Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

24 Ekim '08

 
Kategori
Tarih
Okunma Sayısı
1311
 

Voltaire, Türkiye ve Türkler...

Voltaire, Türkiye ve Türkler...
 

Fransız filozof Voltaire


Voltaire adını duymuşluğunuz vardır mutlaka. Ünlü Fransız filozof ve yazarı Voltaire, din ve ifade özgürlüklerinin yanı sıra, insan hakları konusundaki düşünceleri ve felsefi yazıları ile de belleğimizde yer etmiştir. 1694-1778 yılları arasında yaşamış olan Voltaire’in, gerçek adının François Marie Arouet olduğunu anımsayanlar da vardır diye düşünüyorum.

Voltaire, Fransız devrimi ve aydınlanma hareketine de büyük katkı sağlamış kişilerden biridir aynı zamanda.

Kırk yılı aşkın zamandır Belçika’da yaşayan, ağabeyim Yaşar Tümbaş’tan geçtiğimiz günlerde e-posta adresime bir ileti geldi. İlgiyle okuduğum bu iletiyi, hoş görünüze sığınarak Milliyet Blog üyesi dostlarımla da paylaşmak istedim.

“VOLTAIRE, TÜRKİYE ve TÜRKLER

ÜNLÜ FRANSIZ FILOZOFU VOLTAIRE, 18. YÜZYILDA TÜRKİYE’Yİ AVRUPANIN BIR PARÇASI OLARAK KABUL EDİYORDU!

Brüksel ‘ Thâtre du Parc” tiyatrosunda sahnelenen, 18. yüzyıl ünlü Fransız filozof ve romancısı Voltaire’in “Candide” isimli romanını okurken, dikkatimi çeken bir bölümü sizlerle paylaşmak istiyorum.

Roman, saf ve temiz yürekli gezgin “Candide”’in yaşadığı terslikleri, gülünç ve çileli anları ve çektiği acıları anlatıyor.

Romanda en çok dikkatimi çeken Türkiye ve Türkleri anlatan sayfa oldu. Hemen o bölümden alıntı yapmak istiyorum:

” Seyahat etme arzusu ile yanıp tutuşuyordum . Avrupa turumu Türkiye’de noktalamak istiyordum. (dikkat edin , 18 yüzyılda bir Fransız yazarı Türkiye’yi Avrupa’nın bir parçası olarak kabul ediyor!) Yola koyulduk arkadaşımla beraber . Yol arkadaşıma “ şu Türkler vaftiz edilmemiş hiristiyanlar gibi inançsiz hatta engizisyon papazlarından daha gaddar insanlar olsalar gerek ! “ diye söylendim .Ve ekledim:” aman ha ! bu müslüman ülke Türkiye’de çok dikkatli olalım, hiç öyle suya sabuna dokunan laflar etmeyip susmayı tercih edelim” !

Ve Türkiye’ye vardık . Bir de ne görelim: Türkiye’de bizim Fransız Candie şehrinden daha fazla kilise varmış ! Şaşırıp kaldık doğrusu ! Bir sürü keşiş, gayet serbest bir ortamda, Meryem ana resmi önünde diz çöküp kimisi Yunanca, kimisi Latince, bazıları da Ermenice dua ediyorlar ...

Bu inanılmayacak tablo karşısında “ Aman yarabbi bu Türkler ne kadar iyi insanlarmış “ diye bağırdım ! Oysa ki Yunanlı ya da latin hristiyanlar Konstantinapolis (İstanbul)’da birbirlerine öldüresiye düşman idiler ! Birbirlerine saldırıyorlardı sokaklarda ! Bu tutsaklar İstanbul sokaklarında aynı kudurgan köpekler gibi birbirlerini öldürüyorlardı !

Büyük vezir ( sadrazam) yunanlıları koruyordu . Yunan baspiskoposu beni latin başpiskoposunun evinde akşam yemeği yediğim için cezalandırdı!"

Candide, serüven dolu bir çok olaydan sonra ( buna sünnet edilme tehlikesi dahil!) Türkiye’den ayrılıp İran’a doğru yola çıkar...

Giderek ülkemizde de yaşanan ve artmaya başlayan çirkin, yoz, hoşgörüsüz davranışlar; düşmanca bakışlar, kavgalar, olaylar karşısında acı ve keder içinde düşünüyorum. Artık 21. yüzyıldayız ve AB’ye aday olmuş bir ülkede yaşıyoruz... Bu denli bağnaz ve hoşgörüsüz bir toplum durumuna düşürülmekten kaygı duyuyorum. Ülkemizin değerini bilmeliyiz. Başka bir Türkiye yok; bu güzelim yurdumuzda sevgi, barış duyguları içinde, kardeşçe, özgürce ve uygarca yaşamayı savunmalıyız. Bu güzel erdemleri yaşama geçirmeliyiz.

Yaşar Tümbaş “

Ayten Dirier, Muharrem Soyek bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
 
 

İbret verici gerçekten...

Kerim Korkut 
 21.07.2015 5:13
 

yazınızı ilgiyle okuduktan sonra kaygılarınıza katıldığımı dile getirmek istedim. Sanırım kendi değerlerimizin farkına varmak gerekiyor. Kaybettikten sonra hiç bir anlamı yok.

dilber noyan 
 25.10.2008 19:38
Cevap :
Dilber hanım öncelikle ilginize teşekkür ederim. Kaygımız ortak. Aklı başında herkesin duyduğu ortak olgu. Kuşkusuz kendi değerlerimizin ayrımına varamadığımız için, güzel alışkanlıklarımız, sıcak geleneklerimiz, dostça ilişkilerimiz elimizin altından kayıp gidiyor. Önemli olan güzellikleri yitirmeden değerini bilmek, anlamını kavramak… Dostlukla…  25.10.2008 21:08
 

Her açanın okuması ve kolayca bulunması gereken bir yazı. Önerilerime alıyorum.

Muharrem Soyek 
 25.10.2008 14:24
Cevap :
Sayın Soyek, İlginize, ilgilenmenize sevindim. Sağolun. Yazılarımızda hiç olmazsa güzel şeyleri de paylaşabilelim. Olumlu, olgun, umut ve sevgi dolu yazışmalarımızı paylaşalım. Katkınıza teşekkür ederim. Sevgi ve saygıyla.  25.10.2008 19:05
 

18.yuzyil diyorsunuz yani 1700lu yıllar o zaman bakın türk toprakları nereye kadar zaten avrupanın yarısı osmalı topragıydı musaade edin ki o zaman da bizi avrupada saysınlar.olayları zamana göre degerlendirmek gerek.o tarihteki olay su an degerlendirilemez o tarihte degerlendirilebilir ya da o zamanı düşünerek şimdi degerlendirebilir.

ahmet hasan 
 25.10.2008 12:46
Cevap :
Sayın Ahmet Hasan, 1700’lü yıllarda Osmanlı topraklarının nereleri kapsadığını biliyorum. Amacım bir tarih bilgisi vermek, bilgiçlik taslamak değildi elbette. Bir yazarın romanında Türklerin doğru biçimde, hoşgörülü yanlarıyla anılması ve yansıtılmasıydı. Bugüne bakınca, bu ve benzeri güzel olgulardan, geleneklerden giderek uzaklaşılmasından duyulan kaygı, üzüntü vurgulamasıydı. Düşünceleriniz, görüşleriniz için teşekkür ediyorum.  26.10.2008 17:26
 
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 178
Toplam yorum
: 278
Toplam mesaj
: 85
Ort. okunma sayısı
: 1409
Kayıt tarihi
: 01.06.08
 
 

1946 yılında Gaziantep’in Oğuzeli ilçesinde doğdum. İlkokulu aynı ilçede, ortaokulu Ceyhan’da, li..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster