Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

17 Haziran '12

 
Kategori
Dil Eğitimi
Okunma Sayısı
1663
 

Türkçede sözcük, ek

Türkçede sözcük, ek
 

EĞİTİM KONULU PANEL,ATA KOLEJİ-İSTANBUL, 21 MART 1996


Türkçe anlatım metin, bölümce, tümce, sözcük birimleriyle gerçekleşir.Anlatımda bu anlatım birimlerinin alt birimleri olan belirtme öbekleri de önem taşır.Belirtme öbekleri biçimsel  olarak şöyle adlandırılır: iyelik, niteleme, çekim, bağlaç, ünlem, ikileme.Bunlar  yargısız anlatımlardır.Örneklersek, benim evim, bebeğin sesi, kırmızı halı, birkaç kişi, papatyadan beyaz,denize karşı, o ve ben, ey çocuk, siyah beyaz, beyaz beyaz, ev mev… vb.

           Cahit Külebinin şiirine kulak verelim mi?

                        Bir mavi balon mudur bu yaz?

                        İçi sevi dolu yolculuk

                        Kurtar beni ey çocuk

                        Dişleri papatyadan beyaz

 

Örneklediğimiz belirtme öbeklerine ozan şiirinde yer vermiş.

            Türkçede bu anlatım birimleri iç içe gelişir.Metin tüm anlatım birimlerini kapsar.Metin en büyük kümedir.Bu bakımdan Türkçe matematiksel anlatımlı bir dildir.Matematikte kümeler konusu işlenirken A ) B, A kümesi kapsar B kümesini; B ( A, B kümesi alt kümesidir A’nın açıklaması Türkçe için de geçerlidir.Örneğin, metin ( bölümce ( tümce ( sözcük sıralaması bir önceki sonrakini kapsar  anlamındadır. Bu adlandırmayı tersinden okursak sözcük tümceyi, tümce bölümceyi, bölümcelerin metni oluşturduğunu anlarız. Bu durum matematik ile Türkçe ilişkisini göstermektedir.Matematik Türkçe ilişkisini başka örneklerle çoğaltabiliriz.Örneğin, “üç yüz” niteleme öbeğinde yer alan önad tamlamasıdır. Bu öbek (3.100=300) bir çarpma işlemidir.Bu örneği tersinden okursak, “yüz üç” niteleme öbeğinde yer alan sayı öbeğidir.Bu öbeğin de (100+3=103) birtoplama işlemi olduğu görülmektedir.

          Türkçenin matematiksel anlatımını tümce bilgisinde de görüyoruz.Örneğin, “ Oya işinibaşarıyor. Bu tümcede yargı gerçekleşmiş, olumlu tümce. “Oya işini başaramıyor değil.” Tümce biçimce olumsuz anlamca olumlu, sonuç olumlu, yani başarıyor anlamında.Bu tümcede iki olumsuz öğe (başaramıyor, değil) olduğu için yargı olumlu oluyor.Bu matematikte (-.-=+) olduğu gibi. Örneğimizi şöyle yazarsak,“Oya başarıyor değil.” tümcesi olumsuzluk bildirir.Yani, “başaramıyor” anlamını içermektedir. Bunun böyle olması tümcede bir olumlu (başarıyor), bir de olumsuz (değil) yargısının bulunmasıdır.Matematikte (+.-=-) olduğu gibi.  

            Türkçede en küçük anlatım birimi sözcük, anlamı ya da görevi olup dil içinde tek başına, söz öbekleri kurarak kullanılan sesbirlikleridir.Sözcük duyumsal yönü (gösteren), iç yönü (gösterilen) olarak iki yönlüdür.Örneğin, y.a.p.r.a.k ses dizileri gösteren, sözcüğün karşıladığı kavram ise gösterilendir.Sözcükle nesne arasında sesçe bağıntı yoktur.Her dil aynı kavramı değişik seslerle karşılar.Ancak bir sözcüğün duyumsal yönüyle kavramsal yönü arasında köklü bir bağ vardır.Örneğin, elma sözcüğünü duyunca zihinde nesnenin tasarımı olan kavram oluşur.Bunun tersi de olabilir.Doğada elma nesnesini görünce göstergesi olan elmanın gösteren öğesini anımsarız.Böylece göstergenin iki öğesi olan gösteren, gösterilen arasında sıkı bir bağ olduğunu anlarız.

            Dilde somut kavramlar soyut kavramlardan, özel kavramlar genel kavramlardan önce gelir.Örneğin, “meyve “, “elma, armut, üzüm...vb.varlıklarınortak adıdır.Özel kavramlar var olmadan genel kavram oluşmaz.Aynı zamanda genel kavramlar soyut, özel kavramlarsomuttur.İşte kavramların önceliği özel-somut-genel-soyut sıralamasına dayanır.

            Aynı zamanda Türkçe ekonomik anlatımlı bir dildir.Örneğin, “Ankara’ya gitmemeliydiniz.” yargısını Fransızcada sekiz sözcükle anlatmak zorundasınız.Vous n’ariez pas dû alle a Ankara

            Türkçede kavram bildiren sözcükler genelde iki başlık altında   toplanır.

            .AD

            .EYLEM

 

           Bu sözcükler dilimizin asıl sözcükleridir.Bu genel adlandırmadan yola çıkarak sözcükleri işlevlerinden dolayı yeniden adlandırabiliriz.Ad (gerçek ad),önad, belirteç, adıl sözcükleri kavram bildiren adlardır.Dilin temel sözcükleridir, dil içinde tek başına kullanılabilirler.Eylem, kılış, oluş, durum anlatan sözcüklerdir.Örneğin, yırt-, büyü-, otur- vb.

           .AD

            Dış evrende var olan ya da tasarlanabilen nesneleri karşılayan sözcüklerdir.Örneğin, at, böcek, duygu...vb.Bunlar gerçek addır.Kısaca ad denir.

            Adlar anlatımda değişik özellikler gösterir.Örneğin, uslu çocuk, üç elma, bu okul,hızlı adam, doğru söz örneklerinde “uslu, üç, bu, hızlı, doğru”sözcükleri adın önüne gelerek gerçek adın niteliğini ya da dış belirtsini anlatıyor. Bu tür adlara önad denir.Bu örnek sözcüklerden hızlı yürü, doğru konuş eylemi belirtirse belirteç,” Ona doğru gitti.”tümcesinde doğru ilgeç olarak adlandırılır.

            Önad, belirteç kendinden sonra gelen sözcüğe bağlı olarak adlandırıldığı için uydu sözcüklerdir.         

        Gerçek adların yerine kullanılan sözcüklere adıl  denir.Örneğin, Bu kim? Ben buradayım. Biri geldi. Bazıları anlamaz. “Bu, ben, biri, bazıları”nesnelerin kendilerini, niteliklerini belirtmez.Yalnız gerçek adın yerini tutar.Bu özelliğinden dolayı gölge sözcüklerdir.

            Kavram bildiren sözcükleri adlar başlığı altında önad, belirteç, adıl  olarak gösterebiliriz.

            Türkçede kavram bildirmeyen, tek başına kullanılmayan ancak kavram bildiren sözcükler arasında ilgi ya da bağ kurarak işlev kazanan sözcükler yardımcı ya da uydu sözcükler olarak adlandırılır.Bu özelliğinden dolayı yadımcı sözcüklerden “bağlaç, ilgeç,” ulak sözcüklerdir.Ünlem ise gölge sözcüktür.Çünkü gerçek kavram bildirmez, nesnelerin kişide bıraktığı duygulanmaları yansıtır.

            Yardımcı sözcükler kavramlar arasında bağlaç bağlantı (ile, hem, de vb.), ilgeç anlam (gibi, için, dek vb.) ilgisi kuruyor. Ünlem seslenme, çağrı (ey, hey vb.) için kullanılıyor. Örneklersek, öğretmen ile öğrenci (bağlaç), Uçak ile git.(ilgeç), Eve doğru yürüdü.(ilgeç) aziz İstanbul (ünlem)

                        Ağladığım senin için

                        Güldüğüm senin için

                        Öpüp başıma koyduğum

                        Ekmek gibisin

          İşte yine  Cahit Külebi şiirinde bu kez İlgeç öbeklerini sıralamış.  Bir başka ozanımız Yahya Kemal Beyatlı ünlem öbeğini Bir Başka Tepeden şiirinde bizler için örneklemiş.

 

           Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul

            Görmedim, gezmediğim, sevmediğim hiçbir yer

            Ömrüm oldukça gönül tahtıma keyfince kurul

            Sade bir semtini sevmek bile bir ömre değer

 

            Türkçede en az iki sözcük yargısız anlatımlarla öbek oluşturur.

           önad tamlaması: önad+ad, mavi araba, kapıcı Seyfi

           ad tamlaması:  ad+ad: yeni ad, mavinin koyusu, kapıcının evi

           ad öbeği: ad+ad:ad,maviden yeşile...Ad öbeği adın durum ekleriyle kurulur.

           

            SÖZCÜK ÇÖZÜMLEME

            Sözcüğün kaynağı (Türkçe,Fransızca..vb), türü (ad, önad, belirteç, adıl, bağlaç,ilgeç,ünlem,eylem),yapısı (yalın, türemiş, bileşik),nicelik durumu (tekil, çoğul), görevi (tümce içinde, belirtme öbeklerinde), çekimlenmesi (yalın, belirten, yönelme, kalma, çıkma durumu) belirlenip gösterilirse sözcük çözümlenmiş olur.Bunu örnekleyelim:

            Çam ağaçlarının türü nasıl sıralanmalıdır.

            çam: Türkçe,ad

            ağaç-lar (k-e): Türkçe, ad(cins,somut), yalın, çoğul, belirtilen

            tür-ü (k-e): Türkçe, ad(cins, somut), yalın, tekil, belirtilen

            nasıl(ne-asıl)): ne :Türkçe, asıl:Arapça; soru belirteci

            sıra-lan-malı dır ( sıra:ad, -lan:yapım eki, -malı: çekim eki, -dir: ek eylem) Türkçe, eylem, türemiş, yüklem

            Sözcük çözümlemesi sözcüklerin kimliğini belirlemek olarak adlandırılabilir. Bu adlandırma ses, işlev, yapı, anlam boyutlarında gerçekleşir.Böylece sözcük kimlik kazanmış olur.Sözcükler işlev kazandığı oranda ses, yapı, anlam boyutlarında değişikliğe uğrar.Bu değişikliği sağlayan eklerdir.     

           Sözcük taban+ek matematiksel işleyişiyle işlerlik kazanır.Örneğin, çiçek-çi; çiçek-ler vb. –ci eki türetir, -ler eki sözcüğün işlevini çoğaltır.Bu örnekleri çoğaltabiliriz.

            -CI  EKİ

            -CI eki ad tabanlarına gelir.Ancak eylemelere de ulandığı görülmektedir.Örneğin, av-cı,  öğren-ci, cay-dır-ı-cı, tara-y-ı-cı vb.             

            EK

            Sözcüğün tümcede biçimlenmesini sağlayarak sözcüğün görevini belirleyen ya da sözcüğün tabanına (kök, gövde) gelerek kökteki anlamı yansıtıcı nitelikte sözcük türetmeye yarayan dil öğelerine ek denir.

            Türkçede ekler iki türdür:

            1.Çekim ekleri

            2.Yapım ekleri

 

            Çekim ekleri sözcüğün anlamını değiştirmeyen eklerdir.Bunlar sekiz türdür:

           1. Adın durum ekleri :-i, -e, -de, -den

           2. İyelik ekleri : i)m, -(i)n, -i, -(i)miz, -(i)niz, -leri

           3. Kip ekleri : -(i)yor, -ecek, -(i)miş, -(i)di, -r, -meli, -se, -e

           4. Kişi ekleri : -m, -n, -k, -niz, -leri (dilek koşul, belirli geçmiş zaman çekiminde görülür. -im, -sin, -iz, -siniz, -ler: belirsiz geçmiş zaman, geniş zaman, şimdiki zaman, gelecek zaman, gereklilik kipi çekiminde.  -(y)im, -sin, -lim, -siniz, -ler:istek kipi çekiminde.  -in, -iniz, -ler: buyuru kipi çekiminde kullanılır.

          5. Çoğul eki : -ler

          6. Ad tamlama ekleri: -in (belirten), -i (belirtilen)

           7. Soru eki : -mi

           8. ilgi adılı : -ki 

Örnekler: 

Dağdan sel geliyor.:durum,kip eki

Ev-im, -in, -i, -imiz, -iniz, -leri: iyelik ekleri

               Uç-tu-m :kip, kişi eki

              Ağaç-lar –(ı)mız: çoğul eki, iyelik eki

             Gör-müş-ler: kip, kişi eki vb.

           Ekleri karıştırmamak için ekin eklendiği sözcüğe, yaptığı işleve bakmak gerekir.Örneğin, kişi eki eylemlerin, iyelik eki adların sonuna ulanır.Örneğin, oku-du-m (kişi eki), çanta-m (iyelik eki)  vb.

           Yapım ekleri sözcüğün anlamını, türünü değiştiren eklerdir.Yapım ekleri ad ya da eylem tabanlarına gelerek ad, eylem türetirler.Türetilen adlar dil içinde kullanımından dolayı önad, belirteç, adıl olarak adlandırılabilir.

         “-cı eki bir niteleyici türetir, adlaştırmaz” (TDD,ÖD,Tem.-Ağ. 2010)

            Bu tümceye göre savcı, kapıcı, sobacı kimi niteliyor? Ancak başka bir adın önüne gelirse bu özelliği kazanabilir.Örneğin, savcı Ali, sobacı Salih, kapıcı Murat  vb.

            “-cı eki adlaştırmaz nitelemesi de yanlış.

           Adlaştırma önad tamlamalarında ikinci ad düştüğünde gerçekleşir. Örneğin, gösterici öğrenciler, “göstericiler” olarak tek sözcükle anlatıldığında adlaştırma gerçekleşmiştir.

           -cı eki bir ada ulanarak yeni  anlamlı bir ad türetir.Bu olaya adlaşma denmez.Örneğin, diş-çi, yaz-ı-cı vb.Bu sözcük türetmedir. –cı eki ad soylu sözcük türetmiştir.

           Türkçenin dil olaylarını kendi kurallarıyla açıklayabiliriz.Yoksa İngilizce kurallarla Türkçe anlatımları açıklayamayız.Türkçede aynı sözcük hem eylemi yapan(özne) hem de eylemden etkilenen (nesne) olabilir.Örneğin, “Sunucu konuştu.” tümcesinde “sunucu” eylemi yapan özne, “Sunucuyu gördüm.” tümcesinde “sunucuyu”eylemden etkilenen belirtili nesne görevindedir.”Sunucu görüldü.” tümcesinde özne durumundaki “sunucu” aynı zamanda etkilenendir. Aynı sözcük iki görevi de yapabilmektedir.Bu durum Türkçenin çatı özelliğinden kaynaklanmaktadır.Türkçede bulunan bu özelliği bilmezden, görmezden gelemeyiz.

          Türkçe anlatımda “sunucu kişi”demeyiz “sunucu” demek yeterli. “köfteci kişi” denemeyeceği gibi.Çünkü “köfteci” demek anlatım bozukluğunu giderir.

           Türkçe ne çekiyorsa okumuşlardan çekiyor.Çünkü yabancı dil düşkünlüğü, Türkçeyi önemsememek ilgili kişinin dil yetisinden kaynaklanmaktadır.Türkçenin kazanımlarını, gelişmesini kimi kurallara bağlayarak da baltayanlar yok değil. Duyarsızlık, özensizlik dil kullanımını etkileyen etmenlerdir.Mahir Ünlü öğretmenimiz Çadaş Türk Dili dergisinin Eylül 2010, sayı 271’de “Türkçe Sözcüklere  Umursamazlık başlıklı yazısında bu konuyu ele almış.Türkçe anlatımda metin dilbilimi, söylem incelemeleri, dilbilimin kazanımları gözardı edilmeden sözlü, yazılı anlatım gerçekleştirilmeli.

            Türkçe, kurallarıyla geliştirdiği dil geleneğiyle birlikte yaşayan toplumun yaşam sürecinde oluşup kurallaşmıştır.Türkçe yazıldığı gibi okunan ya da konuşulduğu gibi yazılan sesçil bir dildir. Örneğin, kral, spor, tren yazımlarını kıral, sıpor, tiren gibi yazsak sesçil özelliğine uymuş oluruz.Bunu bir öneri olarak sunuyorum.Yine bu konuda Mehmet Yalçın (TDD,Eylül-Ekim 2010,Yazım Kuralcılığı, s.8-10) Türkçenin sesçil yanı üzerinde durarak özel adlarda ünsüz yumuşamasının gösterilmesi gerektiğini belirtmiş.Örneğin, Zonguldak’a değil Zonguldağa diyor.

            Türkçe konusunda anlaşmazlık Türkçenin gelişmesine katkıda bulunuyor.Örneğin M.Ergin, T.Bangoğlu, V. Hatipoğlu, Y.Çotuksöken, D.Aksan –cı eki ad türetir diyor. Ö.Demircan “niteleyici / sıfat türü sözcükler türetir.” diyor. (TDD Tem.-Ağ.2010,s.20)   

           Sayın Demircan’ın önad yerine Arapça kökenli sıfat sözcüğünü yeğlemesinin bir açıklaması olsa gerek..Ayrıca Türk Dili Dergisi’nin ilkeleri buna nasıl izin veriyor? Atatürk’ün terimlerinTürkçeleştirilmesi doğrultusunda  geometri alanında ürettiği “kare, dörtgen, açı, eşit, artı …vb” bize yol göstermiyor mu?

            Türkçede yapım eklerinin  ad ya da eylem türettiğini daha önce belirtmiştik.Bu dilin yatay işlevi olarak adlandırılabilir.Türetilen adların kullanımlarda önad, belirteç olabileceğine de değinmiştik.

            Türkçe, dilbilimci Noam Chomsky’nin dediği “dilde yaratıcılık”özelliğine sahip bir dildir.Sözlüksel gücü sınırlı olan Türkçe yaratımlarla yeni anlatımlara ulaşıyor.Bu da dilin dikey işlevidir.Böylece sınırlı sayıda sözcükle sınırsız anlatım elde edebiliyoruz.

            Türkçenin yatay, dikey işlevini örnekleyebiliriz.

 

            güneş muştuluyor günü

            gün başlıyor

             varsıl kucağında doğanın

             duyar sabahı kurt kuş insan

             yinelenmez dünde kalan

              her gün yaşanan

 

               vapurda

 

              kalkan mendiller

              köpük

             çaycı renk satıyor

             yol boyu umutlar

 

             düş satcıları

            giriyor ağzıma

           yakın oluyor

           uzak

 

          içdeniz

 

         gülümseyişleri ayrımsıyor

         giz ses

         kahkahalar doluyor kuşevim

         gün uzuyor

 

        yaşam buz çağında

        taşır başka denizlere coşkuları

       yeşerir yürek

 

        kentin yoksun vitrinleri habersiz

 

 

        istenmeyen

 

       güneşle öpüştüler

       korkuları yoktu

      günün dayattığından

 

      kısalıyordu ardında güz

 

      siyah beyaz kedisi

      yalanıyordu

      avuç içlerini

 

      güç olan ayrılıktı.

 

       Şiirlerde koyu yazılan sözcüklere bilinen anlamları ötesinde yeni yanlamlar yüklenmesi dilin dikey gelişimine örnek olarak gösterilebilir.Sözcüğün yapım ekleriyle anlam kazanması, çekim ekleriyle işlevini çoğaltılması da dilin yatay gelişimidir.

        Türkçenin metin, bölümce, tümce, belirtme öbeği, sözcük boyutunda matematiksel bir işleyişle dilde yaratıcılık özelliğine ulaşması yazın, sanat, bilim, dilbilim adamlarımızın Türkçe bilincini edinmeleriyle gerçekleşecektir. Türkçe bilinci, toplumbilim, ruhbilim, dilbilim, tarih vb. alanların gerçeğini kavramayı, bu alanlardan yararlanmayı gerekli kılıyor. Dili bu alanlardan soyutlamak Türkçe bilincinin eksikliğinden kaynaklanmaktadır.Dilin salt sözcüklerden oluşmadığını kavramak gerekiyor.Örneğin, “çay almak, banyo almak…vb.” anlatımlarda olduğu gibi yabancı sözcükler yerine Türkçelerini koyarak Türkçe  anlatımın sağlandığını  sanıyoruz.

            Kemal Ateş, Dil Hurafeleri, İmge Kitabevi adlı yapıtında Köktürk zamanından kalma sözcüklere yöneliyor.Osmanlıcayı ölmüş kültürün temsilcisi olarak görüyor.Dilimizin gelişmesine, Türkçeleşmesine  böyle bakıyor.Oysa dil toplumsal bir süreçtir.Toplumsal yapı,toplumun gelişmişlik düzeyi dilin nasıllığını gösterir.Kemal Ateş’in yöneldiği dönemin  Türkçesi Şaman inancıyla yoğrulan toplumun dayandığı Türkçe, Osmanlıca ise İslam inancının oluşturduğu kültürün dili

-Türkçesi değil- olarak görülmeli.Osmanlıcanın dayandığı kültür mü, yoksa Şamanın dayandığı kültür mü  ölmüş.Toplumsal olgu hangisini doğruluyor.Bu taraf olmadan yapılan bir saptamadır.Yapılacak iş eskiliğe düşmeden ulusal toplum olma sürecini hızlandırmaktır.Günümüze baktığımızda ulusal toplum olma sürecini tamamlayamadığımız için Türkçeleşmek alanında da sorunlarımız sürüyor. 

            31 Ekim - 8 Kasım 2009 tarihleri arasında düzenlenen 28.İstanbul Kitap Fuarı’nın Onur Yazarı Cevat Çapan törende yaptığı konuşmada kendinden,Türkçeden sözetti.Kendisine, “Çevirilerinizde Türkçe yeterli mi?” sorusunu yönelttim. Yanıtlarken, dilin toplumla ilişkisini belirterek Türkçenin henüz bir sanayi toplumunun dili olamadığını, bunun da toplumun gelişmesiyle ilgili olduğunu dile getirdi.İngilizce bir sanayi toplumu dili, dolayısıyla anlatım gücü olarak önde.Ancak çevirilerimde Türkçenin yaratıcılığı işimi kolaylaştırıyor diye de ekledi.

            Dağlarca,”Hangi dille yazıyorsan o dile aitsin.” diyor. Yazarlarımızın, ozanlarımızın kaygıları dilin  toplumla ilişkisini gösteriyor.Toplumumuzun ulusal kimliği yüz yılı bulmadı.Bu kimliğiyi de başarıyla tamamlayamadık.Atatürk’le başlayan ulusal dil kaygısı tüm toplumumuzu kucaklayamadı.Bunu başarmak,Türkçeyi ulusal kimliğiyimizin temel taşı bellemek dil bilincimizin gereği olacaktır.Çünkü dil bilinci toplumsal ve siyasal bir olgudur.

           Uluslaşma sürecimiz tamamlandığında ortak dilimiz Türkçe tüm toplumumuzu kucaklayacak sanayi toplumu olma yolunda da dilimiz gelişecektir.Bu Atatürk’ün bizlere vermiş olduğu bir görev olarak duruyor.Türkiye’de yaşamaktan, Türkiye Cumhuriyeti’nin yurttaşı olmaktan onur duyan biri olarak ülkemizin üniter yapısını, ulusumuzun dirliği ve birliğini savunmak, yaşatmak her yurttaşın görevidir diye düşünüyorum.Bu da Türkçe bilincinin toplumsallaşmasıyla başarılacaktır.

           Türkçe tek başına toplumsal dayanakları olmayan bir uğraş alanı değil.Toplumumuzun sorunları çözüldüğü, toplumumuz geliştiği oranda dilimiz de ulusal kimliğine kavuşacaktır.

  

 

 

Türk Dili Dergisi, Perşembe Toplantısı, 23 Eylül 2010, saat 16’da sunuldu.  Kadıköy / İstanbul

 DÜZELTİ: Başlık yanlış yazıldığından  başlığı "Türkçede Sözcük, Ek"  olarak düzeltir , özür dileriz.

 

 

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

İlgiyle ve dikkatle izliyorum,demiştim...hatta Ufuk Kardeşimin yorumlarını da...Ve -düzeltilmiş- başlık konusunda hâlâ kuşkularım var:)))...tabii ki sizlerin uzmanlık alanı,ben sıramı beklerim:)))...selamlar sizlere...eyvallahhh...

nedim üstün 
 17.06.2012 11:39
Cevap :
Sayın Nedim Üstün, İlginize, güveninize teşekkür ederim.  17.06.2012 21:51
 

ha unuttum... Yazınızın başlığındaki imlâ yanlışını da düzeltmeniz gerekir... Saygılar.

UFUK KESİCİ 
 17.06.2012 9:40
Cevap :
Sayın Kesici, Uyarınız için teşekkür ederim.  17.06.2012 10:29
 

Merhaba; 1. "Sunucu görüldü" cümlesinde 'sunucu' özne değil; belirtisiz nesnedir... Edilgen çatılı yüklemlerde özne belli değildir... ÖYSM çok sormuştur bu tür soruları... 2. Terimleri "özleştirmek" yanlış bir tutumdur. Alanı bilim olmaktan çıkarır. Bir fizikçi "ivme" derken bir başka fizikçi "ivme" ye başka bir terim bulursa, alan bilim olmaktan çıkar... 3. "Sıfat" a ön demek saçmadır. Tıpkı "zarfa" belirteç, "edat" a ilgeç demek gibi... neden terimlerle oynuyor, felsefeciler gibi dilcilerin de kendilerine özgü bir terimleri olmasına uğraşıyorsunuz? Bin yıllık "sıfat" ı "önad" yapmanın anlamı ne? Ne yani Türkçe'de M ile başlayan sözcük yok... Atacağız mı şimdi "masa" yı, "melek" i, "müdür" ü "maliye" i... Bu takındığınız tavır; Nurullah Ataç "özleştirmeciliği" dir ki temelinden yanlıştır... Meraklıysanız, yakın tarihlerde bu konuda yazdığım üç yazı var. Okuyunuz. Saygılar, selamlar

UFUK KESİCİ 
 17.06.2012 9:38
Cevap :
Sayın Kesici, Terimleri Türkçeleştirmek çok önem taşıyor.Öğrencilerimiz, yurttaşlarımız için bir anlam taşımayan sözcükleri kafamızda taşımanın anlamı yok.Örneğin,"zarf,edat,sıfat" sözcükleri öğrenmeyi kolaylaştırmadığı gibi öğrencileri ezberciliğe itiyor.Oysa, "belirteç,ilgeç,önad" Türkçe olduğu için öğrenciye,yurttaşa çağrışımsal olarak neyi anlattığını uslamlama yoluyla bulduruyor.Böylece ezbere yönelmiyorlar. Türkçeyi okullarımızda okutacağımız metinlerle öğrencilerimize ulaştırırsak toplumsal sorunlarımızı çözmede de kolaylık sağlayacağız.Türkçeyi bu toplumda yaşayan herkesin ortak dili olarak görüyoruz.Bu nedenle Türkçe sözcüklerle düşünmek, anlatmak ulusal bir görev olarak duruyor.Bu ulusalcılıktan sakın "ırkçılık" anlamı çıkarmayın. Büyük Atatürk,geometri terimlerini Türkçeleştirdiği, bu konuyla igili kitap yazdığını siz de biliyorsunuz.Türkçeyi savsaklamadan geliştirmeyi,toplumumuzun her kesiminde yagınlaştırmayı -özellikle okuyan kesim arasında- savsaklayamayız.  17.06.2012 10:46
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
 
Toplam blog
: 1064
Toplam yorum
: 308
Toplam mesaj
: 19
Ort. okunma sayısı
: 699
Kayıt tarihi
: 24.03.12
 
 

Türkay KORKMAZ, umuda yolculuğu ertelemez. Mermeri delenin damlanın sürekliliği olduğunu bilir. Y..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster