Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

28 Ocak '13

 
Kategori
Havacılık
Okunma Sayısı
2124
 

Uçmak elbette en emniyetlisi de...

Uçmak elbette en emniyetlisi de...
 

Bugün bile ne şanslı bir çocukluk geçirdiğimi düşünüyorum. Ben oğluma ne yazık ki aynı doğal yaşam derslerini alabileceği, aynı çocuksu heyecanları duyabileceği ortamlar yaratamadım. 6 yaşımdan itibaren tüm çocukluğum uçaklar içinde geçti. Pilot bir babaya sahip olmanın avantajıydı bu. Yaşıtlarım Texas, Tom Miks okurken ben uçakların Service Manual’lerini hatmediyordum! Vesselam garip bir çocuktum kimsenin anlayamadığı! Babamla sayısız uçuş yaptım ve havacılık aşkı hücrelerime yerleşti. Bugün ailesinde 7 pilot olan; ama kokpitte değil de kabinde kalmayı tercih eden bir uçma sevdalısıyım.

Dünyanın 144 ülkesine gitmiş olmak milyonlarca mil uçuş demek ve elbette ki bu uçuşlarda sayısız deneyimler yaşadım. Bazılarını da zaman zaman sizlerle paylaşıyorum zaten.

İlk şaşkınlığımı 1979 yılında -İstanbul’dan Londra’ya uçarken- British Airways’in HS Trident 3B'sinde yaşamıştım. Kıçtan 3 Rolls-Royce motorlu bu uçakta aynı trende olduğu gibi yüz yüze bakan dörtlü aile koltukları vardı. Sohbet ede ede yolculuk ediyordunuz! Diğer yolcular bunun ne dahiyane bir tasarım olduğunu düşünürken, ben acil iniş sırasında yolcuların hangi duruş şeklini alacağını düşünüyordum. Tuvaletlerde de iyi kalite bay-bayan parfümleri olurdu. Aynı yıl, Air France’in A300’ü de gördüğüm ilk Airbus’tı.

Seksenli yıllarda THY ile ilgili hatırladığım bir detay da koltukların numarasız olduğuydu. İstediğiniz yere oturabiliyordunuz. Filoya yeni katılan Aras, Ceyhan gibi A310’larla uçmak da bir ayrıcalıktı. Ama benim favorim 727’lerdi. Nedense, kıçtan motorlu uçakları hep daha çok sevmişimdir. Hele ki ön koltuklarda oturuyorsanız uçuş boyu sessizlik sizinledir.

Her seyahat sonrası babama uçuşlarımla ilgili brifing verirdim. Büyük bir heyecanla dinlerdi. Sonra da yorumlardı. Philadelphia’dan Londra’ya B747 ile uçarken Atlantik üzerinde saatler süren türbülansların, Filipinler hava sahasında çakan şimşeklerin, Mısır üzerindeki kum fırtınalarının uçak ve yolcu üzerindeki etkilerini tartışırdık.

Kırklı yaşlarıma kadar koridor kenarında oturmayı tercih ettim. WC’ye rahatça gidebiliyor ve uzun uçuşlarda -kan dolaşımını sağlamak için- koridor yürüyüşlerine komşularımı rahatsız etmeden çıkabiliyordum! Bir B747-400’ün 58 metrelik kabin boyunu düşünecek olursak bir koridordan gidip diğerinden dönmek 120 metre gibi bir yürüyüş parkuru sağlıyordu. Günümüzün dev uçakları B747-8 ve A380’lerde bu parkur birkaç metre daha uzadı !

Dijital Kameraların çıkması ve internet’in de yaygınlaşmasıyla ben de cam kenarını ve her uçak tipine göre ayrı ayrı belirlediğim koltuk numaralarını tercih etmeye başladım. Her uçuşumda resimler çekiyor ve havacılık sitelerinde yayınlıyordum.

Biraz da havacılığın tatsız bir yönünü ve bu konudaki hislerimi paylaşmak istiyorum sizlerle. Pilot çocuğu bir mühendis olarak uçakların dünyanın en emniyetli ulaşım araçları olduğuna ve bir uçakta olmanın sokakta yürümekten daha güvenli olduğuna inanıyorum! Ama yine de bazen kazalar oluyor ne yazık ki uçaklar düşüyor! Ülkemizdeki bir trafik kazası haber değeri taşımazken Amerika'daki küçük bir pervaneli uçak kazası bile haber oluyor! Çünkü teknoloji harikası bu araçların kaza yapması beklenmedik bir durum olarak değerlendiriliyor! Ve kazalarla ilgili şunu da düşünmeden edemiyorum: Uçak bir anda havada infilak etmediyse yere çarpıncaya dek geçen sürede yolcu ne yaşıyor, ne hissediyor? Tanrı hepimizi korusun; ama bence müthiş bir infial, kabin basıncındaki ani değişiklik nedeniyle bilinç kaybı, kalp krizleri yaşanıyordur ve yolcuların birçoğu çarpma anından önce hayatını kaybediyordur:(

Babam bir keresinde -hidrolik arızası nedeniyle- Cessna ile acilen kara yoluna inmiş ve kamyoncular da yardımına koşmuştu. Akşam bunu evde anlattığında nasıl bir tepki vermemiz gerektiğini bilememiştik! Sevinç ve korku aynı anda yaşanmıştı. Hiçbir türbülansın uçağı düşüremeyeceği bilinci beni o anlarda ürkütmese de yanımdaki yolcuların elini tuttuğum, sakinleştirdiğim ve teknik açıklamalarla rahatlattığım çok olmuştur. Uçuş anındaki birçok sesi, kanat, flap ve motor seslerini diğer yolculardan daha iyi değerlendirebiliyor olmam da keyifli bir uçuş yapmamı sağlıyor elbette. 2 sene önce Adana Şakirpaşa’dan İstanbul Sabiha Gökçen’e yaptığım bir A320 uçuşunda, SAW için gerekli alçalma prosedürleri uygulanmamıştı. Bir gariplik vardı. Yanlış hatırlamıyorsam 5A’da oturuyordum ve uçak daha Afyon üzerindeyken hız kesmişti. Ağır aksak yol alıyorduk. Marmara’ya yaklaştığımızda kaptan anons yaptı ve “Sabiha Gökçen Havalimanı’ndaki teknik bir problem nedeniyle Atatürk Havalimanı’na ineceğiz.” dedi. Elbetteki bu doğru olamazdı. Camdan motora baktım. Paller duracak gibiydi. Belli ki motorda bir problem vardı. Belki de durmuştu ve THY Teknik Hangarı da Atatürk Havalimanı’ndaydı. Dolayısıyla oraya yönelmesi doğruydu. Yolcular son derece sakindi ve sadece bir iki homurdanma duyuldu. Öyle ya, arabalarımız, bekleyenlerimiz Sabiha Gökçen’deydi; ama biz Atatürk Havalimanı'na gidiyorduk! Uçaktaki kaç kişi bu tercihin uçaktaki bir arızadan kaynaklandığını anlayabilirdi ve anlasa sakin kalabilirdi.

Panik bilgisizlikten kaynaklanır. Oysa her uçuşta böyle olumsuz durumlarla karşılaşılabilir; ama iyi eğitimli bir pilot acil durumlarda kazadan başka çözümler bulur! Yine de havacılıktaki en acı gerçek: Uçak kendiliğinden düşmez, onu bir düşüren vardır ve bu da genellikle pilottur!

Yoğun uçuş programımdaki en büyük tehlikeyi Jakarta-Singapur arasındaki 1.5 saatlik yolculukta yaşadım! Müthiş yolcu trafiği nedeniyle Jakarta-Singapur ve Kuala Lumpur-Singapur (45 dk) gibi kısa uçuşlarda bile geniş gövdeli B747 ya da B777'ler kullanılır. Singapur merkezli kalarak, çevre ülkelere günübirlik seyahatler yapıyordum. O gece yaşayacağım tehlikenin sabahında da Jakarta Soekarno-Hatta Havalimanına crosswind ve windshear tehlikesine karşı son derece süratli inmiştik ve koca B747 pist sonunda zor durmuştu! Uzak Doğu'nun tropik fırtınaları, garip hava hareketleri bitmezdi ki !

Akşam saat 8’e geliyordu dönüş için tekrar havalimanına geldiğimde. Yağmur da hızını iyice artırmıştı. İlk kez bir B777’ye binecektim. Dinleyeceğim yepyeni uçuş sesleri ve teknoloji harikası bir kabin donanımı beni bekliyordu. Keşke gündüz olsaydı diye geçirdim içimden! Uzun uçuşlarda iki motorlu bir uçağın ne denli güvenli olduğunu hep sorgulamışımdır; ama 92 bin librelik Rolls-Royce motorlara sahip 7700 mil menzilli B777-212ER ile sadece 560 mil uçacaktık! Bugünse B777-240LR 110 bin librelik General Electric motorlarıyla 19 saat havada kalabiliyor. Örnek vermek gerekirse, New York'tan Singapur'a -12 zaman dilimi geçerek- 9500 mil direkt uçabiliyor; ama ben aynı uçuşu -dört adet 53 bin librelik Rolls-Royce motora sahip- A340-541'le yapmayı tercih ederim! Neyse, normal kalkışımızı ve tırmanışımızı yaptık. 20 dakika kadar sonra da hostesler ikrama başladı. Koca uçak ağzına kadar doluydu. Birden bir patlama oldu ve tüm kabin karanlığa büründü! İnsanların çığlığı, feryatları inanılmazdı! Yanımdaki adam üzerimden koridora attı kendini. Nereye gidecekse!! Hiç kıpırdamıyordum. Ne olmuş olabileceğini düşünüyordum. Ne motor sesinde ne de irtifada bir sorun yoktu. Kaptan ya da hostesler de bir anons yapmıyordu! Kısa bir süre sonra bazı lambalar yandı. Nispeten karanlıktan kurtulduk. İnsanlar hostesleri çağırarak ne olduğunu soruyorlardı. Onların da sağlıklı bilgileri yoktu. Bense hostesleri yakalamaya çalışmaktan ziyade koca kuşu dinliyordum. Yavaş yavaş irtifasını ve hızını düşürüyordu. En belirgin değişiklik ise kabinde artan ısıydı. Belli ki sorun Basınç Kontrol-Klima Sistemi'nden kaynaklanmıştı. Sizleri biraz bilgilendireyim: Uygun kabin basıncı, klima sisteminin motordan aldığı basınçlı havayı temizleyip ayarlanmış basınçta ve sıcaklıkta kabine vermesiyle oluşur. Bu karmaşık sistemde outflow valve denilen elektro mekanik bir sübap, kontrol sensörleri ve de kokpitteki kontrol paneli bulunur. Ayrıca uçağın içine devamlı hava basan ve yapısı itibarıyle de devamlı hava kaçıran ve böylece havası devamlı tazelenen metal tüpler vardır. Muhtemelen bu tüplerden birinde arıza olmuştu. Garip olan ise ne kokpitten ne de kabin personelinden bir açıklama gelmemesiydi. Loş kabinde kimseden ses çıkmıyordu! O derin sessizlikte -tam zamanında- sorunsuzca Singapur'a indik. Yanaştığımız körükteki display'de uçağın Chennai-Madras'a devam edeceği yazıyordu; ama karşısında da kocaman bir DELAYED (gecikme) yazısı vardı. Belli ki başka bir uçak verilecekti.

Ben yine Pollyanna'cılık oynamış ve bu ürkütücü uçuşun bile ne müthiş bir deneyim olduğunu düşünmüştüm. O anları, arıza teşhisimi babamla paylaşmak için sabırsızlanıyordum. 19 gün sonra döndüğüm Türkiye'de anlattıklarım ve muhtemel arıza tespitimden sonra babam göğsüme bröve taktı, "Sen uçaktaki gizli pilotsun." dedi. Nur içinde yat Kaptanım. Senin evladın olmak, seninle uçmak, seninle havacılığı konuşmak bir ayrıcalıktı.

Bugün ailemizden, Pegasus’ta iki baba iki oğul, dört kaptanımız ve SunExpress’te de bir kaptanımız uçuyor.

Satırlarımı Pegasus'tan Tayfun Kaptan'ın havacılıkla ilgili bir öngörüsüyle bitireyim:

Gece aydınlığa, gündüz karanlığa girmeyeceksin !

 

Cemile Torun bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

Günaydın,iyiyiz diyeceğiz ki iyi olalalım.Cemiyette pişiyoruz cemiyette şarkısı gelir aklıma.Dünyaya da medrese eğitimi alınan bir yer olarak bakılırsa fazla da üzülmeyelim.Aslolan insan ruhunun eğitimidir.Gelişeceğiz arınacağız ve sevgi tohumunu yeşerteceğiz.Tabii ki bizi anlayan insanların yanımızda olmaları bizi daha mutlu kılar ona ne şüphe .Ama biz bu dünyaya niye geldiğimizi de unutmayalım. Gençliğimden beri düşünürüm sevdiklerimin bu dünyadan ayrılmalarını bir türlü kabul edememişimdir elde ne kalır ki demişimdir ve sonra kendi kendme sormuşumdur.O halde burada yani dünya üzerinde yaşamamızın da bir nedeni olmalı yani bir sır bir giz var onu çözmeden dünyayı terketmemeli insan.Ve bunun üzerine araştırmalarım olmuştur.Ye iç yat kalk tek düze hayat ne verir ki insana.Dünya üzerinde olumsuzluklar hep olacaktır.Değişme kanunu,geçmişe bakıldığında onlarca medeniyet belki de günümüzden daha ileri olanları da vardı hepsi de yok oldu.Sayfam bitti daha sonra tekrar yazayım.HOŞÇAKAL

pinar öner 
 29.03.2015 7:17
Cevap :
Uzun yaşamak için ne yaparsak yapalım, gün geldiğinde tanrı katına çıkacağız hepimiz. O nedenle rahat olmak gerek. Bana göre; soluduğumuz hayat öldükten sonraki hayatın hamilelik dönemi ve biz ölmeyeceğiz, yeni bir yaşama doğacağız! Teşekkürler, sevgiler.  01.04.2015 5:48
 

Bugünlerde blog ortamından uzaktayım. Belirli bir nedeni de yok, tamamen duygusal! :-) Posta kutumu yere seren bir yığılma var ve hafifletme zamanı geldi. Blog habercimden söz ediyorum elbette. Yedi yıl çeşitli havayollarında yerde harekat memuru ve son olarak ta istasyon şefi olarak çalıştım; İstanbul H.Y., Saarland H.Y. ve Sunways'te noktaladım. O zamanlar uçakta evdeymişçesine rahattım ama şimdi oldukça tedirginim. İki yıl önce uçapın kapısından döndüm ve Ankara'ya arabamla gitmek zorunda kaldım. Bir yıl süreli bir ilaç tedavisinin ardındasn iyiyim ama uçağa binebilir miyim bilmiyorum. Fransız Caravelle, Boeing 727-200, 737-400, MD-83, ve A-320 tipi uçakların içini gördüm. Biliyorsunuzdur, 90'lı yıllarda 727-200'ler çok gürültülü olduğu için Avrupa'da uçuşu yasaklanmıştı. MD-80 serisi ise çok sevimliydi. Beni o günlere götürdünüz. Böyle bir çocukluğa karşın pilot olmamanız ise ilginç. Herşey sizi o yola sürüklemiş aslında. Selamlar.

Güz Özlemi 
 11.03.2013 16:20
Cevap :
Ben de geçen sene 5 ay ara vermiştim. Arkadaşlarım eski bloglarıma yorum yapar ve cevap veremem diye tüm bloglarımı da çekmiştim. Ara sıra reset atmak iyi gelebiliyor! Uçak korkusu mu oluştu sizde? Ben 5 yaşımdan beri babamla uçtuğum için o korkuyu hiç tanımadım. İstanbul Hava Yolları'nın "Mine" adlı Caravelle'i Yeşilöy'de Havacılık Müzesi'nde. Bence B737-200'lerin CFM motoru çok daha gürültülüydü. B707'leri hatırlar mısınız? Kapkara egzoz çıkarırdı motorlarından!! Ben B727'leri severdim. Tüm arkadan motorlu uçaklar gibi kabinin ön bölümleri sessiz, arkası gürültüden yıkılırdı. MD-83'ler özellikle karlı bölgelerde çok başarılıdır ve Kutup Çizgisi'ne yaptığım bir uçuşun fotoğraflarını mail'le göndereyim size. Ailede yeterince pilot var ve benim yolcu kalmam onların denetlenmesi açısından doğru karardı:)) Teşekkürler, sevgiler.  11.03.2013 18:21
 

Havacılığın senin için ne demek olduğunu iyi biliyorum! Hemen her uçuştaki kokpit ziyaretlerinden ve tereciye tere satmalarından bahsetmemişsin ama:) Allah vermesin, pilotların başına bir şey gelse rahatlıkla indirirsin sen uçağı. Keşke Courchevel ve Lukla uçuşlarını da anlatsaydın, arkadaşlarına çok ilginç gelebilirdi. Uçuş korkum yok aslında ama geçen hafta Antalya'ya uçarken türbülansın içinde sanki kuyuya düşmüş gibi olduk:( Anlaşılan senin gri Antalya'n pek memnun olmadı ziyaretimizden:(

Elçin Oltulu Şahin 
 30.01.2013 12:05
Cevap :
A evet, özellikle THY uçuşlarımda -eğer tanımadığım bir uçak tipiyse- kokpite misafir olabiliyorum! Tereciye tere satma şansı da doğuyor tabii:) Kokpitini görmediğim uçak kalmadığı için de yıllardır kabini terk etmiyorum:) Haklısın, Courchevel ve Lukla dünyanın en zor havaalanları ama onların anlatımını görsellerle beslemek gerekir ki o konuda Necip Bey ve Selek Hoca'm tecrübeli. Ayrıca, herkes de havacılıktan hoşlanmayabilir ve NatGeo'dan kaçmış gibi olmasın(dı) blog'um:) Evet, Antalya'nın seni ve Selen'i sevmediği kesin:)) Gitmeyin siz de bir daha:)  30.01.2013 15:24
 

Usta; Gerçi bu Usta-Aga unvanları bazı ibibik blog yazarları tarafından hasetle karşılanıp, bir taraflarını yırtarak blog yazsalar da, ben yine de hak edene bu tarz yaklaşımda bulunmaya devam edeceğim. Teknik ayrıntıyı çok anlamasam da bende 8 defa uçağa bindim. En uzun uçuşum Frankfurt Havaalanı olmuştu İstanbul’dan. Yaşadığım en feci olay balayına giderken uçağın 25- 30 dakika kadar hava boşluğu tabir edilen durumda kalıp, iç organlarıma kadar sarsıldığım anlardı. Ama yanımda eşim olduğundan serde erkekliğe zayiat vermemek için, kendimi koridora atmadım. Uçaklarda benim en hasta olduğum an o kalkmadan önce aldığı yüksek hız…Müthiş bir etki…Göğüs kafesin sırtına yapışıyor gibi oluyor ya usta, yok böyle bir zevk ya…Varda tabi burada yazmaya gerek yok…Sen beni anladın.Ve o müthiş hızdan önce ayaklarının yerden kesilip, insanlıktan kuşluğa terfi ettiğin an…Avar avaz bağırma hissi…Normal yörüngesine girmesi için uçağın havada yaptığı manevralar …kanadın biri aşağıda biri yukarda …olamaz …aniden bir boşluğa düşme hissi. Ara sıra kulağımıza gelen o mekanik sesler… Ve inerken tekerleklerin yere temasında yolculardan kopan alkış tufanı…Uçmak güzel şey be usta… Yazını bir çırpıda okudum.Oysa ben işim ve zamanım gereği bu kadar uzun yazıları okuma fırsatım olmuyor, ama çok zevkli ve farklı bir yazı idi. Farkını bir kez daha ortaya koydun. Daha önce de Anadolu’ya yaptığın bir seyahati okumuştum. Tecrübelerini ve yaşanmışlıklarını okumak keyif verici. Saçma sapan çekişmelere dalmadan, abuk subuk söylemlerden ve polemiklerden beslenmeden, nasıl saygın olunabilineceğinin tapu senedi gibi yazıların. Merakla ve heyecanla takibindeyim. Seni önereceğim diyeceğim ama benim seni önermem büyük hadsizlik olur be usta. Sağlıcakla…Askere selam…

Cumhur Milletoğlu 
 30.01.2013 11:53
Cevap :
FRA Avrupa'nın en yoğun havalimanlarından biri. Benim de on uçuşumun sekizinde aktarma yaptığım nokta. Şehrin içinde olması da onu ayrı bir cazibe merkezi kılıyor! Türbülanstan korkmana gerek yok dostum. Normal seyir halinde o teknoloji devine gücü yetmez ama iniş anındaki crosswind (çapraz rüzgar) ya da windshear (uçağa tepeden basıp yere yapıştıran rüzgar) uçağı düşük hızda yakaladığı için ciddi tehlike yaratır. Gerçi erken uyarı sistemleri bu konuda yardımcıdır. Uçaklar ağırlıklarına ve tiplerine göre farklı hızda ve mesafede kalkarlar ama dolu bir A321 ve B737'nin kalkış hızı 130-160 knot (230-275km) civarındadır. Kalkış hızını ve mesafesini uçağın ağırlığına göre bilgisayar tespit eder. Yanlış bir hesaplama stall (perdövites) oluşturur ve uçak havada tutunamaz (Birgen Air kazası 1996) O nedenle check-in esnasında -kendi emniyetimiz için- valizlerimizi, çantalarımızı gizlemeden beyan etmeliyiz! Teşekkürler, sevgiler.  30.01.2013 15:12
 
Toplam blog
: 462
Toplam yorum
: 8312
Toplam mesaj
: 0
Ort. okunma sayısı
: 1116
Kayıt tarihi
: 07.03.09
 
 

Ne güzel bloglar yazdık, ne muhteşem dostluklar kurduk; onlar kaldı baki... ..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster