Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

19 Mayıs '13

 
Kategori
Öykü
Okunma Sayısı
253
 

Toplumsal beyin ölümü

Toplumsal beyin ölümü
 

YÖK'ten TSK'ya. Üniversitelerde 12 Eylül'ün Yüksek Öğretim Kurumu'yla sağlanan özgürlük kültür dünyasında Türkiye Sanat Kurulu'yla mı genişleyecek?


Ahmet Bey'in beden sağlığı bir süredir iyiydi ama aklı ona akla gelmez oyunlar oynamaya başlamıştı. Düşünüyor, düşünüyor, bir türlü sonuca varamıyordu. Eskisi kadar genç değildi, olayları aynı hızda kavrayamıyordu. Bir de olup bitenleri izlemeye çalışırken birçok ayrıntıya aynı zamanda ulaşınca kafası iyice karışıyordu.

 
"Yalnızlık çok zor" diye düşündü. "İnsan kime ne diyeceğini şaşırıyor. Tüm dünya kafasında dönmeye başlıyor."
 
Yaşadıkları gözlerinin önünden geçmeye başladı.
 
....
 
Çocukluğu dün gibi aklındaydı. Okul yılları, işe başlaması, biraz geç de olsa mutluluğu bulacağına inandığı biriyle tanışması, Ayten Hanım'la birlikte geçen uzun güzel yıllar, çok sonra beklenmedik biçimde gelen ayrılık.
 
"Artık sana katlanamıyorum" demişti Ayten Hanım.
 
Ahmet Bey çok şaşırmıştı. Oysa o ilişkilerinin hep çok iyi olduğunu düşünmüştü. Bunun eşinde yarattığı yükü, Ayten Hanım'ın ödediği bedeli görememişti.
 
İkisi de anlayışlı, olgun, gururlu kişilerdi. Ayrılık süreci sorunsuz yürümüştü ama sonrası Ahmet Bey için hiç kolay olmamıştı. Birkaç yıl önce emekli olmamış olsa yine işiyle oyalanıp dengesini koruyabilirdi ama yalnızlığın etkileri onu sinsi bir bunalıma sürüklemişti. Dünyayla ilgili konuları yine iyi kavrıyordu. Kendisiyle ilgili konulardaysa pek sağlıklı düşünemediğini hissediyor, ancak elinden bir şey gelmiyordu. Bir yandan insanın yaptığı yanlışlara (1) kızıyor, bir yandan kendi yaşamını sorgulayıp duruyordu. Bu kez bakterileriyle (2) değil, aklıyla konuşuyordu.
 
Son günlerde ölen beyinlerle ilgili epey haber görmüştü.
 
....
 
Galiba önce Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani'nin beyin ölümünün gerçekleştiği iddialarını (3) duymuştu. Beyin kanaması geçiren Talabani'nin klinik olarak öldüğü belirtiliyordu. Ardından bu haber yalanlanmış, durumunun iyiye doğru gittiği söylenmişti.
 
Sırayı karıştırmıyorsa bunun ardından, bir süredir yoğun bakımda olan ünlü bir gazetecinin, Mehmet Ali Birand'ın beyin ölümünün gerçekleştiği iddiaları (4) gelmiş, sonra yalanlanmıştı. Ne yazık ki Birand sağlığına kavuşamamış, yalnızca 32. Gün programlarını değil, Birand'la birlikte çalışmış genç gazetecilerin daha sonra yaptığı nitelikli çalışmaları da yıllardır beğeniyle izleyen Ahmet Bey'i üzüntü içinde bırakarak yaşama veda etmişti.
 
Bir ara yalnızca Venezuela'da değil tüm dünyada tanınan Hugo Chavez'in beyin ölümünün aylar önce gerçekleştiği söylentisi (5) gözüne çarpmıştı. Chavez de bir süre sonra yaşamını yitirmişti.
 
Sonra bir zamanların ünlü film oyuncusu Muhterem Nur'a zor günlerinde destek olup güzel bir birliktelik kurmuş Müslüm Gürses'in haberleri (6) gelmiş, kurtarılamaması geniş hayran kitlesiyle birlikte herkesi üzüntüye boğmuştu. 
 
Kısa sürede aldığı bu kötü haberlerle sarsılan Ahmet Bey, beyin ölümünün ne olduğunu anlamaya çalışmıştı. "Tüm beyin, beyincik ve hayati merkezlerin yer aldığı beyin sapı denilen özel beyin bölgesinin fonksiyonlarının geri dönülmez şekilde kaybolduğu ve mutlak ölümle sonuçlanan bir süreç" tanımına ulaşmıştı. Hastanın izlenebilen tek yaşam işareti kalp atımlarıymış. Diğer yaşamsal fonksiyonları yalnızca tıbbi destek ve solunum cihazıyla sağlanabiliyor, bu destek kesildiği anda kaybediliyorlarmış. (7)
 
Ahmet Bey biraz rahatlamak için çıkıp dolaşmış, insanların arasına karışarak sıkıntılı karamsarlığından ve kafasının içinde dönen seslerden kurtulmaya çalışmıştı. Eve döndüğünde daha iyiydi ama yine düşüncelerin yumağına gömülmüştü. İnsanların beyinleri vardı ve bunlar beden yaşarken ölebiliyordu. Peki ya toplumlar?
 
....
 
Bilime biraz yakınlığı olan herkes beynin önemini biliyordu. Evet, beş duyumuz vardı, görüyorduk, işitiyorduk, dokunuyorduk, kokluyorduk, tadıyorduk. Ama dünyayı algılamamız bunların verdiklerinin toplamından daha fazlaydı. Beynimiz kendi içinde adeta evrenin yeni bir yansımasını yaratıyordu. (8)
 
Ahmet Bey kendini hiç iyi hissetmiyordu.
 
"Bana ne oyunlar oynuyorsun yine" diye söylendi. "Biraz rahatlasam çok mu? Niçin dünyanın tüm kaygılarını, üzüntülerini taşıyorsun aklıma?"
 
Kendini rahatlatmaya çalıştı. İnsanın bakışının önemli olduğunu, bunu geliştirmek için özel programlar olduğunu biliyordu. Yedi günde değişme düşüncesi hoşuna gitti. (9) Çığır açan kişisel gelişim yöntemleri artık aynı anda tüm dünyaya ulaşabiliyordu. Yedi gün yerine aklına "Saniyenin Binde Birinde Yeniden Doğma" düşüncesi geldi. Tüm etkinlikler, insan ilişkileri, uygulanabilecek yeni teknikler, yaşam modelleri bunların hepsi sonuçta ne istediğini anlayıp doğaya dönmeyi ve kendi doğrularını gerçekten bulmaya yardım etmeyi amaçlamıyor muydu? Peki insan tekniklerle, kitaplarla kendisi olabilir miydi? Ne kadar başkalarından ve kitaplardan yararlanmalı, ne kadar kendi isteklerine, düşüncelerine ve aklına dayanmalıydı?
 
Umutsuzca arandı. Kansersiz hayat için verilen ipuçları arasındaki stres başlığı dikkatini çekti. Gerginliklerden kurtulmak için on öneri sıralanmıştı. İş ve yaşam dengenizi kurun, soluk alın, egzersiz yapın, rahatlayın, hayır demeyi öğrenin, arkadaşlarınızla konuşun, bugünü yaşayın, kendinizi ifade edin, kendinizi bilin ve son olarak hayatı kontrol edin deniyordu. (10)
 
"Peki ya toplumun gerginliklerinden kurtulup özgürlüğün rahatlığına kavuşması?" diye düşündü Ahmet Bey.
 
....
 
İşte şimdi işi iyice zordu.
 
Beyin öldüğünde insanın fişi çekiliyor, yaşamı son buluyordu.
 
Peki toplumun bilim ve sanat alanında yüz akı olan insanları küstürüldüğünde ne olacaktı?
 
Herkes düşünme ve sorgulama, kendini anlama ve düzeltme yeteneğini yitirdiğinde? Daha da kötüsü, bunları yok etmek için sistemli bir saldırı olduğunda?
 
Bu, toplumun bir bitkisel yaşama girmesine neden olabilir miydi?
 
Bireyin beyin duyusuna karşılık gelen bir toplum duyusu var mıydı? Bu duyu sağlıklıyken yaşam güzellikle sürecek, bozulduğunda kalıcı bir karanlık mı gelecekti?  Toplumun beyin duyusu, kişisel akılların toplamı mıydı? Bireyin özgür gelişmesinin önü kesilince toplum da çürüyüp ölmek zorunda mıydı? Sağlıklı gelişme engellenince tehlikeli sapmalar mı yaygınlaşırdı?
 
Bir akıl tutulması mı yaşanırdı? Kendini ve birbirini anlama yeteneği ortadan kalkar, empati silinir miydi?
 
Bundan kurtulmanın tek yolu çatışmalı noktalarda yer değiştirip karşı tarafın gözünden bakmak olabilir miydi? Böylece ölen öldürenin durumunu tam olarak anlayabilir miydi? Eleştiri özgürlüğü sağduyu getirebilir, sol ve sağ, madde ve ruh, siyah ve beyaz, Türk, Kürt, Yunan, Ermeni gibi ayrımların gerçekte var olmadığını, bunların yalnızca tanımlayıcı zararsız sözcükler olduğunu anlatmaya yetebilir miydi?
 
....
 
Toplumun beyin ölümüne az kaldıysa bütün alarmlar çalmalıdır. Düşünemeyen toplum yaşayamaz.
 
1. Mehmet Arat, Doğa'nın En Büyük Yanlışı: İnsan, http://blog.milliyet.com.tr/doga-nin-en-buyuk-yanlisi--insan/Blog/?BlogNo=352989
3. 'Talabani'nin beyin ölümü gerçekleşti' iddiası yalanlandı, http://www.sabah.com.tr/Gundem/2013/01/06/talabaninin-beyin-olumu-gerceklesti-iddiasi-yalanlandi
6. Müslüm Gürses'in Doktoru: Beyin Ölümü Gerçekleşmiş Değil, http://www.haberler.com/muslum-gurses-in-doktoru-beyin-olumu-gerceklesmis-4379855-haberi/
9. Paul McKenna, Hayatınızı 7 Günde Değiştirin, http://www.pegasusyayinlari.com/kitap_detay.php?kitapid=13615477287

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 72
Toplam yorum
: 18
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 252
Kayıt tarihi
: 08.01.12
 
 

1958 doğumlu. Mühendislik eğitimi aldı. Teknik alanda çalışırken kültürel konulara ilgisini sürdü..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster