Mlliyet Milliyet Blog Milliyet Blog
 
Facebook Connect
Blog Kategorileri
 

29 Haziran '09

 
Kategori
Edebiyat
Okunma Sayısı
1134
 

Yalnızlığın önlenemez yükselişi

Yalnızlığın önlenemez yükselişi
 

“Yalnızlık paylaşılmaz / Paylaşılsa yalnızlık olmaz”
ÖZDEMİR ASAF

Yalnızlığı “düşlerin, dış dünya gerçekleri ile uzlaşamayan içselliğin, dış etkenlerle kimsesizliğe itildiği nokta” olarak tanımlayanlara da katılmamak olanaksız. Yalnız kalmayı seçen, yalnızlıkla bütünleşen, yalnızlığı yaşamıyla özdeşleştiren insanların sayısını azımsamamak gerekir. İşlevsiz, üretimsiz, karamsar, dış dünyadan kendini soyutlamış, yaşamdan kopuk bir yalnızlığı savunmak elbette olanaklı değil.

Ahmet Necdet “Sana bir sorum var; yalnızlık nedir / Kökleri tarihin neresindedir / Kanun koyucular bilir mi dersin / Yalnızlık hammurabi’den eskidir” dediğine göre, yalnızlığın tarihi de insanlık kadar eskidir. Hilmi Yavuz “Yalnızlık bir tarihtir ikimiz / Dururuz odalarda bir giysi gibi / En kalın soluklarla çekiyor ipi / Kim bilir kimlere kalmışlığımız” dizeleriyle yalnızlık tarihine bir yorum getirir.

Bence yalnızlığı en iyi anlatan, derinine giren, dize dize insana sunan en usta yorumcular gene de şairlerdir. Şairlerin duyumsadıkları, yaşadıkları yalnızlık kavramında sessizlik, ıssızlık, hüzün, ayrılık kadar; özlem, tutku, sevgi, sevi de vardır.

Yalnızlık üstüne söz açılır da yalnızlık ustası Özdemir Asaf anımsanmaz mı? “Yalnızlık Paylaşılmaz” şiirini usuna getirenleri görür gibi oluyorum. Hadi hep birlikte o dizeleri paylaşalım: “Yalnızlık, yaşamda bir an, / Hep yeniden başlayan... / Dışından anlaşılmaz. / Ya da kocaman bir yalan, / Kovdukça kovalayan... / Paylaşılmaz. / Bir düşün'de beni sana ayıran / Yalnızlık paylaşılmaz / Paylaşılsa yalnızlık olmaz.”

Sevdiğim şairlerden Sabahattin Kudret Aksal da “Yalnızlık Hali”ni bir başka anlatır: “Akşam oldu mu bir kamyon / Bütün dostları alır gider / Bir başına kor / Seni ovanın ortasında / Sonra birden kuru / Kupkuru bir rüzgâr eser / Sevdanla özleminle geçmişinle / Artık başbaşasın
Henüz ışımaya başlayan / Yıldızlara bakar bakarsın da /

Bir türkü tutturayım dersin / Tutturamazsın / Öyle bir efkâr basar ki / Bıçak açmaz ağzını”

Şükran Kurdakul “Bir Yürekten Bir Yaşamdan” kitabındaki “Elimdeyken” adlı şiirinde “yalnızlığı koluna tak / içine çek baharı / hayal kur düş gör / elindeyken yaşamak” derken, karamsar değil, tersine umudu da içeren bir sesi iletir okurlarına.

Yalnızlık üzerine şairlerimizin yazdıklarını toplasak, koca ciltler oluşturur. Cahit Sıtkı Tarancı, Attila İlhan, Orhan Veli, Cahit Külebi, Turgut Uyar, Onat Kutlar, Ümit Yaşar Oğuzcan, Ahmet Necdet, Hilmi Yavuz, Ahmet Uysal, Ahmet Telli, Mustafa Şerif Onaran, Feyzi Halıcı, Ataol Behramoğlu, Hüseyin Yurttaş, Murathan Mungan, Ahmet Erhan, Sunay Akın…

Biraz daha genellersek, her şairin yalnızlık üzerine birçok şiiri ya da en azından bir çok dizesi vardır diyebiliriz. Önemli olan yalnızlığı gerektiğince, gereği kadar kullanmak… Gene de bu konuda yalnızlığı en iyi şairler anlamışlar, en güzel onlar dillendirmişler. Yalnızlığı hem izlek olarak, hem de yaşam biçimi olarak algılayan, içselleştiren, onunla bütünleşen yazar, şair çok insan olmalı. Hatta bu olguyu kitabına ad yapan yazar ve şair sayısı da epeyce var diye biliyorum. Örneğin yabancı yazarlardan Gabriel Garcie Marques’in YÜZ YILLIK YALNIZLIK, Semih Gümüş’ün YAZARIN YALNIZLIK BURCU adlı deneme kitabı, Tuna Kiremitçi’nin BU İŞTE BİR YALNIZLIK VAR, Oktay Akbal’ın YALNIZLIK BANA YASAK adlı romanı, Cengiz Yörük’ün öykülerini topladığı YALNIZ KALANLAR, Ömer Seyfettin’in YALNIZ EFE adlı romanı, Aydın Hatipoğlu’nun YALNIZ KARANFİL SOKAĞI adlı şiir kitabı hemen anımsadıklarım arasında.

Birkaç yıldır şiirlerini Pencere, Dize, Agora, Şiir Ülkesi, Akatalpa, Kum, İmgelem, İle, Ünlem, Broy dergilerinde beğeniyle izlediğim, Hülya Deniz Ünal da “SU YALNIZLIĞI” adını verdiği şiir kitabında, yalnızlığın “ton farkı”nı yakalamaya çalışır. İlk şiir kitabı “Hayatın Yerine Harfler”den sonra “Su Yalnızlığı”nda şiirini sağlama alır. Ustaca kurgulanmış dizelerle, şiire biçtiği anlam kumaşının terzisi olur sanki.

Ünal, kuşkusuz şiirinin doğru, güvenli, sağlıklı gelişmesine katkı sağlayan, yüreklendiren şair dostları Mahzun Doğan'ı, Veysel Çolak'ı da unutmuyor ve dizelerinin arasına saygıyla yerleştiriyor:“Mahzun bir çocukla muşmula topluyoruz dalından, şiir yerine / koluna giriyorum Veysel’in, şiire çıkıyorum / başımı adanın ışıklı yolunda, balıkların omzuna / bir insanın temeli böyle mi çatlıyor İlkay?” (S/AYIKLAMALAR s.58)

Doğrusu ben de sevdim Hülya Deniz Ünal’ın şiirlerini.Şiirle zamanı, insanı, yaşamı, “telaşlı bir çocuğun uslanmaz merakı”yla sorguluyor. Üstelik bu işi yaparken soyutlamalara yelken açmadan, yaşamla bütünleşerek söylüyor şiirini: “işbirlikçi bir rüzgâr, çekiyor saçlarımdan / ötelere savuruyor, yalnızlığa… Şiire!”

Etki/Dize Yayınları arasında çıkan kitabın kapak ve şairin fotoğrafını genç bir şair kardeşimiz Ertan Yılmaz çekmiş. Dizgi ve düzeltisini yapan da güçlü bir şair dostumuz; Veysel Çolak.

Yalnızlıkla başladık gene yalnızlık üzerine Hülya Deniz Ünal’ın şiiriyle bitirelim yazımızı ve ona yaşamla bağdaşan, yaşamla güzelleşen bir büyük yalnızlık dileyelim:

Hangi dilden konuşur

serin su kıyıları

rüzgârın şımarttığı otlar

şelale şarkısıyla çınar

söğütle öpüşe öpüşe

kapısı bahara kilitli kiraz

yaralı bir martıyla ne?

Kapanır kitap, alınır

acının darası, uzanır harfler.

Olsam olsam kelimeye tutuklu

sessiz harflerden olurum

ya da kıyısız / kara bir deniz

başka ne?

Kapanmış yaralar gibi ölüm

üstü sessizlik!”

Abdülkadir Güler bu blog'u önerdi.

Önerilerine Ekle Beğendiğiniz blogları önerin, herkes okusun.

 
Tıklayın, siz de blog yazarı olun! Aklınızdan geçenleri paylaşın!
Facebook hesabınızla yorum yapın, daha çabuk onaylansın!
Toplam blog
: 178
Toplam yorum
: 278
Toplam mesaj
: 85
Ort. okunma sayısı
: 1439
Kayıt tarihi
: 01.06.08
 
 

1946 yılında Gaziantep’in Oğuzeli ilçesinde doğdum. İlkokulu aynı ilçede, ortaokulu Ceyhan’da, li..

 
 
Yazarı paylaş
  • Tümünü göster