinde yuvarlana yuvarlana hedefe doğru ilerliyorum. Gördüklerim hızlandırılmış film kareleri gibi algımı bulandırıyor. Kim kimdir, hangisi insandır, hangisi insan taklidi ve  bu insanlar neden hayatı bu kadar kirletiyor anlamaya çalışıyorum.
 
Beden menfaati, makam hayranlığı, cüzdan açlığı, doyumsuzluktan leş gibi kokuyor insan ruhları. Kin, nefret, hırs kumaşlarından dikili kılıflarının içinde, yalandan gülümsemeleri ile örtüyorlar kendilerini. Kendinin insan olduğunu unutan, “İnsanlardan nefret ediyorum.” cümlelerini kuran ne çok kırgın, kızgın ruh tanıyorum.
 
Zevkle tüketilen temiz duygulardan sadece bahseder olduk. Edebiyat olmasa unutulup gidecekler sanki. Susanlardan başka, acımasızca haykıranlar, vicdanlarını sandıklara gizleyen, kendinden vazgeçmiş ruhların dünyayı kirletmesini izliyorum. Kirleniyorum. Pisliklerini üzerime bulaştırıyorlar. Üstüm başım yanıp kül olmuş duyguların is kokusuyla kaplandı.
 
İnadına yaşama eşlik etme mecburiyetindeyim. Yalnız gelip yalnız gideceğimiz durakta kendimizden yarattığımız hayat mecburiyetleri yüzünden bu bekleyiş. Parçalara ayrılarak, başkalaşıyoruz.
 
Susuyorum uzun uzun. Dinliyorum. Dinlediklerimden zihnime emirler yağdırıyorum. Yeniden yok. Kapılmak yok. Dağılmak yok. Dik dur. Emir kipi ile kendimi azarlayıp duruyorum işte. Oyalanmayı da öğrendim kendimle. İşe güce bulaşıp, yalnız değilim, oldukça kalabalığım taklidi iyi geliyor. Ah bir de şu kalabalıkta yalnız seyahatler olmasa.
 
Gerçekten sevgi hissettiğim insanları izledikçe gözlerim yaşarıyor. Öyle kıskançlıktan değil, hala sevgi var, inadına yaşıyor hayranlığı ile duygulanıyorum. Genç bedenlerin boş muhabbetlerini izleyip imreniyorum. Keşke o eski dertlerim olsa şimdi dediğim günler bugünler. Finaller gelse, devamsızlıktan kalma korkusu olsa, beğendiğim adam başka kıza asılsa, hoca bana taksa mesela. Ev sahibine yakalanmadan bir oda bir salon eve on beş kişi sığsak. Müziğin sesi biraz kaçtı diye kapıya gelen komşulara kapının merceğinden bakıp kapıyı açmasak, gülsek eğlensek. “Anne ben ders çalışmak için falancada kalıcam” diyip şehir dışında çadır kampa kaçsak. Ne bileyim işte yeniden temiz olsak. En eğlendiğimiz zamanda hayatı dondursak bir süre olmaz mı?
 
Entrikaları anlayamayacak kadar temizliğimizi barındırdığımız çocukluğumuzda yere düşen dondurmamıza ağlasak. Kırılan oyuncağımızla dertle tanışsak. “Ödevimi yapamadım elektrikler yoktu” gibi bahanelerle sıyırsak sorumluluklardan arada sırada. Yoruldum. Yordun bizi hayat.
 
Gel bakalım. Bildiğin gibi gel üzerimize. Nasıl olsa yaraların kabukları sertleşti, daha kalın katman oluştu üzerlerinde ve hatta artık yara açılacak yerimiz kalmadı ruhumuzda. Gel bakalım hayat, inadına gel üzerimize…
 
Sustum…
Gülcan Baran Turan bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Susmakta yazmakta konuşmakta biraz hasret oluyor geçmişe, akışın zorlandığı günlerde. Böyle anların susması kadar yazması konuşması da zordur. Belki de bu üçlünün tek hedefi bu zorluğu aşmaktır, hayatı biraz da insanca yaşanır kılmaktır. Görüşmek üzere, sevgi ve saygılar.

Rıza Üsküdar 
 19.01.2017 12:22
Cevap :
Çok teşekkürler değerli yorumlarınız için. Sustukça yazmak artıyor bazen. Bir nevi sessizliğin çığlığı...  20.01.2017 13:26
 

Nazan Hn. benim de var bir ''sustum'' yazım :) Çok mu ihtiyacımız var susmalara acaba diye düşünmekten alamadım kendimi.Sevgiler...

Gülcan Baran Turan 
 18.01.2017 16:18
Cevap :
Susmak yalınlığımızı sabit tutuyor. Yoksa insanlıktan uzaklaşıyoruz. Benziyoruz görmek istemediklerimize. Temiz kalmanın yolu bu belkide... Teşekkürler yorumunuz için.  18.01.2017 21:43
 

Sevgili Nazan, Ne güzel ifade etmişsin o insana dair halleri, sitemleri, beklentileri, yorgunluk ve kırgınlıkları. Mevlana "insan bazen dünyalara sığmaz, bazen bir zerrede boğulur" der. Ben de biz işte bu ikisinin arasında gidip gelirken özellikle büyük şehirlerin yoğunluğunda ikinci hale yaklaşır dururuz derim. Yüreğine, aklına, eline sağlık.

Şahbettin Uluat 
 18.01.2017 15:31
Cevap :
Çok teşekkürler kıymetli yorumlarınız için. İnsan kusurlarımıza bulaşmadan yaşama çabası bizimkisi. Sevgiler.  18.01.2017 15:46
 

susmak!.. böyle susmalara ihtiyaç var.. "İnsanlığa bulaştırmadığnız beyninize" saygılar..

yucel evren 
 18.01.2017 14:59
Cevap :
Söylediğiniz gibi insan kusurlarımıza bulaşmadan yalın yaşayabilme çabası. Teşekkürler yorum için.  18.01.2017 15:55
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 151
Toplam yorum
: 83
Toplam mesaj
: 2
Ort. okunma sayısı
: 212
Kayıt tarihi
: 22.08.15
 
 

Karşı kıyıdan kendi topraklarına geri dönmüş bir ailenin İstanbul'daki bolca edebiyat kokan evind..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster